dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NAMAZ NASIL KILINIR

Namaz nasıl kılınır, Namazın kılınışı


Namazın farz ve vâciplerine, sünnet ve âdâbına uygun şekilde kılınışına ilmihal dilinde "sıfâtü's-salât" denilir. Namaz kılacak kişi abdestli ve kıbleye yönelik olarak durup ellerini kaldırır ve niyet ederek Allahüekber der, ellerini bağlar. 

Sübhâneke'llâhümme ve bihamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke velâ ilâhe gayrük der.

İmama uymuş (muktedî) değilse, Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm. Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahîm der ve Fâtiha'yı okur.

Fâtiha'nın bitiminde âmin der, besmelesiz olarak bir sûre veya birkaç âyet okur (zamm-ı sûre). 


Ardından Allahüekber diyerek rükûa gider. En az üç kere Sübhâne rabbiye'l-azîm dedikten sonra Semiallâhü limen hamideh diyerek doğrulur ve Rabbenâ lekel-hamd der. Ardından Allahüekber diyerek secdeye gider. 

Bedensel bir engeli yoksa yere önce dizlerini, sonra ellerini ve sonra yüzünü koyar, kıyama dönerken de bunun aksini yapar. 


Secdede en az üç kere Sübhâne rabbiye'l-a‘lâ dedikten sonra yine Allahüekber diyerek ara oturuşu (celse) yapar, sonra yine Allahüekber diyerek ikinci secdeye gider ve yine üç kere Sübhâne rabbiye'l-a‘lâ dedikten sonra Allahüekber diyerek ikinci rek‘ata kalkar. 


İkinci rek‘at da birinci rek‘at gibidir. Şu kadar ki ikinci rek‘atta elleri kaldırma, Sübhâneke ve eûzü yoktur. Ayağa kalkınca el bağlayıp besmele ile Fâtiha'yı okur ve âmin dedikten sonra Fâtiha'ya bir sûre veya birkaç âyet ekler. 


Daha sonra birinci rek‘atta olduğu gibi rükû ve secdeleri yapar. İkinci secdeden sonra ka‘de yapıp et-Tahiyyâtü lillâhi ve's-salavâtü ve'ttayyibât. es-Selâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh. es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillahi's-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh der.


Kılacağı namazın rek‘at sayısı ikiden fazla ise bu “ilk oturuş” (ka‘de-i ûlâ) olur. Bu oturuşta Tahiyyât'a bir şey eklenmez ve Allahüekber diyerek üçüncü rek‘ata kalkılır. Kalkacağı zaman ellerini dizleri üzerine getirir, öyle kalkar. 


Kıyamda el bağlayıp besmele ile Fâtiha'yı okur ve âmin der. Bundan sonra yapılacak şeyler namazın farz olup olmamasına göre küçük değişiklikler gösterir: a) Bu kıldığı farz namaz ise Fâtiha'dan sonra sûre veya âyet okumayıp rükûa varır. Secdelerden sonra, eğer varsa dördüncü rek‘ata kalkar, dördüncü rek‘at da üçüncü rek‘at gibidir. 


Dördüncü rek‘at yoksa ikinci secdeden sonra oturur (son oturuş=ka‘de-i ahîre). b) Kıldığı namaz farz değilse, farklı olarak üçüncü rek‘atın Fâtiha'sına âmin dedikten sonra, bir sûre veya birkaç âyet okur. 


Sonra rükûa ve secdeye varır. Dördüncü rek‘at, üçüncü rek‘at gibidir. Dördüncü rek‘atın secdeleri yapılınca oturulur. Bu oturuş, üç rek‘atlı namazların üçüncü rek‘atının ve iki rek‘atlı namazların ikinci rek‘atının bitiminde yapılan oturuş gibi, son oturuş (ka‘de-i ahîre) adını alır. 


Son oturuşta Tahiyyât'tan sonra salavat ve dualar okunur, ardından selâm verilir. Salavat şudur: Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd. Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd. 


Dualar: Son oturuşta salavat getirdikten sonra yapılacak dua, âyetlerden iktibas edilebileceği gibi hadislerden de edilebilir. Âyetlerden alınarak yapılabilecek duaya örnek: Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr, bi rahmetike yâ erhame'r-râhimîn 

(el-Bakara 2/201). Rabbenâ lâ tüziğ kulûbenâ ba‘de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeten inneke ente'l-vehhâb 

(Âl-i İmrân 3/8). Rabbic'alnî mukýme's-salâti ve min zürriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ. Rabbenağfir lî ve li-vâlideyye ve li'l-mü'minîne yevme yekumü‘l-hisâb (İbrâhîm 14/40-41). 


Hadislerden iktibas edilebilecek duaya örnek: Allahümme innî es'elüke mine'l-hayri küllihî mâ âlimtü minhü ve mâ lem a‘lem ve eûzü bike mine'ş-şerri küllihî mâ âlimtü minhü ve mâ lem a‘lem. Türkçesi: "Allahım bildiğim bilmediğim bütün iyilikleri senden istiyorum, bildiğim bilmediğim bütün kötülüklerden sana sığınıyorum". 


İsteyen bu duaların anlamlarını da söyleyebilir. Şimdi bu vesileyle namazda Türkçe dua etmenin namazı bozup bozmayacağı konusu ile Hz. Peygamber'den nakledilenlerden başka bir duanın namazda okunup okunamayacağı sorusuna açıklık getirmeye çalışalım. 


Namazda Türkçe Olarak Dua Edilebilir mi? "


Namazda insanların kelâmından hiçbir şey uygun olmaz. Çünkü namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur'an okumadan ibarettir" (Müsned, V, 447-448; Nesaî, “Sehv”, 20; bk. Müslim, “Mesâcid”, 35; Ebû Dâvûd, “Salât”, 174). 


NAMAZ 265 Hadiste geçen "insanların kelâmı" sözü, başka biriyle karşılıklı konuşmak anlamına gelebileceği gibi insanların kendi aralarındaki konuşmaları türünden konuşma, gündelik konuşma ve insan sözü anlamına da gelebilir. 


"Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur'an okumadan ibarettir" ifadesi ise, hasr ifade edecek şekilde anlaşılacak olursa, namazda bunların dışında bir şey yapılamayacağı sonucu çıkar. 

Nitekim bazı Hanefîler bu noktadan hareketle Kur'an lafızları dışında bir şeyle namazda dua edilemeyeceğini söylemişlerdir. 


Diğer âlimler ise, namazda konuşma yasağının Mekke döneminde geldiğini, halbuki namazdaki özel dua ve zikirlerin pek çoğunun Medine döneminde hadislerle sabit olduğunu ve bu hadislerin "Namaz tesbihten… ibarettir" hadisinin kapsamını daralttığını öne sürerek, namazda her türlü lafızla dua edilebileceğini savunmuşlardır. 


Hz. Peygamber bir gün namaz kılarken arkasında bir adamın "Ey Allahım, bana ve Muhammed'e merhamet et, başka da hiç kimseye merhamet etme" diye dua ettiğini duymuş, selâm verdikten sonra bu şekilde dua eden bedevîye dönerek "Geniş olan bir şeyi (Allah'ın rahmetini) daralttın" demiştir (Buhârî, “Edeb”, 27). 


Hz. Peygamber, namazda bu şekilde dua ettiği için o kişiye namazı yeniden kılmasını söylememiş, sadece bencillik yapmaması için uyarmıştır. 

Bu olay, namaz kılan kimsenin namazın dua ve münâcâta ayrılmış bu bölümünde Kur’an ve Sünnet lafızları dışında fakat onlara uygun içerikte sözlerle istediği gibi dua edebileceğini göstermektedir. 


Hz. Peygamber rükûdan doğrulurken "Semiallahü limen hamideh" demiş, kendisiyle birlikte namaz kılan arkadaşlarından Rifâa "ve leke'l-hamd hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh" diye ilâve etmiş; 


Hz. Peygamber selâm verince arkaya dönerek "Demin konuşan kimdi?" diye sormuş; Rifâa "Bendim" deyince, bunun üzerine Hz. Peygamber, "Otuz küsur melek gördüm, senin söylediğin o sözü önce yazıp göğe götürmek için birbirleriyle yarışıyorlardı" diyerek, Rifâa'nın ihdas ettiği bu sözü onaylamıştır (bk. Şevkânî, II, 317-322).


Bu hadisler, namazda konuşma yasağının başka biriyle konuşmaya iliş- kin olduğunu, içerik bakımından uygun olmak şartıyla, kişinin istediği lafızlarla dua edebileceğini göstermektedir. 


Namazda "Ey Allahım, beni evlendir, karnımı doyur" gibi insanların konuşmalarına benzeyen sözler söylenirse, Hanefîler'e göre bunu söyleyen kişinin namazı bozulur. Çünkü bu söz, Kur'an'daki dualara ve Hz. Peygamber'in namazda okuduğu veya okunabileceğini bildirdiği dualara benzememekte, 

içerik olarak namazın genel çerçevesine aykırı düşmektedir. 


Fakat Şâfiî, dünyevî bir arzunun gerçekleşmesine yönelik olmakla birlikte sonuçta bunun da bir dua olduğunu, dolayısıyla bu şekilde dua etmekle namazın bozulmayacağını ileri sürmüştür.



61-es-SAFF


Adini, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savastiklarini bildiren 4.
âyetinden almistir; Medine'de inmistir; 14 (ondört) âyettir.



Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.



1. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'i tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir. 

2. Ey iman edenler! Yapmayacaginiz seyleri niçin söylüyorsunuz? 

3. Yapmayacaginiz seyleri söylemeniz, Allah katinda büyük bir nefretle karsilanir. 

4. Allah, kendi yolunda kenetlenmis bir yapi gibi saf baglayarak savasanlari sever. 

5. Bir zaman Musa kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah'in size gönderdigi elçisi oldugumu bildiginiz halde niçin beni incitiyorsunuz? demisti. Onlar yoldan sapinca, Allah da kalplerini saptirmisti. Allah, fâsiklar toplulugunu dogru yola iletmez. 

6. Hatirla ki, Meryem oglu Isa: Ey Israilogullari! Ben size Allah'in elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'i dogrulayici ve benden sonra gelecek Ahmed adinda bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demisti. Fakat o, kendilerine açik deliller getirince: Bu apaçik bir büyüdür, dediler. 

7. Islâm'a çagirildigi halde Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler toplulugunu dogru yola erdirmez. 

8. Onlar agizlariyla Allah'in nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktir. 

9. Müsrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kilmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur. 

10. Ey iman edenler! Sizi aci bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? 

11. Allah'a ve Resûlüne inanir, mallarinizla ve canlarinizla Allah yolunda cihad edersiniz. Eger bilirseniz, bu sizin için daha hayirlidir. 

12. Iste bu takdirde O, sizin günahlarinizi bagislar, sizi zemininden irmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. Iste en büyük kurtulus budur. 

13. Seveceginiz baska bir sey daha var: Allah'tan yardim ve yakin bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele. 

14. Ey iman edenler! Allah'in yardimcilari olun. Nitekim Meryem oglu Isa havârîlere: Allah'a (giden yolda) benim yardimcilarim kimdir? demisti. Havârîler de: Allah (yolunun) yardimcilari biziz, demislerdi. Israilogullarindan bir zümre inanmis, bir zümre de inkâr etmisti. Nihayet biz inananlari, düsmanlarina karsi destekledik. Böylece üstün geldiler.

63-el-MÜNÂFIKÛN


Medine'de inmistir; 11 (onbir) âyettir. Münafiklarin davranislarindan söz ettigi için bu adi almistir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.



l. Münafiklar sana geldiklerinde: Sahitlik ederiz ki sen Allah'in Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin. Allah, münafiklarin kesinlikle yalanci olduklarini bilmektedir. 

2. Yeminlerini kalkan yapip Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onlarin yaptiklari ne kötüdür! 

3. Bunun sebebi, onlarin önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmistir. Artik onlar hiç anlamazlar. 

4. Onlari gördügün zaman kaliplari hosuna gider, konusurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmis kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanirlar. Düsman onlardir. Onlardan sakin. Allah onlarin canlarini alsin. Nasil bu hale geliyorlar? 

5. Onlara: Gelin, Allah'in Peygamberi sizin için magfiret dilesin, denildigi zaman baslarini çevirirler ve sen onlarin, büyüklük taslayarak uzaklastiklarini görürsün. 

6. Onlara magfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onlari kesinlikle bagislamayacaktir. Çünkü Allah, yoldan çikmis toplulugu dogru yola iletmez. 

7. Onlar: Allah'in elçisinin yaninda bulunanlar için hiçbir sey harcamayin ki dagilip gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'indir. Fakat münafiklar bunu anlamazlar. 

8. Onlar: Andolsun, eger Medine'ye dönersek, üstün olan, zayif olani oradan mutlaka çikaracaktir, diyorlardi. Halbuki asil üstünlük, ancak Allah'in, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafiklar bunu bilmezler. 

9. Ey iman edenler! Mallariniz ve çocuklariniz sizi Allah'i anmaktan alikoymasin. Kim bunu yaparsa iste onlar ziyana ugrayanlardir. 

10. Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakin bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdigimiz riziktan harcayin. 

11. Allah, eceli geldiginde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptiklarinizdan haberdardir.

64-et-TEGÂBÜN


Medine'de inmistir; 18 (onsekiz) âyettir. Adini, dokuzuncu âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasina gelen "tegâbün" kelimesinden alir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.


1. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'i tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadir. O her seye kadirdir. 

2. Sizi yaratan O'dur. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mümindir. Allah yaptiklarinizi görendir. 

3. Gökleri ve yeri yerli yerince yaratti. Sizi sekillendirdi ve sekillerinizi de güzel yapti. Dönüs ancak O'nadir. 

4. Göklerde ve yerde olanlari bilir. Gizlediklerinizi ve açiga vurduklarinizi da bilir. Allah kalplerde olani bilendir. 

5. Daha önce inkâr edenlerin haberi size ulasmadi mi? Iste onlar (dünyada) yaptiklarinin cezasini tattilar. Onlar için aci bir azap da vardir. 

6. (O azabin sebebi) su ki, onlara peygamberleri apaçik deliller getirmislerdi, fakat onlar: Bir beser mi bizi dogru yola götürecekmis? dediler, inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir seye muhtaç olmadigini gösterdi. Allah zengindir, hamde lâyiktir. 

7. Inkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: Hayir! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptiklariniz size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydir. 

8. Onun için Allah'a, Peygamberine ve indirdigimiz o nûra (Kur'an'a) inanin. Allah yaptiklarinizdan haberdardir. 

9. Mahser vaktinde sizi toplayacagi gün, iste o zarar günüdür. (Ancak) kim Allah'a inanir ve yararli is yaparsa, Allah onun kötülüklerini örter, onu (ve benzerlerini), içinde ebedî kalacaklari, altlarindan irmaklar akan cennetlere sokar. Iste büyük kurtulus budur. 

10. Inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, iste onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedî kalacaklardir. Ne kötü gidilecek yerdir orasi! 

11. Allah'in izni olmaksizin hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanirsa, Allah onun kalbini dogruya götürür. Allah her seyi bilendir. 

12. Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düsen apaçik bir duyurmadir. 

13. Allah; O'ndan baska hiçbir ilâh yoktur. Müminler yalniz Allah'a dayanip güvensinler. 

14. Ey iman edenler! Eslerinizden ve çocuklarinizdan size düsman olanlar da vardir. Onlardan sakinin. Ama affeder, kusurlarini baslarina kakmaz, kusurlarini örterseniz, bilin ki, Allah çok bagislayan, çok esirgeyendir. 

15. Dogrusu mallariniz ve çocuklariniz sizin için bir imtihandir: Büyük mükâfat ise Allah'in yanindadir. 

16. O halde gücünüz yettigince Allah'a isyandan kaçinin. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliginize olarak harcayin. Kim nefsinin cimriliginden korunursa iste onlar kurtulusa erenlerdir. 

17. Eger Allah'a (rizasi ugruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttirir ve sizi bagislar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir. 

18. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. Üstündür, hikmet sahibidir.

65-et-TALÂK

"Talâk", bosama anlamina gelir. Sûre bosama konusunu ihtiva ettigi için bu ismi almistir; Medine'de inmistir. 12 (oniki) âyettir. Adini Hz. Peygamber'in bazi yiyecekleri kendisine yasakladigini anlatan birinci âyetten alir. Medine'de nâzil olmustur, 12 (oniki) âyettir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.


1. Ey Peygamber! Kadinlari bosayacaginizda, onlari iddetlerini gözeterek bosayin ve iddeti de sayin. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçik bir hayasizlik yapmalari hali bir yana, onlari evlerinden çikarmayin, kendileri de çikmasinlar. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini asarsa, süphesiz kendine zulmetmis olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çikariverir. 

2. Iddet müddetlerini doldurduklarinda onlari ya mesru ölçüler içerisinde (nikâhiniz altinda) tutun veya onlardan mesru ölçülere göre ayrilin. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahit tutun. Sahitligi Allah için yapin. Iste bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen ögüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çikis yolu ihsan eder. 

3.Ve ona beklemedigi yerden rizik verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Süphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her sey için bir ölçü koymustur. 

4. Kadinlariniz içinden âdetten kesilmis olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onlarin bekleme süresi üç aydir. Gebe olanlarin bekleme süresi ise, yüklerini birakmalari (dogum yapmalari)dir. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona isinde bir kolaylik verir. 

5. Iste bu, Allah'in size indirdigi buyrugudur. Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatini arttirir. 

6. Onlari gücünüz ölçüsünde oturdugunuz yerin bir bölümünde oturtun, onlari sikistirip (gitmelerini saglamak için) kendilerine zarar vermeye kalkismayin. Eger hâmile iseler, dogum yapincaya kadar nafakalarini verin. Sizin için çocugu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, aranizda uygun bir sekilde anlasin. Eger anlasamazsaniz çocugu, baska bir kadin emzirecektir. 

7. Imkâni genis olan, nafakayi imkânlarina göre versin; rizki daralmis bulunan da Allah'in kendisine verdigi kadarindan nafaka ödesin. Allah hiç kimseyi verdigi imkândan fazlasiyla yükümlü kilmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylik yaratacaktir. 

8. Rabbinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklasip azmis nice memleketler vardir ki, biz onlari (ahalisini) çetin bir hesaba çekmis ve onlari görülmemis azaba çarptirmisizdir. 

9. Böylece onlar da yaptiklarinin karsiligini tatmislar ve islerinin sonu tam bir hüsran olmustur. 

10. Allah onlara siddetli bir azap hazirlamistir. Ey inanan akil sahipleri! Allah'tan korkun. Allah size gerçekten bir uyarici (kitap) indirmistir. 

11. Iman edip sâlih amel isleyenleri, karanliklardan aydinliga çikarmak için size Allah'in apaçik âyetlerini okuyan bir Peygamber göndermistir. Kim Allah'a inanir ve faydali is yaparsa Allah onu, altlarindan irmaklar akan, içinde ebedî kalacaklari cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rizik vermistir. 

12. Allah, yedi kat gögü ve yerden bir o kadarini yaratandir. Ferman bunlar arasindan inip durmaktadir ki, böylece Allah'in her seye kadir oldugunu ve her seyi ilmiyle kusattigini bilesiniz.

66-et-TAHRÎM



Hicretten sonra nazil olmustur.12 ayettir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.



1. Ey Peygamber! Eslerinin rizasini gözeterek Allah'in sana helâl kildigi seyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bagislayan, çok esirgeyendir. 

2. Allah, (gerektiginde) yeminlerinizi bozmanizi size mesru kilmistir. Sizin yardimciniz Allah'tir. O, bilendir, hikmet sahibidir. 

3. Peygamber, eslerinden birine gizlice bir söz söylemisti. Fakat esi, o sözü baskalarina haber verip Allah da bunu Peygamber'e açiklayinca, Peygamber bir kismini bildirmis, bir kismindan da vazgeçmisti. Peygamber bunu ona haber verince esi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her seyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. 

4. Eger ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmisti. Ve eger Peygamber'e karsi birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardimcisi Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunlarin ardindan melekler de (ona) yardimcidir. 

5. Eger o sizi bosarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bâkire esler verebilir. 

6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakiti insanlar ve taslar olan atesten koruyun. Onun basinda, acimasiz, güçlü, Allah'in kendilerine buyurduguna karsi gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardir. 

7. Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak islediklerinizin cezasini çekeceksiniz, (denilir). 

8. Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandirmayacagi günde Allah sizi, içlerinden irmaklar akan cennetlere sokar. Onlarin önlerinden ve saglarindan (amellerinin) nûrlari aydinlatip gider de, "Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bagisla; çünkü sen her seye kadirsin" derler. 

9. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafiklara karsi cihad et, onlara karsi sert davran. Onlarin varacagi yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür! 

10. Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karisi ile Lût'un karisini misal verdi. Bu ikisi, kullarimizdan iki sâlih kisinin nikâhlari altinda iken onlara hainlik ettiler. Kocalari Allah'tan gelen hiçbir seyi onlardan savamadi. Onlara: Haydi, atese girenlerle beraber siz de girin! denildi. 

11. Allah, inananlara da Firavun'un karisini misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katinda, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) isinden koru ve beni zalimler toplulugundan kurtar! demisti. 

12. Iffetini korumus olan, Imran kizi Meryem'i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarini tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.

67-el-MÜLK

Mekke'de nâzil olmustur; 30 (otuz) âyettir. Adini, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almistir. Ayrica Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adlari ile de anilir. Bu sûreyi her gece okuyanin, pek büyük sevaba nâil olacagina ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

1. Mutlak hükümranlik elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her seye gücü yeter. 

2. O ki, hanginizin daha güzel davranacagini sinamak için ölümü ve hayati yaratmistir. O, mutlak galiptir, çok bagislayicidir. 

3. O ki, birbiri ile âhenktar yedi gögü yaratmistir. Rahmân olan Allah'in yaratisinda hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? 

4. Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradigi bozuklugu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir. 

5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakin olan gögü kandillerle donattik. Bunlari seytanlara atis taneleri yaptik ve onlara alevli ates azabini hazirladik. 

6. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabi vardir. O, ne kötü dönüstür! 

7. Oraya atildiklarinda, onun kaynarken çikardigi ugultuyu isitirler. 

8. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atilsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemis miydi? diye sorarlar. 

9. Onlar söyle cevap verirler: Evet, dogrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmisti; fakat biz (onu) yalan saymis ve: Allah'in bir sey gönderdigi yok; siz olsa olsa büyük bir sapiklik içindesiniz! demistik. 

10. Ve: Sayet kulak vermis veya aklimizi kullanmis olsaydik, (simdi) su alevli cehennemin mahkûmlari arasinda olmazdik! diye ilâve ederler. 

11. Böylece günahlarini itiraf ederler. Artik (Allah'in rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmlari! 

12. Fakat daha görmeden Rablerinden (azabindan) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bagislanma hem de büyük mükâfat vardir. 

13. Sözünüzü ister gizleyin, ister açiga vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. 

14. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince isleri görüp bilmektedir ve her seyden haberdardir. 

15. Yeryüzünü size boyun egdiren O'dur. Su halde yerin omuzlarinda (üzerinde) dolasin ve Allah'in rizkindan yeyin. Dönüs ancak O'nadir. 

16. Gökte olanin, sizi yere batirivermeyeceginden emin misiniz? O zaman yer sarsildikça sarsilir. 

17. Yahut gökte olanin üzerinize tas yagdiran (bir firtina) göndermeyeceginden emin misiniz? Iste (bu) tehdidimin ne demek oldugunu yakinda bileceksiniz! 

18. Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymislardi; ama benim karsilik olarak verdigim azap nasil olmustu! 

19. Üstlerinde kanatlarini aça-kapata uçan kuslari (hiç) görmediler mi? Onlari (havada) rahmân olan Allah'tan baskasi tutmuyor. Süphesiz O her seyi görmektedir. 

20. Rahmân olan Allah'a karsi su size yardim edecek askerleriniz hani kimlerdir? Inkârcilar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadirlar. 

21. Allah size verdigi rizki kesiverse, size rizik verebilecek olan kimdir? Hayir, onlar azginlik ve nefrette direnip durmaktadirlar. 

22. Simdi (düsünün bakalim), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varilacak) yere daha iyi erisir, yoksa dogru yolda düzgün yürüyen mi? 

23. (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size isitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az sükrediyorsunuz! 

24. De ki: Sizi yeryüzünde çogaltip yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksiniz. 

25. "Dogru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçeklesecek)?" derler. 

26. De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçik bir uyariciyim. 

27. Ama onu (azabi) yakindan gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): Iste sizin isteyip durdugunuz budur! denecektir. 

28. De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediginiz üzere) yok etse veya (öyle olmayip da) bizi esirgese, (söyleyin bakalim) inkârcilari yakici azaptan kurtaracak kimdir? 

29. De ki: (Sizi imana davet ettigimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmis ve sirf O'na güvenip dayanmisizdir. Siz kimin apaçik bir sapiklik içinde oldugunu yakinda ögreneceksiniz! 

30. De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalim, size kim bir akar su getirebilir?

70-el-MEÂRIC

Mekke'de nâzil olan bu sûre, 44 (kirkdört) âyettir. Adini, üçüncü âyetindeki "el-meâric" kelimesinden almistir. Meâric, "ma'rec"in çogulu olup "yükselme dereceleri" demektir.



Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.


l. Bir soran inecek azabi sordu: 

2.Inkârcilar için;ki onu savacak yoktur, 

3. Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katindan. 

4. Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktari (dünya senesi ile) ellibin yil olan bir günde yükselip çikar. 

5. (Resûlüm!) Simdi sen güzelce sabret. 

6. Dogrusu onlar, o azabi (ihtimalden) uzak görüyorlar. 

7. Biz ise onu yakin görmekteyiz. 

8. O gün gökyüzü, erimis maden gibi olur. 

9. Daglar da atilmis yüne döner. 

10. Dost, dostu sormaz. 

11. Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabindan (kurtulus için), ogullarini, 

12. Karisini ve kardesini, 

13. Kendisini koruyup barindiran tüm ailesini 

14. Ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsin. 

15. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir atestir. 

16. Derileri kavurup soyar. 

17. Yüz çevirip geri döneni, (kendine) çagirir! 

18. (Servet) toplayip yigan kimseyi!. 

19. Gerçekten insan, pek hirsli (ve sabirsiz) yaratilmistir. 

20. Kendisine fenalik dokundugunda sizlanir, feryat eder. 

21. Ona imkân verildiginde ise pinti kesilir. 

22. Ancak sunlar öyle degildir: Namaz kilanlar, 

23.Ki, onlar namazlarinda devamlidirlar (ihmal göstermezler;). 

24. Mallarinda, belli bir hak vardir, 

25. Sâile ve mahrûma(vermek için). 

26. Ceza (ve hesap) gününün dogruluguna inananlar; 

27. Rab'lerinin azabindan korkanlar, 

28. Ki Rab'lerinin azabi(na karsi) emin olunamaz; 

29. Irzlarini koruyanlar 

30. Ancak eslerine ve cariyelerine karsi müstesna; çünkü onlar kinanmaz; 

31.Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taskinlarin ta kendileridir, 

32. Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler; 

33. Sahitliklerini (dosdogru) yapanlar; 

34. Namazlarini koruyanlar; 

35. Iste bunlar, cennetlerde agirlanirlar. 

36. (Resûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana dogru kosuyorlar? 

37. Bölük bölük sagindan ve solundan(gelip etrafini sariyorlar) 

38. Onlardan her biri nimet cennetine sokulacagini mi umuyor? 

39. Hayir (hiç ummasinlar!) Süphesiz biz onlari, kendilerinin de bildikleri seyden yarattik (fakat ibret almadilar, imana gelmediler). 

40. Dogularin ve batilarin Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter: 

41. Süphesiz onlarin yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez. 

42. Ama sen onlari (simdilik) birak da, tehdit edildikleri günlerine kavusuncaya dek dalsinlar, oynayadursunlar. 

43. O gün onlar, sanki dikili bir seye kosuyorlar gibi, kabirlerinden firlaya firlaya çikarlar. 

44.Gözleri horluktan asagi düsmüs ve kendileri zillete bürünmüs bir halde.Iste bu, onlarin tehdit edilegeldikleri gündür!

72-el-CINN

Mekke'de nâzil olmustur: 28 (yirmisekiz) âyettir. Cinlerin Kur'an dinleyip hidayete geldikleri anlatildigindan, sûre bu ismi almistir. Hz. Peygamber, amcasi Ebu Talip ve esi Hz. Hatice'yi kaybettikten sonra Tâif'e gitmis, orada çirkin davranislarla karsilasmisti. Bu siralarda Kureys müsrikleri de müslümanlara karsi düsmanliklarini iyice arttirmis bulunuyorlardi. iste Tâif dönüsünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem'e teselli veren bu sûre, yalniz insanlarin degil, cinlerin de Kur'an'a tâbi olduklarini bildiriyor, Islâm'in muzafferiyetini müjdeliyordu.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

l. (Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir toplulugun (benim okudugum Kur'an'i) dinleyip de söyle söyledikleri bana vahyolunmustur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik . 

2. Dogru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artik) kimseyi Rabbimize asla ortak kosmayacagiz. 

3. Hakikat su ki, Rabbimizin sâni çok yücedir. O, ne es ne de çocuk edinmistir. 

4. Dogrusu bizim beyinsiz olanimiz (iblis veya azgin cinler), Allah hakkinda pekasiri yalanlar uyduruyormus. 

5. Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkinda asla yalan söylemezler, sanmistik. 

6. Su da gerçek ki, insanlardan bazi kimseler, cinlerden bazi kimselere siginirlardi da, onlarin taskinliklarini arttirirlardi. 

7. Onlar da sizin sandiginiz gibi, Allah'in hiç kimseyi tekrar diriltmeyecegini sanmislardi. 

8. Dogrusu biz (cinler), gögü yokladik, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmus bulduk. 

9. Halbuki, (daha önce) biz onun bazi kisimlarinda (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat simdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. 

10. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayir mi diledi? 

11. Gerçekten biz, -kimimiz sâlih kisiler, kimimiz ise bunlardan asagida olmak üzere- türlü türlü yollar tutmustuk. 

12. (Artik) su gerçegi süphesiz anladik ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'i âciz birakamayacagiz, baska yere kaçmakla da elinden kurtulamayacagiz. 

13. Dogrusu biz, o hidayeti (Kur'an'i) isitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artik ne bir (ecrinin) eksiklige ugratilmasindan ne de haksizlik edilmesinden korkar. 

14. Içimizde, (Allah'a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, dogru yolu arayanlardir. 

15. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuslardir. 

16. Sayet dogru yolda gitselerdi,onlara bol su verirdik. 

17.Bu hususta kendilerini denememiz için , Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir azaba ugratir. 

18. Mescidler süphesiz Allah'indir. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayin (ve kulluk etmeyin). 

19. Allah'in kulu, O'na yalvarmaya (namaza) kalkinca, neredeyse onun etrafinda keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi. 

20. (Resûlüm!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvaririm ve O'na kimseyi ortak kosmam. 

21. De ki: Dogrusu ben (kendi basima) size ne zarar verme ne de fayda saglama gücüne sahibim. 

22. De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah'a karsi beni kimse himaye edemez, O'ndan baska siginacak kimse de bulamam. 

23. (Benim yaptigim) ancak Allah katindan olani, O'nun gönderdiklerini tebligdir. Artik kim Allah ve Resûlüne karsi gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacaklari cehennem atesi vardir. 

24. Sonunda, tehdit edilip durduklarini (azabi, kiyameti) gördükleri zaman, kim yardimci olma bakimindan daha güçsüz ve sayica daha az imis, bileceklerdir. 

25. De ki: Tehdit edilegeldiginiz (azap), yakin midir, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem. 

26. O bütün görülmeyenleri bilir. Sirlarina kimseyi muttali kilmaz; 

27. Ancak, (bildirmeyi) diledigi peygamber bunun disindadir. Çünkü O, bunun önünden ve ardindan gözcüler salar, 

28. Ki böylece onlarin (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkiyla teblig ettiklerini bilsin. (Allah) onlarin nezdinde olup bitenleri çepeçevre kusatmis ve her seyi bir bir saymistir (kaydetmistir).

73-el-MÜZZEMMIL

Mekke'de nâzil olmustur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine'de nâzil oldugu rivayet edilmistir. 20 (yirmi) âyettir. Sûre, adini, ilk âyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden almistir. "Müzemmil" örtünüp bürünen demektir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.


1. Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)! 

2. Birazi hariç, geceleri kalk namaz kil. 

3. (Gecenin) yarisini (kil). Yahut bunu biraz azalt. 

4. Ya da bunu çogalt ve Kur'an'i tane tane oku. 

5. Dogrusu biz sana (tasimasi) agir bir söz vahyedecegiz. 

6. Süphesiz gece kalkisi, (kalp ve uzuvlar arasinda) tam bir uyuma ve saglam bir kiraata daha elverislidir. 

7. Zira gündüz vakti, sana uzun bir mesguliyet var. 

8. Rabbinin adini an. Bütün varliginla O'na yönel. 

9. O, dogunun da batinin da Rabbidir. O'ndan baska ilâh yoktur. Öyleyse yalniz O'nun himayesine sigin. 

10. Onlarin (müsriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayril. 

11. Nimet içinde yüzen o yalancilari bana birak ve onlara biraz mühlet ver. 

12. Hiç süphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazirlanmis) boyunduruklar, yakici bir ates, var. 

13.Bogazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap var. 

14. O gün (kiyamet günü) yeryüzü ve daglar sarsilir; daglar çöküntü ile akip giden kum yiginina döner. 

15. Nasil Firavun'a bir elçi göndermis idiysek dogrusu size de, hakkinizda sahitlik edecek bir peygamber gönderdik. 

16. Ama Firavun o peygambere karsi gelmis, biz de onu agir ve çetin bir sekilde muaheze etmistik. 

17. Peki inkâr ederseniz, çocuklari ak saçli ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasil koruyabileceksiniz? 

18. Gökyüzü bile onunla (o günün dehsetiyle) yarilacaktir. Allah'in vâdi mutlaka yerine gelir. 

19. Iste bu (anlatilanlar), süphesiz bir ögüttür. Artik kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar. 

20. (Resûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakin kismini, (bazen) yarisini, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdigini ve beraberinde bulunanlardan bir toplulugun da (böyle yaptigini) Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tir. O sizin, bunu sayamayacaginizi bildigi için, sizi bagisladi. Artik, Kur'an'dan kolayiniza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kisminiz Allah'in lütfundan (rizik) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diger bir kisminiz da Allah yolunda çarpisacaklardir. O halde Kur'an'dan kolayiniza geleni okuyun. Namazi kilin, zekâti verin, Allah'a gönül hosluguyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazirlarsaniz Allah katinda onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah'tan magfiret dileyin, süphesiz Allah çok bagislayici, çok esirgeyicidir.

75-el-KIYÂME


Mekke'de nâzil olan bu sûre, 40 (kirk) âyettir. Adini, ilk âyetinde geçen "el-kiyâme" kelimesinden almistir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.



1. Kiyamet gününe yemin ederim. 

2. Kendini kinayan (pismanlik duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz). 

3. Insan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacagimizi mi sanir? 

4. Evet, bizim, onun parmak uçlarini bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. 

5. Fakat insan önündekini (kiyameti) yalanlamak ister. 

6. "Kiyamet günü ne zamanmis?" diye sorar. 

7. Iste, göz kamastigi, 

8.Ay tutuldugu, 

9.Günesle ay biraraya getirildigi zaman! 

10. O gün insan, "Kaçacak yer neresi!" diyecektir. 

11. Hayir, hayir! (Kaçip) siginacak yer yoktur! 

12. O gün varip durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. 

13. O gün insana, ileri götürdügü ve geri biraktigi ne varsa bildirilir. 

14. Artik insan, kendi kendinin sahididir. 

15. Isterse özürlerini sayip döksün. 

16. (Resûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kimildatma. 

17. Süphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerlestirmek) ve onu okutmak bize aittir. 

18. O halde, biz onu okudugumuz zaman, sen onun okunusunu takip et. 

19. Sonra süphen olmasinki, onu açiklamak da bize aittir. 

20. Hayir! Dogrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatini ve nimetlerini) seviyorsunuz da, 

21. Ahireti birakiyorsunuz. 

22. Yüzler vardir ki, o gün isil isil parildayacaktir. 

23. Rablerine bakacaklardir (O'nu göreceklerdir). 

24. Yüzler de vardir ki, o gün burusacaktir; 

25. Kendilerinin, bel kemiklerini kiran bir felâkete ugratilacagini sezeceklerdir. 

26. Artik gözünüzü açin! Ne zaman ki can köprücük kemigine dayanir, 

27. "Tedavi edebilecek kimdir?" denir. 

28. (Can çekisen) bunun gerçek bir ayrilis oldugunu anlar. 

29. Ve bacak bacaga dolasir. 

30. Iste o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur. 

31. Iste o, (Peygamber'in getirdigini) dogru kabul etmemis, namaz da kilmamisti. 

32. Aksine yalan saymis ve yüz çevirmisti. 

33. Sonra da çalim sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarina) gitmisti. 

34. Lâyiktir (o azap) sana, lâyik! 

35. Evet, lâyiktir sana (o azap) lâyik! 

36. Insan, kendisinin basibos birakilacagini mi sanir! 

37. O, (döl yatagina) akitilan meninin içinden bir nutfe (sperm) degil miydi? 

38. Sonra bu, alaka (asilanmis yumurta) olmus, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratip sekillendirmisti. 

39. Ondan da iki esi, yani erkek ve disiyi var etmisti. 

40. Peki (bunlari yapan) Allah'in, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

76-el-INSÂN




Mekke'de veya Medine'de nâzil olduguna dair rivayetler vardir; 31 (otuzbir) âyettir. Adini ilk âyetinde geçen "el-insân" kelimesinden almistir. "Hel etâke", "ed-Dehr", "el-Ebrâr" ve "el-Emsâc" isimleri ile de anilir.



Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

1. Insanin üzerinden, henüz kendisinin anilan bir sey olmadigi uzun bir süre geçmedi mi? 

2. Gerçek su ki, biz insani katisik bir nutfeden (erkek ve kadinin dölünden) yarattik; onu imtihan edelim diye, kendisini isitir ve görür kildik. 

3. Süphesiz biz ona (dogru) yolu gösterdik. Ister sükredici olsun ister nankör. 

4. Dogrusu biz, kâfirler için zincirler; demir halkalar ve alevli bir ates hazirladik. 

5. Iyiler ise, kâfûr katilmis bir kadehten (cennet sarabi) içerler. 

6. (Bu,) Allah'in has kullarinin içtikleri ve akittikça akittiklari bir pinardir. 

7. O kullar, siddeti her yere yayilmis olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. 

8. Onlar, kendi canlari çekmesine ragmen yemegi yoksula, yetime ve esire yedirirler. 

9. "Biz sizi Allah rizasi için doyuruyoruz; sizden ne bir karsilik ne de bir tesekkür bekliyoruz." 

10. "Biz, çetin ve belâli bir günde Rabbimizden (O'nun azabina ugramaktan) korkariz" (derler). 

11. Iste bu yüzden Allah onlari o günün fenaligindan esirger; (yüzlerine) parlaklik, (gönüllerine) sevinç verir. 

12. Sabretmelerine karsilik onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder. 

13. Orada koltuklara kurulmus olarak bulunurlar; ne yakici sicak görülür orada, ne de dondurucu soguk. 

14. (Cennet agaçlarinin) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparilabilen meyveleri istifadelerine sunulur. 

15. Yanlarinda gümüsten kaplar ve billûr kupalar dolastirilir. 

16. Gümüsten öyle kadehler ki onlari istedikleri ölçüde tayin ve takdir etmislerdir. 

17. Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu sarabin) karisiminda zencefil vardir. 

18. (Bu sarap) orada bir pinardandir ki adina Selsebîl denir. 

19. O insanlarin etrafinda öyle ölümsüz genç nedîmler dolasir ki, onlari gördügünde, etrafa saçilip dagilmis inciler sanirsin. 

20. Ne yana bakarsan bak, (yiginla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün. 

21. Üzerlerinde yesil ipekten ince ve kalin elbiseler vardir; gümüs bilezikler takinmislardir. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir. 

22. (Onlara söyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattir. Sizin gayretiniz karsiligini bulmustur. 

23. (Resûlüm!) Kur'an'i sana biz, evet biz indirdik. 

24. Artik Rabbinin hükmüne (boyun egip) sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun egme. 

25.Sabah aksam Rabbinin ismini yâdet. 

26. Gecenin bir kisminda O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et. 

27. Su insanlar, çarçabuk geçen dünyayi seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar. 

28. Onlari biz yarattik; onlarin yaratilisini sapasaglam yaptik. Diledigimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz. 

29. Süphesiz ki bu bir ögüttür. Airtik dileyen Rabbine bir yol tutar. 

30. Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir seyi) dileyebilirsiniz. Süphesiz Allah her seyi bilendir, hikmet sahibidir. 

31. O, diledigini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazirlamistir.

77-el-MÜRSELÂT


Mekke'de inmistir. 50 (elli) âyettir. "Gönderilenler" anlamina gelen "el-mürselât" kelimesi ile basladigi için sûre bu adi almistir. Müfessirler, "gönderilenler"den maksadin, âlemin idaresi ile görevli bir kisim melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur'an âyetleri olabilecegini belirtmislerdir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.



l. Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri pesinden gönderilenlere; 

2. Siddetle eserek (zararlilari) savurup atanlara; 

3. (Hakikat ve hayirlari) yaydikça yayanlara; 

4. (Hak ile batili) birbirinden iyice ayiranlara; 

5. Ögüt telkin edenlere; 

6. (Allah'a yönelenleri) aritmak, (kötüleri) sakindirmak için. 

7. Bilin ki size vadolunan sey gerçeklesecek! 

8. Yildizlarin isigi söndürüldügü zaman, 

9. Gökkubbe yarildigi zaman, 

10.Daglar ufalanip savruldugu zaman , 

11.Peygamberlerin (ümmetleri hakkinda sahitlik) vakti tayin edildigi zaman (artik kiyamet kopmustur). 

12. (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmistir? 

13. Ayirim gününe. 

14. (Resûlüm!) Ayirim gününün ne oldugunu sen nereden bileceksin! 

15. O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanlarin vay haline! 

16. Biz, (bunlar gibi inkârci olan) öncekileri helâk etmedik mi? 

17. Sonra arkadakileri de onlarin ardina takacagiz. 

18. Iste biz suçlulara böyle yapariz! 

19. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

20. (Ey insanlar!) Biz sizi dayaniksiz bir sudan yaratmadik mi? 

21. Iste o suyu, saglam bir yere yerlestirdik. 

22. Belli bir süreye kadar. 

23. Biz buna güç yetirmisizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür! 

24. O gün (hakikatleri) yalan sayanlarin vayhaline! 

25. Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadik mi? 

26. Dirilere ve ölülere . 

27. Yeryüzünde hasmetli daglar yarattik, sizlere tatli sular içirdik.. 

28. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

29. (Inkârcilara o gün söyle denilir:) yalan sayageldiginiz azaba dogru gidin! 

30. Üç kola ayrilmis,bir gölgege gidin. 

31. Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandir. 

32. O, saray gibi kocaman kivilcim saçar. 

33. Her bir kivilcim, sanki birer sari deve gibidir. 

34. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

35. Bu, (kâfirlerin) konusamayacagi bir gündür. 

36. Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler. 

37. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

38. (O zaman söyle denir:) Bu, ayirim günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik. 

39. (Azaptan kurtulmaniz için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi! 

40. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

41. Süphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pinar baslarinda, 

42. Canlarinin çektigi çesit çesit meyveler arasindadirlar. 

43. (Kendilerine:) "Islediklerinizin karsiligi olarak simdi âfiyetle yeyin için" (denir). 

44. Iste, biz iyilik yapanlari böyle mükâfatlandiririz. 

45. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

46. (Ey inkârcilar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalaniniz biraz! Gerçek su ki, sizler suçlusunuz! 

47. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

48. Onlar, kendilerine: "Allah'in huzurunda egilin!" denildigi vakit egilmezler: 

49. O gün, (hakikatleri) yalan sayanlarin vay haline! 

50. Onlar artik bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.

78-en-NEBE


Meâric'den sonra inmistir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 (kirk) âyettir. "Nebe' " haber demektir. Kiyamet haberlerini ihtiva ettigi için bu ad verilmistir.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.



l. Birbirlerine neyi soruyorlar? 

2. O büyük haberden mi? 

3. (Inanip inanmamakta) ayriliga düsmektedirler. 

4. Hayir! Anlayacaklar! 

5. Yine hayir! Onlar anlayacaklar! 

6. Biz yeryüzünü bir dösek, yapmadik mi? 

7. Daglari da birer kazik . 

8. Sizi çifter çifter yarattik. 

9. Uykunuzu bir dinlenme kildik. 

10. Geceyi bir örtü yaptik. 

11. Gündüzü de çalisip kazanma zamani kildik. 

12. Üstünüzde yedi kat saglam gögü bina ettik. 

13. (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattik. 

14. Sikisan bulutlardan saril saril akan sular indirdik. 

15. Size tohumlar, bitkiler,yetistirmek için 

16. Ve agaçlari(birbirine) sarmas dolas bahçeler. 

17. Süphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmistir. 

18. Sûr'a üflendigi gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz. 

19. Gökyüzü açilir ve orada pek çok kapilar olusur; 

20. Daglar yürütülür, serap haline gelir. 

21. Süphesiz, cehennem pusuda beklemektedir. 

22. Azginlarin barinacagi yerdir (cehennem). 

23. (Azginlar) orada çaglar boyu kalacaklar , 

24. Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, 

25. Kaynar su ve irin (tadarlar). 

26. Ancak (dünyada yaptiklarina) uygun karsilik olarak. 

27. Çünkü onlar hesap gününü (gelecegini) ummazlardi. 

28. Bizim âyetlerimizi yalanladikça yalanlamislardi. 

29. Biz ise her seyi bir kitapta sayip yazmisizdir. 

30. Tadin! Bundan sonra yalnizca azabinizi arttiracagiz. 

31. Süphesiz takvâ sahipleri için de basari ödülü vardir. 

32. Bahçeler,baglar, 

33. Gögüsleri tomurcuk gibi kabarmis yasit kizlar, 

34. Ve içki dolu kâse(ler) . 

35. Onlar orada ne bos bir lâkirdi ne de yalan isitirler. 

36. Bunlar Rabbinin yeterli bir bagisi, mükâfatidir. 

37. O, göklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir. O, rahmândir. O gün insanlar O'na karsi konusmaya yetkili degillerdir. 

38. Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durdugu gün, Rahmân'in izin verdiklerinden baskalari konusmazlar; konusan da dogruyu söyler. 

39. Iste o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun. 

40. Biz, yakin bir azap ile sizi uyardik. O gün kisi önceden yaptiklarina bakacak ve inkârci kisi: "Keske toprak olsaydim!" diyecektir.