26-es-SUARÂ

26-es- Şuara Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı



Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet),
Medine'de nâzil olmustur. "Suarâ", sairler demektir; 224. âyetinde sairlerden sözedildigi için, sûre bu ismi almistir. Muhaliflerin Kur'an'a karsi ileri sürdükleri iddialarindan biri de, onun bir sair tarafindan meydana getirilmis oldugu idi. Iste Kur'an, Hz. Peygamber'in irsadi ile daha önceki peygamberlerin irsadlarinin özde birlestigini ve Kur'an'in bir sair eseri olmadigini isbat ederek, bu iddiayi çürütmekte ve reddetmektedir.


Şuara Suresinin Türkçe anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Tâ. Sîn. Mîm. 

2. Bunlar, apaçik Kitab'in âyetleridir. 

3. (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kiyacaksin! 

4. Biz dilesek, onlarin üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunlari egilip kalir. 

5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni ögüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler. 

6. Üstelik (ona) "yalandir" derler; fakat alay edip durduklari seylerin haberleri yakinda onlara gelecektir. 

7. Yeryüzüne bir bakmazlar mi! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetistirdik. 

8. Süphesiz bunlarda (Allah'in kudretine) bir nisâne vardir; ama çogu iman etmezler. 

9. Süphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

10. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (baslarina gelecekten) sakinmayacaklar mi onlar? diye seslenmisti. 

11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (baslarina gelecekten) sakinmayacaklar mi onlar? diye seslenmisti. 

12. Musa söyle dedi: Rabbim! Dogrusu, beni yalancilikla suçlamalarindan korkuyorum. 

13. (Bu durumda) içim daralir, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver. 

14. Onlarin bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum. 

15. Allah buyurdu: Hayir (seni asla öldüremezler)! Ikiniz mucizelerimizle gidin. Süphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her seyi) isitmekteyiz. 

16. Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz; 

17. Israilogullarini bizimle beraber gönder. 

18. (Kendisine Allah'in emri teblig edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alip büyütmedik mi? Hayatinin birçok yillarini aramizda geçirmedin mi? 

19. Sonunda o yaptigin (kötü) isi de yaptin. Sen nankörün birisin! 

20. Musa: Ben, dedi, o isi o anda sonunun ne olacagini bilmeyerek yaptim. 

21. Sizden korkunca da hemen aranizdan kaçtim. Sonra Rabbim bana hikmet bahsetti ve beni peygamberlerden kildi. 

22. O nimet diye basima kaktigin ise, (aslinda) Israilogullarini kendine kul köle etmendir. 

23. Firavun söyle dedi: Âlemlerin Rabbi dedigin de nedir? 

24. Musa cevap verdi: Eger isin gerçegini düsünüp anlayan kisiler olsaniz, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunan her seyin Rabbidir. 

25. (Firavun) etrafinda bulunanlara: Isitiyor musunuz? dedi. 

26. Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarinizin da Rabbidir. 

27. Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi. 

28. Musa devamla sunu söyledi: Sayet aklinizi kullansaniz (anlarsiniz ki), O, dogunun, batinin ve ikisinin arasinda bulunanlarin Rabbidir. 

29. Firavun: Benden baskasini tanri edinirsen, andolsun ki seni zindanliklardan ederim! dedi. 

30. Musa: Sana apaçik bir sey getirmis olsam da mi? dedi. 

31. Firavun: Dogru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karsilik verdi. 

32. Bunun üzerine Musa asâsini ativerdi; bir de ne görsünler, asâ apaçik koca bir yilan (oluvermis)! 

33. Elini de (koynundan) çikardi; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir sey oluvermis)! 

34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, dogrusu çok bilgili bir sihirbaz! 

35. Sizi sihiriyle yurdunuzdan çikarmak istiyor. Simdi ne buyurursunuz? 

36. Dediler ki: Onu ve kardesini egle ve sehirlere toplayici görevliler gönder; 

37. Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler. 

38. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi. 

39. Halka: Siz de toplaniyor musunuz (haydi hemen toplanin), denildi. 

40. (Firavun'un adamlari:) Eger üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyariz, dediler. 

41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Sayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardir degil mi? dediler. 

42. Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç süphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksiniz. 

43. Musa onlara: Ne atacaksaniz atin! dedi. 

44. Bunun üzerine iplerini ve degneklerini attilar ve: Firavun'un kudreti hakki için elbette bizler galip gelecegiz, dediler. 

45. Sonra Musa asâsini atti; bir de ne görsünler, onlarin uydurduklarini yutuveriyor! 

46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandilar. 

47. "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler. 

48. "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" . 

49. Firavun, (kizginlik içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri ögreten büyügünüzmüs o! Ama simdi (size yapacagimi görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarinizi çaprazlama kestirecegim, hepinizi astiracagim! 

50. "Zarari yok, dediler, (nasil olsa) biz süphesiz Rabbimize dönecegiz." 

51. "Biz, ilk iman edenler oldugumuz için Rabbimizin hatalarimizi bagislayacagini umariz." 

52. Musa'ya: Kullarimi geceleyin yola çikar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik. 

53. Firavun da sehirlere (asker) toplayicilar gönderdi: 

54. "Esasen bunlar, sayilari az, bölük pörçük bir cemaattir." 

55. "(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmislerdir." 

56. "Biz ise, elbette uyanik (ve yekvücut) bir cemaatiz." (diyor ve dedirtiyordu). 

57. Ama (sonunda) biz onlari (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pinarlardan, çikardik. 

58. Hazinelerden ve degerli bir yerlerden. 

59. Böylece, bunlara Israilogullarini mirasçi yaptik. 

60. Derken (Firavun ve adamlari) gün dogumunda onlarin ardina düstüler. 

61. Iki topluluk birbirini görünce, Musa'nin adamlari: Iste yakalandik! dediler. 

62. Musa: Asla! dedi, Rabbim süphesiz benimledir, bana yol gösterecektir. 

63. Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarildi (on iki yol açildi), her bölük koca bir dag gibi oldu. 

64. Ötekilerini de oraya yaklastirdik. 

65. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik. 

66. Sonra ötekilerini suda bogduk. 

67. Süphesiz bunda bir ibret vardir; ama çoklari iman etmis degillerdir. 

68. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

69. (Resûlüm!) Onlara Ibrahim'in haberini de naklet. 

70. Hani o, babasina ve kavmine: Neye tapiyorsunuz? demisti. 

71. "Putlara tapiyoruz ve onlara tapmaya devam edecegiz" diye cevap verdiler. 

72. Ibrahim: Peki, dedi, yalvardiginizda onlar sizi isitiyorlar mi? 

73. Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mi? 

74. Söyle cevap verdiler: Hayir, ama biz babalarimizi böyle yapar bulduk. 

75. Ibrahim dedi ki: Iyi ama, neye taptiginizi (biraz olsun) düsündünüz mü? 

76. ''Ister siz , ister eski atalariniz'' 

77. Iyi bilin ki onlar benim düsmanimdir; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur); 

78. Beni yaratan ve bana dogru yolu gösteren O'dur. 

79. Beni yediren, içiren O'dur. 

80. Hastalandigim zaman bana sifa veren O'dur. 

81. Benim canimi alacak, sonra beni diriltecek O'dur. 

82. Ve hesap günü hatalarimi bagislayacagini umdugum O'dur. 

83. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat. 

84. Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anilmak nasip eyle! 

85. Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kil. 

86. Babami da bagisla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapiklardandir. 

87. (Insanlarin) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. 

88. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. 

89. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur). 

90. (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklastirilir. 

91. Cehennem de azginlara apaçik gösterilir. 

92. Onlara: Allah'tan gayri taptiklariniz hani nerede? denilir. 

93. Size yardim edebiliyorlar mi veya kendilerine (olsun) yardimlari dokunuyor mu? . 

94. Onlar ve azginlar oraya tepetaklak (cehenneme) atilirlar. 

95. Iblis bütün ordulari da. 

96. Orada birbirleriyle çekiserek söyle derler: 

97. Vallahi, biz gerçekten apaçik bir sapiklik içindeymisiz. 

98. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile esit tutuyorduk. 

99. Bizi ancak o günahkârlar saptirdi. 

100. ''Simdi artik bizim ne sefaatçilerimiz var''. 

101. ''Ne de yakin bir dostumuz''. 

102. Ah keske bizim için (dünyaya) bir dönüs daha olsa da, müminlerden olsak! 

103. Bunda elbet (alinacak) büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

104. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancilikla suçladilar. 

106. Kardesleri Nuh onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

107. Bilin ki ben, size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

108. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

109. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

110. Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

111. Onlar söyle cevap verdiler: Sana düsük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! 

112. Nuh dedi ki: Onlarin yaptiklari hakkinda bilgim yoktur. 

113. Onlarin hesabi ancak Rabbime aittir. Bir düsünseniz! 

114. Ben iman eden kimseleri kovacak degilim. 

115. Ben ancak apaçik bir uyariciyim. 

116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taslanmislardan olacaksin! 

117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancilikla suçladi. 

118. Artik benimle onlarin arasinda sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar. 

119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (tasiyarak) kurtardik. 

120. Sonra da geri kalanlari suda bogduk. 

121. Dogrusu bunda büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

122. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

124. Kardesleri Hûd onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

125. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

126. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

127. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

128. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek egleniyor musunuz? 

129. Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi ediniyorsunuz? 

130. Yakaladiginiz zaman, zorbalar gibi mi yakaliyorsunuz? 

131. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

132. Bildiginiz seyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun. 

133. ''O size verdi : davarlar, ogullar". 

134. "Bahçeler çesmeler." (Allah'a karsi gelmek) den sakinin. 

135. Dogrusu sizin hakkinizda muazzam bir günün azabindan endise ediyorum. 

136. (Onlar) söyle dediler: Sen ögüt versen de, vermesen de bizce birdir. 

137. Bu, öncekilerin geleneginden baska bir sey degildir. 

138. Biz azaba ugratilacak da degiliz. 

139. Böylece onu yalancilikla suçladilar; biz de kendilerini helâk ettik. Dogrusu bunda büyük bir ibret vardir; ama çoklari iman etmezler. 

140. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

142. Kardesleri Sâlih onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

143. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

144. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

145. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

146. Siz burada, güven içinde birakilacak misiniz (sanirsiniz)? 

147. "Böyle bahçelerde, çesme baslarinda ?" 

148. "Ekinlerin, salkimlari sarkmis hurmaliklarin arasinda?" 

149. (Böyle sanip) daglardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapiyorsunuz). 

150. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

151. "O asirilarin emrine uymayin." 

152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapip dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin). 

153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! 

154. Sen de ancak bizim gibi bir insansin. Eger dogru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir. 

155. Salih: Iste (mucize) bu disi devedir; onun bir su içme hakki vardir, belli bir günün içme hakki da sizindir, dedi. 

156. Ona bir kötülükle ilismeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabi yakalayiverir. 

157. Buna ragmen onlar deveyi kestiler; ama pisman da oldular. 

158. Bunun üzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda, büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

159. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

160. Lût kavmi de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

161. Kardesleri Lût onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

162. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

163. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

164. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

165. Rabbinizin sizler için yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar içinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz! 

166. Rabbinizin sizler için yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar içinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz! 

167. Onlar söyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmislerden olacaksin! 

168. Lût: Dogrusu, dedi, ben sizin bu isinizden tiksinmekteyim! 

169. Rabbim! Beni ve ailemi, onlarin yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar. 

170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardik. 

171. Ancak bir kocakari müstesna. O, geride kalanlardan (oldu). 

172. Sonra digerlerini helâk ettik. 

173. Üzerlerine öyle bir yagmur yagdirdik ki... Uyarilanlarin (fakat yola gelmeyenlerin) yagmuru ne de kötü! 

174. Elbet bunda büyük bir ibret vardir; fakat çoklari iman etmezler. 

175. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

176. Eyke halki da peygamberleri yalancilikla suçladi. 

177. Suayb onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

178. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

179. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

180. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

181. Ölçüyü tastamam yapin, (insanlarin hakkini) eksik verenlerden olmayin. 

182. Dogru terazi ile tartin. 

183. Insanlarin hakki olan seyleri kismayin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karisiklik çikarmayin. 

184. Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun. 

185. Onlar söyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! 

186. Sen de, ancak bizim gibi bir besersin. Bilki, biz seni ancak yalancilardan biri sayiyoruz. 

187. Sayet dogru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yagdir. 

188. Suayb: Rabbim yaptiklarinizi en iyi bilendir, dedi. 

189. Velhasil onu yalanci saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabi yakalayiverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabi idi! 

190. Dogrusu bunda büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

191. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

192. Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. 

193. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirdi. 

194.Senin kalbine; uyaricilardan olman için, 

195. Apaçik Arapça bir dille. 

196. O, süphesiz daha öncekilerin kitaplarinda da vardir. 

197. Benî Israil bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil degil midir? 

198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, 

199. Bunu onlara o okusaydi, yine ona iman etmezlerdi. 

200. Onu günahkârlarin kalplerine böyle soktuk. 

201. Onun için, acikli azabi görünceye kadar ona iman etmezler. 

202. Iste bu (azap) onlara, kendileri farkinda olmadan, ansizin geliverecektir. 

203. O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir. 

204. (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabimizi mi çarçabuk istiyorlardi? 

205. Ne dersin! Eger biz onlari yillarca yasatsak. 

206.Sonra tehdit edilmekte olduklari (azap) baslarina gelse! 

207. Faydalandirildiklari nimetler onlara hiç yarar saglamayacaktir. 

208. Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarici (peygamberleri) olmustur. 

209. (Onlar)ihtar edilmistir ve biz zülmetmis degilizdir. 

210. O'nu (Kur'an'i) seytanlar indirmedi. 

211. Bu onlara düsmez; zaten güçleri de yetmez. 

212. Süphesiz onlar, vahyi isitmekten uzak tutulmuslardir. 

213. O halde sakin Allah ile beraber baska tanriya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun! 

214. (Önce) en yakin akrabani uyar. 

215. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadini indir. 

216. Sayet sana karsi gelirlerse de ki: Ben sizin yaptiklarinizdan muhakkak ki uzagim. 

217. Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. 

218. O ki, (gece namaza) kalktigin zaman seni görüyor. 

219. Secde edenler arasinda dolasmani da (görüyor). 

220. Çünkü her seyi isiten, her seyi bilen O'dur. 

221. Seytanlarin ise kime inecegini size haber vereyim mi? 

222. Onlar, günaha, iftiraya düskün olan herkesin üstüne inerler. 

223. Bunlar, (seytanlara) kulak verirler ve onlarin çogu yalancidirlar. 

224. Sairler(e gelince), onlara da sapiklar uyarlar. 

225. Baksana onlar her vâdide saskin saskin dolasirlar. 

226. Ve onlar yapamayacaklari seyleri söylerler. 

227. Ancak iman edip iyi isler yapanlar, Allah'i çok çok ananlar ve haksizliga ugratildiklarinda kendilerini savunanlar baskadir. Haksizlik edenler, hangi dönüse (hangi akibete) döndürüleceklerini yakinda bileceklerdir. 

Neml Suresinin Türkçe anlamı

27-en-NEML

27-en Neml Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı

neml suresi hakkında açıklamaBu sûre, Mekke'de nâzil olmustur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karinca demektir. 18. âyetinde,
Süleyman aleyhisselâmin ordusuna yol veren karincalardan söz edildigi için sûre bu ismi almistir.

27-en Neml Suresinin Türkçe anlamı

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'in, (gerçekleri) açiklayan Kitab'in âyetleridir. 

2.Iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. 

3. Onlar ki, namazi kilarlar, zekâti verirler ve ahirete de kesin olarak inanirlar. 

4. Süphesiz biz, ahirete inanmayanlarin islerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. 

5. Iste bunlar, azabi en agir olanlardir; ahirette en çok ziyana ugrayacaklar da onlardir. 

6. (Resûlüm!) Süphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her seyi bilen Allah tarafindan sana verilmektedir. 

7. Hani Musa, ailesine söyle demisti: Gerçekten ben bir ates gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getirecegim, yahut bir ates parçasi getirecegim, umarim ki isinirsiniz! 

8. Oraya geldiginde söyle seslenildi: Atesin bulundugu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kilinmistir! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! 

9. Ey Musa! Iyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'im! 

10. Asâni at! Musa (asâyi atip) onu yilan gibi deprenir görünce dönüp arkasina bakmadan kaçti. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. 

11. Ancak, kim haksizlik eder, sonra, isledigi kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karsi da) çok bagislayiciyim, çok merhamet sahibiyim. 

12. Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çiksin. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artik yoldan çikmis bir kavim olmuslardir. 

13. Mucizelerimiz onlarin gözleri önüne serilince: "Bu, apaçik bir büyüdür" dediler. 

14. Kendileri de bunlara yakînen inandiklari halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onlari inkâr ettiler. Bozguncularin sonunun nice olduguna bir bak! 

15. Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarinin birçogundan üstün kilan Allah'a hamd olsun, dediler. 

16. Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kus dili ögretildi ve bize her seyden (nasip) verildi. Dogrusu bu apaçik bir lütuftur. 

17. Süleyman'in, cinlerden, insanlardan ve kuslardan mütesekkil ordulari toplandi; hepsi birarada (onun tarafindan) düzenli olarak sevkediliyordu. 

18. Nihayet Karinca vâdisine geldikleri zaman, bir karinca: Ey karincalar! Yuvalariniza girin; Süleyman ve ordusu farkina varmadan sizi ezmesin! dedi. 

19. (Süleyman) onun sözünden dolayi gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdigin nimete sükretmeye ve hosnut olacagin iyi isler yapmaya muvaffak kil. Rahmetinle, beni iyi kullarin arasina kat. 

20. (Süleyman) kuslari gözden geçirdi ve söyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayiplara mi karisti? 

21. Ya bana (mazeretini gösteren) apaçik bir delil getirecek ya da onun canini iyice yakacagim yahut onu bogazlayacagim! 

22. Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmedigin bir seyi ögrendim. Sebe'den sana çok dogru (ve önemli) bir haber getirdim. 

23. Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlik eden, kendisine her sey verilmis ve büyük bir tahti olan bir kadinla karsilastim. 

24. Onun ve kavminin, Allah'i birakip günese secde ettiklerini gördüm. Seytan, kendilerine yaptiklarini süslü göstermis de onlari dogru yoldan alikoymus. Bunun için dogru yolu bulamiyorlar. 

25. (Seytan böyle yapmis ki) göklerde ve yerde gizleneni açiga çikaran, gizlediginizi ve açikladiginizi bilen Allah'a secde etmesinler. 

26. (Halbuki) büyük Ars'in sahibi olan Allah'tan baska tanri yoktur. 

27. (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Dogru mu söyledin, yoksa yalancilardan misin, bakacagiz. 

28. Su mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarina bak. 

29. (Süleyman'in mektubunu alan Sebe'melikesi,) "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup birakildi" dedi. 

30. "Mektup Süleyman'dandir, rahmân ve rahîm olan Allah'in adiyla (baslamakta) dir." 

31. "Bana bas kaldirmayin, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadir)". 

32. (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu isimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanimda olmadan (size danismadan) hiçbir isi kestirip atmam. 

33. Onlar, su cevabi verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savas erbabiyiz; buyruk ise senindir; artik ne buyuracagini sen düsün. 

34. Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayi perisan ederler ve halkinin ulularini alçaltirlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardir, dedi. 

35. Ben (simdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayim elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. 

36. (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince söyle dedi: Siz bana mal ile yardim mi ediyorsunuz? Allah'in bana verdigi, size verdiginden daha iyidir. Hediyenizle (ben degil) siz sevinirsiniz. 

37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karsi koyamiyacaklari ordularla gelir, onlari muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çikaririz! 

38. (Sonra Süleyman müsavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtini bana getirebilir? 

39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamindan kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu ise gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. 

40. Kitaptan (Allah tarafindan verilmis) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açip kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtini) yanibasina yerlesmis olarak görünce: Bu, dedi, sükür mü edecegim, yoksa nankörlük mü edecegim diye beni sinamak üzere Rabbimin (gösterdigi) lütfundandir. Sükreden ancak kendisi için sükretmis olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir seye ihtiyaci yoktur, çok kerem sahibidir. 

41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtini bilemeyecegi bir hale getirin; bakalim taniyacak mi, yoksa taniyamayanlar arasinda mi olacak. 

42. Melike gelince: Senin tahtin da böyle mi? dendi. O söyle cevap verdi: Tipki o! (Süleyman söyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmis ve biz müslüman olmustuk. 

43. Onu, Allah'tan baska taptigi seyler (o zamana kadar tevhid dinine girmekten) alikoymustu. Çünkü kendisi inkârci bir kavimdendi. 

44. Ona: Köske gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandi ve etegini yukari çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapilmis, seffaf bir zemindir, dedi. Melike de di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazik etmisim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum. 

45. Andolsun ki, "Allah'a kulluk edin!" (demesi için) Semûd kavmine kardesleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbiriyle çekisen iki zümre oluverdiler. 

46. Sâlih dedi ki: Ey kavmim! Iyilik dururken niçin kötülüge kosuyorsunuz? Allah'tan magfiret dileseniz olmaz mi? Belki size merhamet edilir. 

47. Söyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden ugursuzluga ugradik. Sâlih: Size çöken ugursuzluk (sebebi), Allah katinda (yazili) dir. Hayir, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi. 

48. O sehirde dokuz kisi (elebasi) vardi ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapiyorlar, iyilik tarafina hiç yanasmiyorlardi. 

49. Allah'a and içerek birbirlerine söyle dediler: Gece ona ve ailesine baskin yapalim (hepsini öldürelim); sonra da velisine: "Biz (Sâlih) ailesinin yok edilisi sirasinda orada degildik, inanin ki dogru söylüyoruz" diyelim. 

50. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkinda olmadan, onlarin planlarini altüst ettik. 

51. Bak iste, tuzaklarinin âkibeti nice oldu: Onlari da; (kendilerine uyan) kavimlerini de (nasil) toptan helâk ettik! 

52. Iste haksizliklari yüzünden çökmüs evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardir. 

53. Iman edip Allah'a karsi gelmekten sakinanlari ise kurtardik. 

54. Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine söyle demisti: Göz göre göre hâla o hayâsizligi yapacak misiniz? 

55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadinlari birakip sehvetle erkeklere yaklasacak misiniz? Dogrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz! 

56. Kavminin cevabi sadece: "Lût ailesini memleketinizden çikarin; çünkü onlar (bizim yaptiklarimizdan) uzak kalmak isteyen insanlarmis!" demelerinden ibaret oldu. 

57. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardik. Yalniz karisi müstesna; onun geride (azaba ugrayanlarin içinde) kalmasini takdir ettik. 

58. Onlarin üzerlerine müthis bir yagmur indirdik. Bu sebeple, uyarilan (fakat aldirmayan) larin yagmuru ne kötü olmustur! 

59. (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kildigi kullarina. Allah mi daha hayirli, yoksa O'na kostuklari ortaklar mi? 

60. (Onlar mi hayirli) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O suyla, bir agacini bile bitirmeye gücünüzün yetmedigi güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah'tan baska bir tanri mi var! Dogrusu onlar sapiklikta devam eden bir güruhtur. 

61. (Onlar mi hayirli) yoksa yeryüzünü oturmaya elverisli kilan, aralarindan (yer altindan ve üstünden) nehirler akitan, arz için sabit daglar yaratan, iki deniz arasina engel koyan mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! Dogrusu onlarin çogu (hakikatleri) bilmiyorlar. 

62. (Onlar mi hayirli) yoksa darda kalana kendine yalvardigi zaman karsilik veren ve (basindaki) sikintiyi gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kilan mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! Ne kadar da kit düsünüyorsunuz! 

63. (Onlar mi hayirli) yoksa karanin ve denizin karanliklari içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yagmurun) önünde rüzgârlari müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! Allah, onlarin kostuklari ortaklardan çok yücedir, münezzehtir. 

64. (Onlar mi hayirli) yoksa ilk bastan yaratan, sonra yaratmayi tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden riziklandiran mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! De ki: Eger dogru söylüyorsaniz siz kesin delilinizi getirin! 

65. De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan baska kimse gaybi bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. 

66. Hayir; onlarin ahiret hakkindaki bilgileri yetersiz kalmistir. Dahasi, bu hususta süphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler. 

67. Inkârcilar dediler ki: Sahi, biz ve atalarimiz, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çikarilacak miyiz? 

68. Andolsun ki, bu tehdit bize yapildigi gibi, daha önce atalarimiza da yapilmistir. Bu, öncekilerin masallarindan baska bir sey degildir. 

69. De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârlarin âkibeti nice oldu, görün! 

70. (Resûlüm!) Onlarin yüzünden tasalanma, kurmakta olduklari tuzaklardan ötürü sikinti duyma. 

71. Onlar: Eger dogru sözlü iseniz (söyleyin bakalim) bu tehdit ne zaman gerçeklesecek? derler. 

72. De ki: Çabucak gelmesini istediginiz seyin (azabin) bir kismi herhalde yakinda basiniza gelecektir. 

73. Süphesiz Rabbin, insanlara karsi lütuf sahibidir; fakat insanlarin çogu sükretmezler. 

74. Rabbin elbette onlarin kalplerinin gizlediklerini de, açiga vurduklarini da bilir. 

75. Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir sey yoktur ki, apaçik bir kitapta (levhi mahfuzda) bulunmasin. 

76. Dogrusu bu Kur'an, Israilogullarina, hakkinda ihtilâf edegeldikleri seylerin pek çogunu anlatmaktadir. 

77. Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir. 

78. Rabbin süphesiz, onlar arasinda hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, her seyi bilendir. 

79. O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçik hakikat üzeresin. 

80. Bil ki sen ölülere isittiremezsin, arkalarini dönüp giderlerken sagirlara da dâveti duyuramazsin. 

81. Sen körleri sapikliklarindan çevirip dogru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanip da teslim olanlara duyurabilirsin. 

82. O söz baslarina geldigi (kiyamet yaklastigi) zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çikaririz da, bu onlara insanlarin âyetlerimize kesin bir iman getirmemis olduklarini söyler. 

83. O gün, her ümmet içinden âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplariz da onlar toplu olarak (hesap yerine) sevkedilirler. 

84. Nihayet, (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim âyetlerimi, ne oldugunu kavramadan yalan saydiniz öyle mi? Degilse yaptiginiz neydi? 

85. Yaptiklari haksizliktan ötürü, (azaba ugrayacaklarini bildiren) o söz gerçeklesmistir; artik onlar konusamazlar. 

86. Dinlensinler diye geceyi (karanlik) ve (çalissinlar diye) gündüzü aydinlik kildigimizi görmediler mi? Iman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardir. 

87. Sûr'a üfürüldügü gün, -Allah'in diledikleri müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehsete kapilir. Hepsi boyunlari bükük olarak O'na gelirler. 

88. Sen daglari görürsün de, onlari yerinde durur sanirsin. Oysa onlar bulutlarin yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her seyi sapasaglam yapan Allah'in sanatidir. Süphesiz ki O, yaptiklarinizdan tamamiyla haberdardir. 

89. Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin kalirlar. 

90. (Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun cehenneme atilirlar. (Onlara) "Ancak yaptiklarinizin karsiligini görmektesiniz!" (denir). 

91. (De ki:) Ben ancak, bu sehrin (Mekke'nin) Rabbine -ki O burayi dokunulmaz kilmistir- kulluk etmekle emrolundum. Her sey de zaten O'na aittir. Bana müslümanlardan olmam " emredildi. 

92. "Ve Kur'an'i okumam (emredildi). Artik kim dogru yola gelirse, yalniz kendisi için gelmis olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyaricilardanim. 

93. Ve söyle de: Hamd Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onlari görüp taniyacaksiniz (ama artik faydasi olmayacaktir). Rabbin, yaptiklarinizdan habersiz degildir. 

Kasas Suresinin Türkçe anlamı 

28-el-KASAS

Kasas Suresi Hakkında açıklama


 Bu sûre Mekke'de nâzil olmustur. 85. âyetinin hicret esnasinda Mekke ile 
Medine arasinda, 52 ilâ 55.
âyetlerinin ise Medine'de nâzil oldugu rivayet edilmistir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. Ismini 25. âyetinden almistir. Sûrenin baslica konularini, Hz. Musa'nin çocuklugundan itibaren hayati, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teskil etmektedir.


28-el-KASAS Suresinin Türkçe Anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adıyla. 

1. Tâ. Sîn. Mîm. 

2. Bunlar, apaçik Kitab'in âyetleridir. 

3. Iman eden bir kavim için (faydali olmak üzere) Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kismini sana gerçek sekliyle nakledecegiz. 

4. Firavun, (Misir) topraginda gerçekten azmis, halkini çesitli zümrelere bölmüstü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunlarin ogullarini bogazliyor, kizlarini ise sag birakiyordu. Çünkü o bozgunculardandi. 

5. Biz ise, o yerde güçsüz düsürülenlere lütufta bulunmak, onlari önderler yapmak ve onlari (mukaddes topraklara) vâris kilmak istiyorduk. 

6. Ve o yerde onlari hakim kilmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularina, onlardan (Israilogullarindan gelecek diye) korktuklari seyi göstermek (istiyorduk). 

7. Musa'nin anasina: Onu emzir, kendisine zarar geleceginden endiselendiginde onu denize (Nil nehrine) birakiver, hiç korkup kaygilanma, çünkü biz onu sana geri verecegiz ve onu peygamberlerden biri yapacagiz, diye bildirdik. 

8. Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldi. O, sonunda kendileri için bir düsman ve bir tasa olacakti. Süphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanlis yolda idiler. 

9. Firavun'un karisi (sepetin içinden erkek çocuk çikinca kocasina:) Benim ve senin için göz aydinligidir! Onu öldürmeyin, belki bize faydasi dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi. Halbuki onlar (isin sonunu) sezemiyorlardi. 

10. Musa'nin anasinin yüreginde yalnizca çocugunun tasasi kaldi. Eger biz, (vâdimize) inananlardan olmasi için onun kalbini pekistirmemis olsaydik, neredeyse isi meydana çikaracakti. 

11. Annesi Musa'nin ablasina: Onun izini takip et, dedi. O da, onlar farkina varmadan uzaktan kardesini gözetledi. 

12. Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) onun süt analarini kabulüne (emmesine) müsaade etmedik. Bunun üzerine ablasi: Size, onun bakimini naminiza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi? dedi. 

13. Böylelikle biz onu, anasina, gözü aydin olsun, gam çekmesin ve Allah'in vâdinin gerçek oldugunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de pek çogu (bunu) bilmezler. 

14. Musa yigitlik çagina erip olgunlasinca, biz ona hikmet ve ilim verdik. Iste güzel davrananlari biz böylece mükâfatlandiririz. 

15. Musa, ahalisinin habersiz oldugu bir sirada sehre girdi. Orada, biri kendi tarafindan, digeri düsman tarafindan olan iki adami birbiriyle dögüsür buldu. Kendi tarafindan olani, düsmana karsi ondan yardim diledi. Musa da ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. (Bunun üzerine:) Bu seytan isidir. O, gerçekten saptirici, apaçik bir düsman, dedi. 

16. Musa: Rabbim! Dogrusu kendime zulmettim (basima is açtim). Beni bagisla dedi, Allah da onu bagisladi. Çünkü, çok bagislayici, çok esirgeyici olan ancak O'dur. 

17. Musa: Rabbim! Bana lütfettigin nimetlere andolsun ki, artik suçlulara (ve suça itenlere) asla arka çikmayacagim, dedi. 

18. Sehirde korku içinde, (etrafi) gözetleyerek sabahladi. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardim isteyen kimse, feryat ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona (yardim isteyene) dedi ki: Dogrusu sen, besbelli bir azginsin! 

19. Musa, ikisinin de düsmani olan adami yakalamak isteyince, o adam dedi ki: Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi, bana da mi kiymak istiyorsun? Demek, düzelticilerden olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayi arzuluyorsun sen! 

20. Sehrin öbür ucundan bir adam kosarak geldi: Ey Musa! Ileri gelenler seni öldürmek için hakkinda müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çik! Inan ki ben senin iyiligini isteyenlerdenim, dedi. 

21. Musa korka korka, (etrafi) gözetleyerek oradan çikti. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi. 

22. Medyen'e dogru yöneldiginde: Umarim, Rabbim beni dogru yola iletir, dedi. 

23. Musa, Medyen suyuna varinca, orada (hayvanlarini) sulayan bir çok insan buldu. Onlarin gerisinde de, (hayvanlarini) engelleyen iki kadin gördü. Onlara: Derdiniz nedir? dedi. Söyle cevap verdiler: Çobanlar sulayip çekilmeden biz (onlarin içine sokulup hayvanlarimizi) sulamayiz; babamiz da çok yaslidir. 

24. Bunun üzerine Musa, onlarin yerine (davarlarini) sulayiverdi. Sonra gölgeye çekildi ve: Rabbim! Dogrusu bana indirecegin her hayra (lütfuna) muhtacim, dedi. 

25. Derken, o iki kadindan biri utana utana yürüyerek ona geldi: Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanlari) sulamanin karsiligini ödemek için seni çagiriyor. Musa, ona (Hz. Suayb'a) gelip basindan geçeni anlatinca o: Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi. 

26. (Suayb'in) iki kizindan biri: Babacigim! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edecegin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandir, dedi. 

27. (Suayb) dedi ki: Bana sekiz yil çalismana karsilik su iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan artik o kendinden; yoksa sana agirlik vermek istemem. Insallah beni iyi kimselerden (isverenlerden) bulacaksin. 

28. Musa söyle cevap verdi: Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim, demek ki bana karsi husumet yok. Söylediklerimize Allah vekîldir. 

29. Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çikinca, Tûr tarafindan bir ates gördü. Ailesine: Siz (burada) bekleyin; ben bir ates gördüm, belki oradan size bir haber yahut isinmaniz için bir ates parçasi getiririm, dedi. 

30. Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sag kiyisindan, (oradaki) agaç tarafindan kendisine söyle seslenildi: Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'im. 

31. Ve "Asâni at!" (denildi). Musa (attigi) asâyi yilan gibi deprenir görünce, dönüp arkasina bakmadan kaçti. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansin" (buyuruldu). 

32. "Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çikacaktir. Korkudan (açilan) kollarini kendine çek. Iste bu ikisi Firavun ve onun adamlarina karsi Rabbin tarafindan iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çikan bir kavim olmuslardir" (diye seslenildi). 

33. Musa dedi ki: Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüstüm, beni öldürmelerinden korkuyorum. 

34. Kardesim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni dogrulayan bir yardimci olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancilik ithaminda bulunmalarindan endise ediyorum. 

35. Allah buyurdu: Seni kardesinle destekleyecegiz ve size öyle bir kudret verecegiz ki, âyetlerimiz (mucize yardimlarimiz) sayesinde onlar size erisemiyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz. 

36. Musa onlara apaçik âyetlerimizi getirince: Bu, olsa olsa uydurulmus bir sihirdir. Biz önceki atalarimizdan böylesini isitmemistik, dediler. 

37. Musa söyle dedi: Rabbim, kendi katindan kimin hidayet (hakka rehberlik) getirdigini ve hayirli âkibetin kime nasip olacagini en iyi bilendir. Muhakkak ki, zalimler iflâh olmazlar. 

38. Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden baska bir ilâh tanimiyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ates yak (ve tugla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nin tanrisina çikayim; ama saniyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi. 

39. O ve askerleri, yeryüzünde haksiz yere büyüklük tasladilar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandilar. 

40. Biz de onu ve askerlerini yakalayip denize ativerdik. Bak iste, zalimlerin sonu nice oldu! 

41. Onlari, (insanlari) atese çagiran öncüler kildik. Kiyamet günü onlar yardim görmeyeceklerdir. 

42. Bu dünyada arkalarina lânet taktik. Onlar, kiyamet gününde de kötülenmisler arasindadir. 

43. Andolsun biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya, -düsünüp ögüt alsinlar diye- insanlar için apaçik deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'i (Tevrat'i) vermisizdir. 

44. (Resûlüm!) Musa'ya emrimizi vahyettigimiz sirada, sen bati yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de degildin. 

45. Bilakis biz nice nesiller var ettik de, onlarin üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen, âyetlerimizi kendilerinden okuyarak ögrenmek üzere Medyen halki arasinda oturmus da degilsin; aksine (onlari sana) gönderen biziz. 

46. (Musa'ya) seslendigimiz zaman da, sen Tûr'un yaninda degildin. Bilakis, senden önce kendilerine uyarici (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düsünüp ögüt alirlar. 

47. Bizzat kendi yaptiklarindan dolayi baslarina bir musibet geldiginde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydik! diyecek olmasalardi (seni göndermezdik). 

48. Fakat onlara tarafimizdan o hak (Peygamber) gelince: "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli degil miydi?" dediler. Peki, daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemisler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir!" demisler ve sunu söylemislerdi: Dogrusu biz hiçbirine inanmiyoruz. 

49. (Resûlüm!) De ki: Eger dogru sözlüler iseniz, Allah katindan bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha dogru bir kitap getirin de ben ona uyayim! 

50. Eger sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sirf heveslerine uymaktadirlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksizin kendi hevesine uyandan daha sapik kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi dogru yola iletmez. 

51. Andolsun ki biz, düsünüp ögüt alsinlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardinca yetistirmisizdir (araliksiz vahiylerimizi göndermisizdir). 

52. Ondan (Kur an'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler. 

53. Onlara (Kur'an) okundugu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmis hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik, derler. 

54. Iste onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatlari iki defa verilecektir. Bunlar kötülügü iyilikle savarlar, kendilerine verdigimiz riziktan da Allah rizasi için harcarlar. 

55. Onlar, bos söz isittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim islerimiz bize, sizin isleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadas edinmek) istemeyiz, derler. 

56. (Resûlüm!) Sen sevdigini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah diledigine hidayet verir ve hidayete girecek olanlari en iyi O bilir. 

57. "Biz seninle beraber dogru yola uyarsak, yurdumuzdan atiliriz" dediler. Biz onlari, kendi katimizdan bir rizik olarak her seyin ürünlerinin toplanip getirildigi, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerlestirmedik mi? Fakat onlarin çogu bilmezler. 

58. Biz, refahindan simarmis nice memleketi helâk etmisizdir. Iste yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmistir. Onlara biz vâris olmusuzdur. 

59. Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici degildir. Zaten biz ancak halki zalim olan memleketleri helâk etmisizdir. 

60. Size verilen seyler, dünya hayatinin geçim vasitasi ve süsüdür. Allah katinda olanlar ise, daha hayirli ve daha kalicidir. Hâla buna akliniz ermeyecek mi? 

61. Su halde, kendisine güzel bir vaadde bulundugumuz ve ardindan ona kavusan kimse, (sirf) dünya hayatinin geçici menfaat ve zevkini yasattigimiz, sonra kiyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasinda bulunan kimse gibi midir? 

62. O gün Allah onlari çagirarak: Benim ortaklarim olduklarini iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir. 

63. (O gün) aleyhlerine söz (hüküm) gerçeklesmis olanlar: Rabbimiz! Sunlar azdirdigimiz kimselerdir. Biz nasil azmissak onlari da öylece azdirdik (yoksa onlari zorlayan bir gücümüz yoktu. Onlarin suçlarindan) berî oldugumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslinda bize tapmiyorlardi (kendi arzularina tapiyorlardi), derler. 

64. "(Allah'a kostugunuz) ortaklarinizi çagirin!" denir, onlar da çagirirlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karsilarinda) azabi görürler. Ne olurdu (dünyada iken) dogru yola girselerdi! 

65. O gün Allah onlari çagirarak: Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyecektir. 

66. Iste o gün onlara bütün haberler körlesmistir (delilleri tükenmis, söyleyecek sözleri kalmamistir); onlar birbirlerine de soramayacaklardir. 

67. Fakat tevbe eden, iman edip iyi isler yapan kimseye gelince, onun kurtulusa erenler arasinda olmasi umulur. 

68. Rabbin, diledigini yaratir ve seçer. Onlarin seçim hakki yoktur. Allah, onlarin ortak kostuklarindan münezzehtir ve sâni yücedir. 

69. Rabbin, onlarin, sînelerinde gizlediklerini de, açiga vurduklarini da bilir. 

70. Iste O, Allah'tir. O'ndan baska tanri yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz. 

71. (Resûlüm!) De ki: Düsündünüz mü hiç, eger Allah üzerinizde geceyi ta kiyamet gününe kadar araliksiz devam ettirse, Allah'tan baska size bir isik getirecek tanri kimdir? Hâla isitmeyecek misiniz? 

72. De ki: Söyleyin bakalim, eger Allah üzerinizde gündüzü ta kiyamet gününe kadar araliksiz devam ettirse, Allah'tan baska, istirahat edeceginiz geceyi size getirecek tanri kimdir? Hâla görmeyecek misiniz? 

73. Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yaratti ki geceleyin dinlenesiniz, (gündüzün) O'nun fazlu kereminden (rizkinizi) arayasiniz ve sükredesiniz. 

74. O gün Allah onlari çagirarak: Benim ortaklarim olduklarini iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir. 

75. (O gün) her ümmetten bir sahit çikarir, (kâfirlere): Kesin delilinizi getirin! deriz. O zaman bilirler ki hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri seyler (putlar) da kendilerinden ayrilip kaybolmuslardir. 

76. Karun, Musa'nin kavminden idi de, onlara karsi azginlik etmisti. Biz ona öyle hazineler vermistik ki, anahtarlarini güçlükuvvetli bir topluluk zor tasirdi. Kavmi ona söyle demisti: Simarma! Bil ki Allah simariklari sevmez. 

77. Allah'in sana verdiginden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettigi gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculugu arzulama. Süphesiz ki Allah, bozgunculari sevmez. 

78. Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demisti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftari olan kimseleri helâk etmisti. Günahkârlardan günahlari sorulmaz (Allah onlarin hepsini bilir). 

79. Derken, Karun, ihtisami içinde kavminin karsisina çikti. Dünya hayatini arzulayanlar: Keske Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydi; dogrusu o çok sansli! dediler. 

80. Kendilerine ilim verilmis olanlar ise söyle dediler: Yaziklar olsun size! Iman edip iyi isler yapanlara göre Allah'in mükâfati daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavusabilir. 

81. Nihayet biz, onu da, sarayini da yerin dibine geçirdik. Artik Allah'a karsi kendisine yardim edecek avanesi olmadigi gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de degildi. 

82. Daha dün onun yerinde olmayi isteyenler: Demek ki, Allah rizki, kullarindan diledigine bol veriyor, diledigine de az. Sayet Allah bize lütufta bulunmus olmasaydi, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcilar iflâh olmazmis! demeye basladilar. 

83. Iste ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculugu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkibet, takvâ sahiplerinindir. 

84. Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayirli karsilik vardir. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri isleyenler, ancak yaptiklari kadar ceza görürler. 

85. (Resûlüm!) Kur'an'i (okumayi, teblig etmeyi ve ona uymayi) sana farz kilan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: Rabbim, kimin hidayeti getirdigini ve kimin apaçik bir sapiklik içinde oldugunu en iyi bilendir. 

86. Sen, bu Kitab'in sana vahyolunacagini ummuyordun. (Bu) ancak Rabbinden bir rahmet (olarak gelmis) tir. O halde sakin kâfirlere arka çikma! 

87. Allah'in âyetleri sana indirildikten sonra, artik sakin onlar seni bu âyetlerden alikoymasinlar. Rabbine davet et. Asla müsriklerden olma! 

88. Allah ile birlikte baska bir tanriya tapip yalvarma! O'ndan baska tanri yoktur. O'nun zâtindan baska her sey yok olacaktir. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz. 

29-el-ANKEBÛT


Mekke'de nâzil olan bu sûre 69 (altmisdokuz) âyettir. "Ankebût", örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin isleri örümcek agina benzetildigi için sûre bu ismi almistir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Elif. Lâm. Mîm. 

2. Insanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "Iman ettik" demeleriyle birakilivereceklerini mi sandilar? 

3. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmisizdir. Elbette Allah, dogrulari ortaya çikaracak, yalancilari da mutlaka ortaya koyacaktir. 

4. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandilar? Ne kadar kötü (ne yanlis) hüküm veriyorlar! 

5. Kim Allah'a kavusmayi umuyorsa, bilsin ki Allah'in tayin ettigi o vakit elbet gelecektir. O, her seyi isiten ve bilendir. 

6. Cihad eden, ancak kendisi için cihad etmis olur. Süphesiz Allah, âlemlerden müstagnîdir. (O'nun hiçbir seye ihtiyaci yoktur). 

7. Iman edip iyi isler yapanlarin (geçmis) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptiklarinin daha güzeli ile karsilik veririz. 

8. Biz, insana, ana-babasina iyi davranmasini tavsiye etmisizdir. Eger onlar, seni, hakkinda bilgin olmayan bir seyi (körü körüne) bana ortak kosman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüsünüz ancak banadir. O zaman size yapmis olduklarinizi haber verecegim. 

9. Iman edip iyi isler yapanlari, muhakkak sâlihler (zümresi) içine katariz. 

10. Insanlardan kimi vardir ki: "Allah'a inandik" der; fakat Allah ugrunda eziyete ugratildigi zaman, insanlarin iskencesini Allah'in azabi gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir nusret gelecek olsa, mutlaka, "Dogrusu biz de sizinle beraberdik" derler. Iyi de, Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen degil midir? 

11. Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de bilir, iki yüzlüleri de bilir (ortaya çikaracaktir). 

12. Kâfirler, iman edenlere: Bizim yolumuza uyun, sizin günahlannizi biz yüklenelim, derler. Halbuki onlarin hiçbir günahini yüklenecek degillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler. 

13. (Fakat gerçek su ki) elbette kendi yüklerini (veballerini), kendi yükleriyle birlikte nice yükleri tasiyacaklar ve uydurup durduklari seylerden kiyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir. 

14. Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yildan elli yil eksik bir süre onlarin arasinda kaldi. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayiverdi. 

15. Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardik ve bunu âlemlere bir ibret yaptik. 

16. Ibrahim'i de gönderdik. O kavmine söyle demisti: Allah'a kulluk edin. O'na karsi gelmekten sakinin. Eger bilmis olsaniz bu sizin için daha hayirlidir. 

17. Siz Allah'i birakip birtakim putlara tapiyor, asilsiz sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'i birakip da taptiklariniz, size rizik veremezler. O halde rizki Allah katinda arayin. O'na kulluk edin ve O'na sükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz. 

18. Eger (size teblig edileni) yalan sayarsaniz, bilin ki sizden önceki birçok milletler de (kendilerine teblig edileni) yalan saymislardir. Peygamber'e düsen, yalniz açik bir tebligdir. 

19. Allah'in, yaratilani ilk bastan nasil yarattigini, (ölümden) sonra bunu(nasil) tekrarladigini görmediler mi? Süphesiz bu, Allah'a göre kolaydir. 

20. De ki: Yeryüzünde gezip dolasin da, Allah ilk bastan nasil yaratmis bir bakin. Iste Allah bundan sonra (ayni sekilde) ahiret hayatini da yaratacaktir. Gerçekten Allah her seye kadirdir. 

21. O, diledigine azabeder, diledigini esirger. Ancak O'na döndürüleceksiniz. 

22. Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah'i) âciz birakamazsiniz. Allah'tan baska bir dost ve yardimci da bulamazsiniz. 

23. Allah'in âyetlerini ve O'na kavusmayi inkâr edenler -iste onlar- benim rahmetimden ümitlerini kesmislerdir ve onlar için acikli bir azap vardir. 

24. Kavminin (Ibrahim'e) cevabi ise: "Onu öldürün yahut yakin!" demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu atesten kurtardi. Dogrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardir. 

25. (Ibrahim onlara) dedi ki: Siz, sirf aranizdaki dünya hayatina has muhabbet ugruna Allah'i birakip birtakim putlar edindiniz. Sonra kiyamet günü (gelip çattiginda ise) birbirinizi tanimazliktan gelecek ve birbirinize lânet okuyacaksiniz. Varacaginiz yer cehennemdir ve hiç yardimciniz da yoktur. 

26. Bunun üzerine Lût ona iman etti ve (Ibrahim): Dogrusu ben Rabbim'e(emrettigi yere) hicret ediyorum. Süphesiz O, mutlak güç ve hikmet sahibidir, dedi. 

27. Ona Ishak ve Ya'kub'u bagisladik. Peygamberligi ve kitaplari, onun soyundan gelenlere verdik. Ona dünyada mükâfatini verdik. Süphesiz o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir. 

28. Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demisti ki: Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadigi bir hayâsizligi yapiyorsunuz! 

29. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklasacak, yol kesecek ve toplantilarinizda edepsizlikler yapacak misiniz! Kavminin cevabi ise, söyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptiklarimizin kötülügü ve azaba ugrayacagimiz konusunda) dogru söyleyenlerden isen, Allah'in azabini getir bize! 

30. (Lût:) Su fesatçilar güruhuna karsi bana yardim eyle Rabbim! dedi. 

31. Elçilerimiz Ibrahim'e (iki ogul ihsan edecegimize dair) müjdeyi getirdiklerinde söyle dediler: Biz bu memleket halkini helâk edecegiz. Çünkü oranin halki zalim kimselerdir. 

32. (Ibrahim) dedi ki: Ama orada Lût var! Söyle cevap verdiler: Biz orada kimlerin bulundugunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracagiz. Yalniz karisi müstesna; o, (azapta) kalacaklar arasindadir. 

33. Elçilerimiz Lût'a gelince, Lût onlar hakkinda tasalandi ve (onlari korumak için) ne yapacagini bilemedi. Ona: Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de aileni de kurtaracagiz. Yalniz, (azapta) kalacaklar arasinda bulunan karin müstesna, dediler. 

34. "Biz, süphesiz, bu memleket halkinin üzerine, yoldan çikmalarina karsilik gökten (feci) bir azap indirecegiz." 

35. Andolsun ki, biz, aklini kullanacak bir kavim için oradan apaçik bir ibret nisânesi birakmisizdir. 

36. Medyen'e de kardesleri Suayb'i gönderdik ve Suayb: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut baglayin, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karisiklik çikarmayin! dedi. 

37. Fakat onu yalancilikla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsinti yakalayiverdi ve yurtlarinda diz üstü çöke kaldilar. 

38. Âd ve Semûd'u da (helâk ettik). Sizin için, (onlarin basina nelerin geldigi) oturduklari yerlerden apaçik anlasilmaktadir. Seytan onlara yaptiklari isleri güzel gösterip onlari dogru yoldan çikardi. Oysa bakip görebilecek durumdaydilar. 

39. Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'i da (helâk ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçik deliller getirmisti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamislardi. Halbuki (azabimizi asip) geçebilecek degillerdi. 

40. Nitekim, onlardan her birini günahi sebebiyle cezalandirdik. Kiminin üzerine taslar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda bogduk. Allah onlara zulmetmiyor, asil onlar kendilerine zulmediyorlardi. 

41. Allah'tan baska dostlar edinenlerin durumu, örümcegin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvalarin en çürügü süphesiz örümcek yuvasidir. Keske bilselerdi! 

42. Allah, onlar'in kendisini birakip da hangi seye yalvardiklarini süphesiz bilir. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. 

43. Iste biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onlari ancak bilenler düsünüp anlayabilir. 

44. Allah, gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yaratti. Süphesiz bunda, iman edenler için (Allah'in varlik ve kudretine) bir nisâne bulunmaktadir. 

45. (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'i oku ve namazi kil. Muhakkak ki, namaz, hayâsizliktan ve kötülükten alikoyar. Allah'i anmak elbette (ibadetlerin) en büyügüdür. Allah yaptiklarinizi bilir. 

46. Içlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrimiz da sizin Tanriniz da birdir ve biz O'na teslim olmusuzdur. 

47. (Resûlüm!) Iste böylece sana (önceki kitaplari tasdik eden) bu Kitab'i indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Sunlardan (Araplardan) da ona iman eden nice kimseler vardir. Âyetlerimizi, ancak kâfirler (inatlari yüzünden) bile bile inkâr eder. 

48. Sen bundan önce ne bir yazi okur, ne de elinle onu yazardin. Öyle olsaydi, bâtila uyanlar kusku duyarlardi. 

49. Hayir, o (Kur'an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (yer eden) apaçik âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder. 

50. "Ona Rabbinden (baskaca) mucizeler indirilmeli degil miydi?" derler. De ki: Mucizeler ancak Allah'in katindadir. Ben ise sadece apaçik bir uyariciyim. 

51. Kendilerine okunmakta olan Kitab'i sana indirmemiz onlara yetmemis mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardir. 

52. De ki: Benimle sizin aranizda sahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Bâtila inanip Allah'i inkâr edenler (var ya), iste ziyana ugrayacaklar onlardir. 

53. Senden, azabi çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eger önceden tayin edilmis bir vade olmasaydi, azap elbette onlara gelip çatmisti. Fakat onlar farkinda degilken, o ansizin kendilerine geliverecektir. 

54. (Evet) senden azabi çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Hiç süpheleri olmasin, cehennem kâfirleri çepeçevre kusatacaktir. 

55. O günde azap, onlari hem üstlerinden hem ayaklarinin altindan saracak ve Allah (onlara): "Yaptiklarinizi (cezasini) tadin!" diyecektir. 

56. Ey iman eden kullarim! Süphesiz, benim arzim genistir. O halde (nerede güven içinde olacaksaniz orada) yalniz bana kulluk edin. 

57. Her can ölümü tadacaktir. Sonunda bize döndürüleceksiniz. 

58. Iman edip güzel isler yapanlari, (evet) muhakkak ki onlari, içinde ebedî kalmak üzere altlarindan irmaklar akan cennet kösklerine yerlestirecegiz. (Böyle iyi) isler yapanlarin mükâfati ne güzeldir! 

59. Onlar, sabreden kimselerdir ve yalniz Rablerine güvenip dayanmaktadirlar. 

60. Nice canli var ki, rizkini (yaninda) tasimiyor. Onlara da size de rizik veren Allah'tir. O, her seyi isitir ve bilir. 

61. Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, günesi ve ayi buyrugu altinda tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. O halde nasil (haktan) çevrilip döndürülüyorlar? 

62. Allah rizki kullarindan diledigine bol bol verir, diledigine de kisar. Süphesiz Allah her seyi hakkiyla bilendir. 

63. Andolsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla ölümünün ardindan yeryüzünü canlandiran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onlarin çogu (söyledikleri üzerinde) düsünmezler. 

64. Bu dünya hayati sadece bir eglenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, iste asil yasama odur. Keske bilmis olsalardi! 

65. Gemiye bindikleri zaman, dini yalniz O'na has kilarak (ihlâsla) Allah'a yalvarirlar. Fakat onlari sâlimen karaya çikarinca, bir bakarsin ki, (Allah'a) ortak kosmaktadirlar. 

66. Kendilerine verdiklerimize karsi nankörlük etsinler ve sefa sürsünler bakalim! Ama yakinda bilecekler! 

67. Çevrelerinde insanlar kapilip götürülürken, bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptigimizi görmediler mi? Hâla bâtila inanip Allah'in nimetine nankörlük mü ediyorlar? 

68. Allah'a karsi yalan uyduran yahut kendisine hak gelmisken onu yalan sayandan daha zalimi kimdir? Cehennemde kâfirlere yer mi yok! 

69. Ama bizim ugrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarimiza eristirecegiz. Hiç süphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir. 

30-er-RÛM


âyeti hariç, sûrenin tamami Mekke'de nâzil olmustur. 60 (altmis) âyettir. Iranlilarla yapilan savasta yenilmis olan Rumlarin (Bizanslilarin) tekrar galip gelecekleri anlatildigindan, sûreye bu isim verilmistir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Elif. Lâm. Mîm. 

2. Rumlar, yenildi. 

3. Araplarin bulundugu bölgeye en yakin bir yerde onlar, Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yil içinde galip geleceklerdir. 

4. Onlarin bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'indir. O gün müminler de Allah'in yardimiyla sevineceklerdir. 

5. Allah, diledigine yardim eder,galip kilar. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir. 

6. (Bu) Allah'in vâdettigidir. Allah vâdinden caymaz; fakat insanlarin çogu bilmezler. 

7. Onlar, dünya hayatinin görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler. 

8. Kendi kendilerine, Allah'in, gökleri, yeri ve ikisinin arasinda bulunanlari ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattigini hiç düsünmediler mi? Insanlarin birçogu, Rablerine kavusmayi gerçekten inkâr, etmektedirler. 

9. Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkibetlerinin nice olduguna bakmadilar mi? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryüzünü kazip altüst etmisler, onu bunlarin imar ettiklerinden daha çok imar etmislerdi. Peygamberleri, onlara da nice açik deliller getirmislerdi. Zaten Allah onlara zulmedecek degildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler. 

10. Sonunda, Allah'in âyetlerini yalan sayarak ve onlari alaya alarak kötülük yapanlarin âkibetleri pek fena oldu. 

ll. Allah, ilkin mahlûkunu yaratir, (ölümden) sonra da bunu (yaratmayi), tekrarlar. Sonunda hep O'na döndürüleceksiniz. 

12. Kiyametin kopacagi gün, günahkârlar (ümitsizlik içinde) susacaklardir. 

13. (Allah'a kostuklari) ortaklarindan kendilerine hiçbir sefaatçi çikmayacaktir. Zaten onlar, ortaklarini da inkâr edeceklerdir. 

14. Kiyamet kopacagi gün, iste o gün (müminlerle inkârcilar) birbirlerinden ayrilacaklardir. 

15. Iman edip iyi isler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar olacaklardir. 

16. Inkâr edenler, âyetlerimizi ve ahiret bulusmasini yalan sayanlar ise, iste onlar azapla yüzyüze birakilacaklardir. 

17. Haydi siz, aksama ulastiginizda (aksam ve yatsi vaktinde) sabaha kavustugunuzda, gündüzün sonunda ve ögle vaktine eristiginizde Allah'i tesbih edin (namaz kilin), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur. 

18. Haydi siz, aksama ulastiginizda (aksam ve yatsi vaktinde) sabaha kavustugunuzda, gündüzün sonunda ve ögle vaktine eristiginizde Allah'i tesbih edin (namaz kilin), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur. 

19. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çikariyor; yeryüzünü ölümünün ardindan O canlandiriyor. Iste siz de (kabirlerinizden) böyle çikarilacaksiniz. 

20. Sizi topraktan yaratmasi, O'nun (varliginin) delillerindendir. Sonra siz, (her tarafa) yayilan insanlar oluverdiniz. 

21. Kaynasmaniz için size kendi (cinsi)nizden esler yaratip aranizda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varliginin) delillerindendir. Dogrusu bunda, iyi düsünen bir kavim için ibretler vardir. 

22. O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratmasi, lisanlarinizin ve renklerinizin degisik olmasidir. Süphesiz bunda bilenler için (alinacak) dersler vardir. 

23. Gece olsun gündüz olsun, uyumaniz ve Allah'in lütfundan (nasibinizi) aramaniz da O'nun (varliginin) delillerindendir. Gerçekten bunda, isiten bir kavim için ibretler vardir. 

24. Yine O'nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere simsegi gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardindan arzi onunla diriltiyor. Dogrusu bunda, aklini kullanan bir kavim için (alinacak) dersler vardir. 

25. Gögün ve yerin O'nun buyrugu ile durmasi da O'nun (varliginin) delillerindendir. Sonra sizi topraktan bir çagirdi mi hemen (kabirlerinizden) çikiverirsiniz. 

26. Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur. Hepsi O'na boyun egmistir. 

27. Ilkin mahlûkunu yaratip (ölümden) sonra bunu (yaratmayi) tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydir. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sifat O'nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. 

28. Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altinda bulunan köleler içinde, size verdigimiz riziklarda -birbirinizden çekindiginiz gibi kendilerinden çekineceginiz derecede sizinle esit (haklara sahip)- ortaklariniz var mi? Iste biz âyetlerimizi, aklini kullanacak bir kavim için böylece açikliyoruz. 

29. Gel gör ki haksizlik edenler, bilgisizce kötü arzularina uydular. Allah'in saptirdigini kim dogru yola eristirebilir? Onlar için herhangi bir yardimci yoktur. 

30. (Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanlari hangi fitrat üzere yaratmis ise ona çevir. Allah'in yaratisinda degisme yoktur. Iste dosdogru din budur; fakat insanlarin çogu bilmezler. 

31. Hepiniz O'na yönelerek O'na karsi gelmekten sakinin, namazi kilin; müsriklerden olmayin. 

32. Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayin. Bunlardan) her firka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir. 

33. Insanlarin basina bir sikinti gelince, Rablerine yönelerek O'na yalvarirlar. Sonra Allah, katindan onlara bir rahmet (nimet ve bolluk) tattirinca, bakarsiniz ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak kosuyorlar. 

34. Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalim! Haydi sefa sürün; ama yakinda bileceksiniz! 

35. Yoksa onlara bir kesin delil indirdik de, o delil, müsrik olmalarini mi söylüyor? 

36. Insanlara bir rahmet tattirdigimizda ona sevinirler. Sayet yaptiklarindan ötürü baslarina bir fenalik gelse hemen ümitsizlige düsüverirler. 

37. Görmediler mi ki Allah, rizki diledigine bol bol vermekte, diledigininkini de daraltmaktadir. Süphesiz imanli bir kavim için bunda ibretler vardir. 

38. O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmisa hakkini ver. Allah'in rizasini isteyenler için bu, en iyisidir. Iste onlar kurtulusa erenlerdir. 

39. Insanlarin mallarinda artis olsun diye verdiginiz herhangi bir faiz, Allah katinda artmaz. Allah'in rizasini isteyerek verdiginiz zekâta gelince, iste zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarini ve mallarini) kat kat arttiranlardir. 

40. Allah, (o yüce varliktir) ki sizi yaratmis, sonra riziklandirmistir; sonra O, hayatinizi sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar) diriltecektir. Peki sizin (Allah'a es tuttugunuz) ortaklariniz içinde bunlardan birini yapabilecek var mi? Allah onlarin ortak kostuklarindan münezzehtir ve yücedir. 

41. Insanlarin bizzat kendi isledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptiklarinin bir kismini onlara tattirsin; belki de (tuttuklari kötü yoldan) dönerler. 

42. (Resûlüm!) De ki: Yeryüzünde gezip dolasin da, daha öncekilerin âkibetleri nice oldu, görün. Onlarin çogu müsrik idi. 

43. Allah katindan, dönüsü olmayan bir gün (kiyamet günü) gelmeden önce yönünü o gerçek dine çevir! O gün (insanlar) bölük bölük ayrilacaklardir. 

44. Kim inkâr ederse, inkâri kendi aleyhine olur. Iyi isler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazirlamis olurlar. 

45. Zira Allah, iman edip iyi isler yapanlara kendi lütfundan karsilik verecektir. Süphesiz O, kâfirleri sevmez. 

46. Size rahmetinden tattirsin, emriyle gemiler yüzsün, fazlindan (nasibinizi) arayasiniz ve sükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârlari göndermesi de Allah'in (varlik ve kudretinin) delillerindendir. 

47. Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açik deliller getirdiler. (Onlari dinlemeyip) günaha dalanlarin ise cezalarini hakkiyla vermisizdir. Müminlere yardim etmek de bize düser. 

48. Allah O'dur ki, rüzgârlari gönderir, bunlar da bulutu kaldirir. Derken, Allah onu gökte diledigi gibi yayar ve parça parça eder; nihayet arasindan yagmurun çiktigini görürsün. Allah diledigi kullarina yagmuru nasip edince, onlar seviniverirler. 

49. 0ysa onlar, daha önce, üzerlerine yagmur yagdirilmasindan iyice ümitlerini kesmislerdi. 

50. Allah'in rahmetinin eserlerine bir bak: Arzi, ölümünün ardindan nasil diriltiyor! Süphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her seye kadirdir. 

51. Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmis görseler, ardindan muhakkak nankörlüge baslarlar. 

52. (Resûlüm!) Elbette sen ölülere duyuramazsin; arkalarini dönüp giderlerken sagirlara o daveti isittiremezsin. 

53. Körleri de sapikliklarindan (vazgeçirip) dogru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin. 

54. Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlügün ardindan kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardindan güçsüzlük ve ihtiyarlik veren, Allah'tir. O, diledigini yaratir. O, hakkiyla bilendir, üstün kudret sahibidir. 

55. Kiyamet koptugu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kisa bir süre kaldiklarina yemin ederler. Iste onlar, (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlardi. 

56. Kendilerine ilim ve iman verilenler söyle derler: Andolsun ki siz, Allah'in yazisinda (hükmedildigi gibi) yeniden dirilme gününe kadar kaldiniz. Iste bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanimiyordunuz. 

57. Artik o gün, zulmedenlerin (beyan edecekleri) mazeretleri fayda vermeyecegi gibi, onlardan Allah'i hosnut etmeye çalismalari da istenmez. 

58. Andolsun ki biz, bu Kur'an'da insanlar için her çesit misale yer vermisizdir. Sayet onlara bir mucize getirsen inkârcilar kesinlikle söyle diyeceklerdir: Siz ancak bâtil seyler ortaya atmaktasiniz. 

59. Iste bilmeyenlerin (hakki tanimayanlarin) kalplerini Allah böylece mühürler. 

60. (Resûlüm!) Sen simdi sabret. Bil ki Allah'in vâdi gerçektir. (Buna) iyice inanmamis olanlar, sakin seni gevseklige sevketmesin! 

31- LOKMAN SURESI


Mekke'de nâzil olmustur. 27, 28 ve 29. âyetlerinin Medine'de nâzil oldugu da rivayet edilmistir. 34 (otuzdört) âyettir. Hz. Lokman'in kissasini anlattigi için bu adi almistir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

1. Elif. Lâm. Mîm. 

2. Iste bu âyetler, hikmet dolu Kitab'in âyetleridir. 

3. Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere (indirilmistir). 

4. O kimseler, namazi kilarlar, zekâti verirler; onlar ahirete de kesin olarak iman ederler. 

5. Iste onlar, Rableri tarafindan gösterilmis dogru yol üzeredirler ve onlar kurtulusa erenlerdir. 

6. Insanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptirmak ve sonra da onunla alay etmek için bos lafi satin alir. Iste onlara rüsvay edici bir azap vardir. 

7. Ona âyetlerimiz okundugu zaman, sanki bunlari isitmemis, sanki kulaklarinda agirlik varrmis gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acikli bir azabin müjdesini ver! 

8. Süphesiz, iman edip de güzel davranislarda bulunanlar için, nimetleri bol cennetler vardir. 

9. Orada ebedi kalacaklardir. Bu, Allah'in verdigi gerçek sözdür. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. 

10. O, gökleri görebildiginiz bir direk olmaksizin yaratti, sizi sarsmasin diye yere de ulu daglar koydu ve orada her çesit canliyi yaydi. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydali nebattan çift çift bitirdik. 

11. Iste bunlar Allah'in yarattiklaridir. Simdi (ey kâfirler!) O'ndan baskasinin ne yarattigini bana gösterin! Hayir (gösteremezler)! Zalimler açik bir sapiklik içindedirler. 

12. Andolsun biz Lokman'a: Allah'a sükret! diyerek hikmet verdik. Sükreden ancak kendisi için sükretmis olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir seye muhtaç degildir, her türlü övgüye lâyiktir. 

13. Lokman, ogluna ögüt vererek: Yavrucugum! Allah'a ortak kosma! Dogrusu sirk, büyük bir zulümdür, demisti. 

14. Biz insana, ana-babasina iyi davranmasini tavsiye etmisizdir. Çünkü anasi onu nice sikintilara katlanarak tasimistir. Sütten ayrilmasi da iki yil içinde olur. (Iste bunun için) önce bana, sonra da ana-babana sükret diye tavsiyede bulunmusuzdur. Dönüs ancak banadir. 

15. Eger onlar seni, hakkinda bilgin olmayan bir seyi (körü körüne) bana ortak kosman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüsünüz ancak banadir. O zaman size, yapmis olduklarinizi haber veririm. 

16. (Lokman, ögütlerine devamla söyle demisti:) Yavrucugum! Yaptigin is (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi agirliginda bile olsa ve bu, bir kayanin içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karsina) getirir. Dogrusu Allah, en ince isleri görüp bilmektedir ve her seyden haberdardir. 

17. Yavrucugum! Namazi kil, iyiligi emret, kötülükten vazgeçirmeye çalis, basina gelenlere sabret. Dogrusu bunlar, azmedilmeye deger islerdir. 

18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini begenmis övünüp duran kimseleri asla sevmez. 

19. Yürüyüsünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. 

20. Allah'in, göklerde ve yerdeki (nice varlik ve imkânlari) sizin emrinize verdigini, nimetlerini açik ve gizli olarak size bolca ihsan ettigini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve aydinlatici bir kitabi yokken- Allah hakkinda tartisan kimseler vardir. 

21. Onlara "Allah'in indirdigine uyun" dendiginde: Hayir, biz babalarimizi üzerinde buldugumuz yola uyariz, derler. Ya seytan; onlari alevli atesin azabina çagiriyor idiyse! 

22. Iyi davranislar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, gerçekten en saglam kulpa yapismistir. Zaten bütün islerin sonu Allah'a varir. 

23. (Resûlüm!) Inkâr edenin inkâri seni üzmesin. Onlarin dönüsü ancak bizedir. Iste o zaman yaptiklarini kendilerine haber veririz. Allah kalplerde olani süphesiz çok iyi bilir. 

24. Onlari biraz faydalandirir, sonra kendilerini agir bir azaba sürükleriz. 

25. Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim yaratti?" diye sorsan, mutlaka "Allah..." derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalniz Allah'a mahsustur, ama onlarin çogu bilmezler. 

26. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'indir. Bilinmeli ki, asil ganî ve övülmeye lâyik olan Allah'tir. 

27. Sayet yeryüzündeki agaçlar kalem, deniz de arkasindan yedi deniz katilarak (mürekkep olsa) yine Allah'in sözleri (yazmakla) tükenmez. Süphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir. 

28. (Insanlar!) Sizin yaratilmaniz ve diriltilmeniz, ancak tek bir kisinin yaratilmasi ve diriltilmesi gibidir. Unutulmasin ki, Allah her seyi bilen ve görendir. 

29. Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadir. Günesi ve ayi da buyrugu altina almistir. Bunlarin her biri belli bir vâdeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah, yaptiklarinizdan tamamen haberdardir. 

30. Çünkü Allah, hakkin ta kendisidir; O'ndan baska taptiklari ise hiç süphesiz bâtildir. Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur. 

31. Size varliginin delillerini göstermesi için, Allah'in lütfuyla gemilerin denizde yüzdügünü görrmedin mi? Süphesiz bunda, çok sabreden, çok sükreden herkes için ibretler vardir. 

32. Daglar gibi dalgalar onlari kusattigi zaman, dini tamamen Allah'a has kilarak (ihlâsla) O'na yalvarirlar. Allah onlari karaya çikararak kurtardigi vakit içlerinden bir kismi orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr eder. 

33. Ey Insanlar! Rabbinize karsi gelmekten sakinin. Ne babanin evlâdi, ne evlâdin babasi nâmina bir sey ödeyemeyecegi günden çekinin. Bilin ki, Allah'in verdigi söz gerçektir. Sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve seytan, Allah'in affina güvendirerek sizi kandirmasin. 

34. Kiyamet vakti hakkindaki bilgi, ancak Allah'in katindadir. Yagmuru O yagdirir, rahimlerde olani O bilir. Hiç kimse yarin ne kazanacagini bilemez. Yine hiç kimse nerede ölecegini bilemez. Süphesiz Allah, her seyi bilendir, her seyden haberdardir.