çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10-YÛNUS

10-Yunus Süresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı.

balık

Yunus

 Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, digerleri Mekke'de inmistir. 98. âyette Hz. Yunus'un kavminden bahsedildigi için sûreye bu ad verilmistir. Mekke halki, kendi içlerinden bir adamin peygamber olabilecegine inanamiyorlar ve: "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den baska bir peygamber bulamadi mi?" diyorlardi. Hiç olmazsa hatiri sayilir, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasini daha uygun görüyorlardi. Iste bunun üzerine bu sûre inmistir.

10-Yunus Süresinin Türkçe anlamı.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

1. Elif. Lâm. Râ. Iste bunlar hikmet dolu Kitâb'in âyetleridir. 


2. Içlerinden bir adama: Insanlari uyar ve iman edenlere, Rableri katinda onlar için yüksek bir dogruluk makami oldugunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için sasilacak bir sey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçik bir sihirbazdir, dediler? 


3. Süphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri alti günde yaratan, sonra da isleri yerli yerince idare ederek arsa istiva eden Allah'dir. Onun izni olmadan hiç kimse sefaatçi olamaz. Iste O Rabbiniz Allah'tir. O halde O'na kulluk edin. Hâla düsünmüyor musunuz! 


4. Allah'in gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüsü ancak O'nadir. Çünkü O, mahlûkati önce (yoktan) yaratir, sonra da iman edip iyi isler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onlari huzuruna) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte olduklari seylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardir. 


5. Günesi isikli, ayi da parlak kilan, yillarin sayisini ve hesabi bilmeniz için ona (aya) birtakim menziller takdir eden O'dur. Allah bunlari, ancak bir gerçege (ve hikmete) binaen yaratmistir. O, bilen bir kavme âyetlerini açiklamaktadir. 


6. Gece ve gündüzün degismesinde (uzayip kisalmasinda) Allah'in göklerde ve yerde yarattigi seylerde, (Onu inkâr etmekten) sakinan bir kavim için elbette nice deliller vardir! 


7. Huzurumuza çikacaklarini beklemeyenler, dünya hayatina razi olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar da vardir muhakkak. 


8. Iste onlarin, kazanmakta olduklari (günahlar) yüzünden varacaklari yer, atestir! 


9. Iman edip güzel isler yapanlara gelince, imanlari sebebiyle Rableri onlari nimet dolu cennetlerde, alt tarafindan irmaklar akan (saraylara) erdirir. 


10. Onlarin oradaki duasi: "Allah'im! Seni noksan sifatlardan tenzih ederiz!" (sözleridir). Orada birbirleriyle karsilastikça söyledikleri ise "selâm" dir. Onlarin dualarinin sonu da sudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. 


11. Eger Allah insanlara, hayri çarçabuk istedikleri gibi serri de acele verseydi, elbette onlarin ecelleri bitirilmis olurdu. Fakat bize kavusmayi beklemeyenleri biz, azginliklari içinde bocalar bir halde (kendi baslarina) birakiriz. 


12. Insana bir zarar geldigi zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararin giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sikintisini kaldirinca, sanki kendisine dokunan bir sikintidan ötürü bize dua etmemis gibi geçip gider. Iste böylece haddi asanlara yapmakta olduklari seyler güzel gösterildi. 


l3. Andolsun ki sizden önce, peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdigi halde (yalanlayip) zulmettiklerinden dolayi nice milletleri helâk ettik; zaten onlar iman edecek degillerdi. Iste biz suçlu kavimleri böyle cezalandiririz. 


14. Sonra da, nasil davranacaginizi görmemiz için onlarin ardindan sizi yeryüzünde halifeler kildik (Onlarin yerine sizi getirdik). 


15. Onlara âyetlerimiz açik açik okundugu zaman (öldükten sonra) bize kavusmayi beklemeyenler: Ya bundan baska bir Kur'an getir veya bunu degistir! dediler. De ki: Onu kendiligimden degistirmem benim için olacak sey degildir. Ben, bana vahyolunandan baskasina uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabindan korkarim. 


16. De ki: Eger Allah dileseydi onu size okumazdim, Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmustum. Hâla akil erdiremiyor musunuz? 


17. Öyleyse kim Allah'a karsi yalan uydurandan veya onun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir! Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar! 


18. Onlar Allah'i birakip kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek seylere tapiyorlar ve: Bunlar, Allah katinda bizim sefaatçilarimizdir, diyorlar. De ki: "Siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyecegi bir seyi mi haber veriyorsunuz? Hâsâ! O, onlarin ortak kostuklarindan uzak ve yücedir." 


19. Insanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayriliga düstüler. Eger (azabin ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemis olsaydi, ayriliga düstükleri konuda hemen aralarinda hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve isleri bitirilirdi). 


20. Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah'indir. Bekleyin (bakalim) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. 


21. Kendilerine dokunan (kitlik ve hastalik gibi) bir sikintidan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattirdigimiz zaman, bir de bakarsin ki âyetlerimiz hakkinda onlarin bir tuzagi vardir. De ki: Allah'in tuzagi daha süratlidir. Süphesiz elçilerimiz kurdugunuz tuzaklari yaziyorlar. 


22. Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulundugunuz, o gemiler de içindekileri tatli bir rüzgârla alip götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neselendikleri zaman, o gemiye siddetli bir firtina gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kusatildiklarini anlarlar da dini yalniz Allah'a halis kilarak: "Andolsun eger bizi bundan kurtarirsan mutlaka sükredenlerden olacagiz" diye Allah'a yalvarirlar. 


23. Fakat Allah onlari kurtarinca bir de bakarsin ki onlar, yine haksiz yere taskinlik ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taskinliginiz ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatinin menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüsünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarinizi size haber verecegiz. 


24. Dünya hayatinin durumu, gökten indirdigimiz bir su gibidir ki, insanlarin ve hayvanlarin yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürlesip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takinip, (rengârenk) süslendigi ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarini sandiklari bir sirada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmus gibi kökünden koparilarak biçilmis bir hale getiririz. Iste iyi düsünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açikliyoruz. 


25. Allah kullarini esenlik yurduna çagiriyor ve O, diledigini dogru yola iletir. 


26. Güzel davrananlara daha güzel karsilik, bir de fazlasi vardir. Onlarin yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulasir ne de bir horluk (gelir). Iste onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardir. 


27. Kötülük yapanlara gelince, kötülügün cezasi misli iledir. Onlari zillet kaplayacaktir. Onlari Allah'a karsi koruyacak hiç kimse yoktur. Onlarin yüzleri sanki karanlik geceden bir parçaya bürünmüstür. Iste onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardir. 


28. Onlarin hepsini biraraya toplayacagimiz, sonra da Allah'a ortak kosanlara: "Siz ve kostugunuz ortaklar yerinizde bekleyin" diyecegimiz gün artik onlarin (putlariyla) aralarini tamamen ayirmisizdir. Ve onlarin ortaklari, (putlari) derler ki: "Siz, bize ibadet etmiyordunuz. 


29. Bu yüzden bizimle sizin aranizda sahit olarak Allah yeter. Süphesiz ki biz sizin (bize) tapmanizdan tamamen habersizdik." 


30. Orada herkes geçmiste yaptiklarini karsisinda bulur. Artik onlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülmüslerdir. Uydurmakta olduklari seyler (bâtil tanrilari) da onlari terkedip kaybolmustur. 


31. (Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rizik veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çikariyor, diriden ölüyü kim çikariyor? (Her türlü) isi kim idare ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakinmiyor musunuz? 


32. Iste O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tir. Artik haktan (ayrildiktan) sonra sapikliktan baska ne kalir? O halde nasil (sapikliga) döndürülüyorsunuz? 


33. Iste böylece Rabbinin yoldan çikanlar hakkindaki "Onlar inanmazlar" sözü gerçeklesmis oldu. 


34. (Resûlüm!) De ki: (Allah'a) ortak kostuklariniz arasinda, (birini yokken) ilk defa yaratacak, arkasindan onu (ölümünden sonra hayata) yeniden döndürecek biri var mi? De ki: Allah ilk defa yaratip (ölümden sonra) onu yeniden (hayata) döndürür. O halde nasil saptirilirsiniz! 


35. De ki: Ortak kostuklarinizdan hakka iletecek olan var mi? De ki: "Hakka Allah iletir." Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyiktir; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine dogru yolu bulamayan mi? Size ne oluyor? Nasil (böyle yanlis) hükmediyorsunuz? 


36. Onlarin çogu zandan baska bir seye uymaz. Süphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir seyin yerini tutmaz. Allah onlarin yapmakta olduklarini pek iyi bilendir. 


37. Bu Kur'an Allah'tan baskasi tarafindan uydurulmus bir sey degildir. Ancak kendinden öncekini dogrulayan ve o Kitab'i açiklayandir. Onda süphe yoktur, o âlemlerin Rabbindendir. 


38. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eger sizler dogru iseniz Allah'tan baska, gücünüzün yettiklerini çagirin da (hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin. 


39. Bilakis, onlar ilmini kavrayamadiklari ve yorumu kendilerine asla gelmemis olan (Kur'an'i) yalanladilar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamislardi. Simdi bak, zalimlerin sonu nasil oldu! 


40. Içlerinden öylesi var ki ona (Kur'an'a) inanir, yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozgunculari en iyi bilendir. 


41. (Resûlüm! ) onlar seni yalanlarlarsa de ki: Benim isim bana, sizin isiniz de size aittir. Siz benim yaptigimdan uzaksiniz, ben de sizin yaptiginizdan uzagim. 


42. Onlardan seni dinleyenler vardir. Fakat sagirlara -üstelik akillari da ermiyorsa- sen mi duyuracaksin? 


43. Onlardan sana bakan da vardir. Fakat -hele (gerçegi) göremiyorlarsa- körleri sen mi dogru yola ileteceksin? 


44. Süphesiz ki Allah insanlara hiçbir sekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler. 


45. Allah'in onlari, sanki günün ancak bir saati kadar kaldiklarini zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacagi gün aralarinda birbirleriyle tanisirlar. Allah'in huzuruna varmayi yalanlayanlar elbette zarara ugramislardir. Zira onlar dogru yola gitmemislerdi. 


46. Eger onlari tehdit ettigimiz (azabin) bir kismini sana (dünyada iken) gösterirsek (ne âlâ); yok eger (göstermeden) seni vefat ettirirsek nihayet onlarin dönüsü de bizedir. (O zaman onlara ne olacagini göreceksin). Sonra, Allah onlarin yapmakta olduklarina da sahittir. 


47. Her ümmetin bir peygamberi vardir. Peygamberleri geldigi zaman, aralarinda adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez. 


48. Dogru iseniz bu vaad (azap) ne zamandir? diyorlar. 


49. De ki: "Ben kendime bile Allah'in dilediginden baska ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir eceli vardir. Ecelleri geldigi zaman artik ne bir saat geri kalirlar ne de ileri giderler. 


50. De ki: (Ey müsrikler!) Ne dersiniz? Allah'in azabi size geceleyin veya gündüzün gelirse (ne yaparsiniz?). Suçlular ondan hangisini istemekte acele ediyorlar! 


51. Basiniza belâ geldikten sonra mi O'na iman edeceksiniz, simdi mi? (Çok geç). Halbuki onu (azabin gelmesini) istemekte acele ediyordunuz? 


52. Sonra o (kendilerine) zulmedenlere, "Ebedî azabi tadin!" denilecek. Kazanmakta oldugunuzdan baskasinin karsiligini mi bulacaksiniz? 


53. "O (azap) bir gerçek midir?" diye senden haber istiyorlar. De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o süphesiz gerçektir ve siz âciz birakacak degilsiniz. 


54. (O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabi gördükleri zaman için için yanarlar. Aralarinda adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez. 


55. Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her sey Allah'indir. Yine bilesiniz ki, Allah'in vâdi haktir, fakat onlarin çogu bilmez. 


56. O hem diriltir hem de öldürür ve yalniz O'na döndürüleceksiniz. 


57. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir ögüt, gönüllerdekine bir sifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmistir. 


58. De ki: Ancak Allah'in lütfu ve rahmetiyle, iste bunlarla sevinsinler. Bu, onlarin (dünya mali olarak) topladiklarindan daha hayirlidir. 


59. De ki: Allah'in size indirdigi riziktan bir kismini helâl, bir kismini da haram bulmaniza ne dersiniz? De ki: Allah mi size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mi ediyorsunuz? 


60. Allah'a karsi yalan uyduranlarin kiyamet günü (âkibetleri) hakkindaki kanaatleri nedir? Süphesiz Allah insanlara karsi lütuf sahibidir. Fakat onlarin çogu sükretmezler. 


61. Ne zaman sen bir iste bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir sey okusan ve siz ne zaman bir is yaparsaniz, o ise daldiginiz zaman biz mutlaka üstünüzde sahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre agirliginca bir sey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçügü ve daha büyügü yoktur ki apaçik kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasin. 


62. Bilesiniz ki, Allah'in dostlarina korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. 


63. Onlar, iman edip de takvâya ermis olanlardir. 


64. Dünya hayatinda da ahirette de onlara müjde vardir. Allah'in sözlerinde asla degisme yoktur. Iste bu, büyük kurtulusun kendisidir. 


65. (Resûlüm) Onlarin (inkârcilarin) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah'indir. O, isitendir, bilendir. 


66. Iyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalniz Allah'indir. (O halde) Allah'tan baska ortaklara tapanlar neyin ardina düsüyorlar! Dogrusu onlar, zandan baska bir seyin ardina düsmüyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar. 


67. O (Allah), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan, (çalisip kazanmaniz için de) gündüzü aydinlik kilandir. Süphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibretler vardir. 


68. (Müsrikler:) "Allah çocuk edindi" dediler. Hâsâ! O bundan münezzehtir. O'nun (çocuga) ihtiyaci yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Bu hususta yaninizda herhangi bir delil yoktur. Allah hakkinda bilmediginiz bir seyi mi söylüyorsunuz? 


69. De ki: Allah hakkinda yalan uyduranlar asla kurtulusa eremezler. 


70. Dünyada bir miktar geçim (saglarlar), sonra dönüsleri bizedir; sonra da inkâr etmekte olduklari seylerden ötürü onlara siddetli azabi tattiririz. 


71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demisti ki: "Ey kavmim! Eger benim (aranizda) durmam ve Allah'in âyetlerini hatirlatmam size agir geldi ise, ben yalniz Allah'a dayanip güvenirim. Siz de ortaklarinizla beraber toplanip yapacaginizi kararlastirin. Sonra isiniz basiniza dert olmasin. Bundan sonra (vereceginiz) hükmü, bana uygulayin ve bana mühlet de vermeyin." 


72. "Eger yüz çeviriyorsaniz, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan baskasina ait degildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu." 


73. Yine de onu yalanladilar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanlari kurtardik ve onlari (yeryüzünde) halifeler kildik; âyetlerimizi yalanlayanlari da (denizde) bogduk. Bak ki uyarilanlarin (fakat inanmayanlarin) sonu nasil oldu! 


74. Sonra onun arkasindan birçok peygamberi kendi toplumlarina gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladiklari seye inanacak degillerdi. Iste haddi asanlarin kalplerini biz böyle mühürleriz. 


75. Sonra onlarin ardindan da Firavun ve toplumuna Musa ile Harun'u mucizelerimizle gönderdik, fakat onlar kibirlendiler ve günahkâr bir toplum oldular. 


76. Katimizdan onlara hak (mucize) gelince: "Bu elbette apaçik bir sihirdir" dediler. 


77. Musa: "Size hak geldiginde onun için (hep böyle) mi dersiniz? Bu bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar iflâh olmazlar" dedi. 


78. Onlar dediler ki: Babalarimizi üzerinde buldugumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? Halbuki biz size inanacak degiliz. 


79. Firavun dedi ki: Bilgili bütün sihirbazlari bana getirin! 


80. Sihirbazlar gelince Musa onlara: Atacaginizi atin, dedi. 


81. Onlar (iplerini) atinca, Musa dedi ki: "Sizin getirdiginiz sihirdir. Allah onu bosa çikaracaktir. Çünkü Allah bozguncularin isini düzeltmez." 


82. "Suçlularin hosuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçegi açiga çikaracaktir." 


83. Firavun ve kavminin kendilerine iskence etmesinden korkuya düstükleri için kavminden bir gurup gençten baska kimse Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi asanlardan idi. 


84. Musa dedi ki: Ey kavmim! Eger Allah'a inandiysaniz ve O'na teslim olduysaniz sadece O'na güvenip dayanin. 


85. Onlar da dediler ki: "Allah'a dayandik. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler toplulugu için deneme konusu kilma! 


86. Ve bizi rahmetinle o kâfirler toplulugundan kurtar!" 


87. Biz de Musa ve kardesine: Kavminiz için Misir'da evler hazirlayin ve evlerinizi namaz kilinacak yerler yapin, namazlarinizi da dosdogru kilin. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik. 


88. Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatinda zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri), insanlari senin yolundan saptirsinlar ve elem verici cezayi görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onlarin mallarini yok et, kalplerine sikinti ver (ki iman etsinler). 


89. (Allah): Ikinizin de duasi kabul olunmustur. O halde siz dogruluga devam edin ve sakin o bilmezlerin yoluna gitmeyin! dedi. 


90. Biz, Israilogullarini denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldirmak üzere onlari takip etti. Nihayet (denizde) bogulma haline gelince, (Firavun:) "Gerçekten, Israilogullarinin inandigi Tanri'dan baska tanri olmadigina ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanim!" dedi. 


91. Simdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmis ve bozgunculardan olmustun. 


92. (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olmasi için, bugün senin bedenini (cansiz olarak) kurtaracagiz. Iste insanlardan bir çogu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler. 


93. Andolsun biz Israilogullarini güzel bir yurda yerlestirdik ve onlara temiz nimetlerden rizik verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayriliga düsmediler. Süphesiz ki Rabbin, kiyamet günü onlarin, aralarinda ihtilaf etmekte olduklari seyler hakkinda hükmedecektir. 


94. (Resülüm!) Eger sana indirdigimizden (bu anlattigimiz olaylardan) kuskuda isen, senden önce Kitab'i (Tevrat'i) okuyanlara sor. Andolsun ki, Rabbinden sana hak gelmistir. Sakin süphecilerden olma! 


95. Allah'in âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana ugrayanlardan olursun. 


96. Gerçekten haklarinda Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar,inanmazlar. 


97.Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmis olsa bile, elem verici azabi görünceye kadar inanmayacaklardir. 


98. Yunus'un kavmi müstesna, (halkini yok ettigimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halki, keske (kendilerine azap gelmeden) iman etse de bu imanlari kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatindaki rüsvaylik azabini kaldirdik ve onlari bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandirdik. 


99. (Resûlüm!) Eger Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmalari için insanlari zorlayacak misin? 


100. Allah'in izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akillarini kullanmayanlari murdar (inkârci) kilar. 


101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakin (da ibret alin!)" Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarilar fayda saglamaz. 


102. Onlar, kendilerinden önce gelip geçmis toplumlarin (acikli) günlerinin benzerlerinden baskasini mi bekliyorlar? De ki: Haydi bekleyin! Süphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. 


103. Biz, sonra peygamberlerimizi ve ayni sekilde iman edenleri kurtaririz. Inananlari üzerimize bir borç olarak kurtaracagiz. 


104. De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden süphede iseniz, (bilin ki) ben Allah'i birakip da sizin taptiklariniza tapmam, fakat ancak sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emrolundu." 


1O5. "Ve (bana) hanîf (Allah'in birligini taniyici) olarak yüzünü dine çevir; sakin müsriklerden olma, diye (emredildi)." 


106. Allah'i birakip da sana fayda veya zarar vermeyecek seylere tapma. Eger bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun. 


107. Eger Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan baska giderecek yoktur. Eger sana bir hayir dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrini kullarindan diledigine eristirir. Ve O bagislayandir, esirgeyendir. 


108. De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmistir. Artik kim dogru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktir. Ben sizin üzerinize vekil degilim. (Sadece teblig etmekle memurum). 


109. (Resûlüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve Allah hükmedinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayirlisidir.


11-HUD Suresinin Türkçe anlamını oku.

11-HÛD

11-HUD Suresi Hakkında açıklama ve Türkçe anlamı

Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine'de, digerleri Mekke'de inmistir.
50 - 60. âyetlerde Arabistan halkina gönderilmis peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)'in hayatindan bahsedildigi için sûreye bu isim verilmistir. Yunus sûresinden sonra inmis olup onun devami niteligindedir. Itikada ait esaslari, Kur'an'in mucize olusunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayi ve Hz. Hûd'dan baska Nuh, Salih, Ibrahim, Lût, Suayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kissalarini ihtiva etmektedir.

11- Hud suresinin Türkçe anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her seyden haberdar olan (Allah) tarafindan âyetleri saglamlastirilmis, sonra da açiklanmis bir kitaptir. 


2. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan baskasina ibadet etmemeniz için (indirildi). Süphesiz ki ben, onun tarafindan size (gönderilmis) bir uyarici ve müjdeleyiciyim. 


3. Ve Rabbinizden magfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. Eger bu emrolunanlari yaparsaniz), Allah sizi, tayin edilmis bir süreye kadar güzel bir sekilde yasatir, fazlasini yapan herkese de iyiliginin karsiligini verir. Eger yüz çevirirseniz, ben sizin basiniza gelecek büyük bir günün azabindan korkarim." 


4. Dönüsünüz yalniz Allah'adir. O, her seye kadirdir. 


5. Bilesiniz ki, onlar Peygamber'den, (düsmanliklarini) gizlemeleri için gögüslerini çevirirler (gönüllerinden geçeni gizlerler). Iyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi, Allah onlarin gizlediklerini de, açiga çikardiklarini da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir. 


6. Yeryüzünde yürüyen her canlinin rizki, yalnizca Allah'in üzerinedir. Allah o canlinin durdugu yeri ve sonunda birakilacagi mekani bilir. (Bunlarin) hepsi açik bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dir. 


7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacagi hususunda sizi imtihan etmek için, Ars'i su üzerinde iken, gökleri ve yeri alti günde yaratandir. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açik bir büyüden baska bir sey degildir" derler. 


8. Andolsun, eger biz onlardan azabi sayili bir süreye kadar ertelesek, mutlaka "Onun gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldigi gün, bir daha onlardan uzaklastirilacak degildir. Ve alay etmekte olduklari sey, onlari çepeçevre kusatacaktir. 


9. Eger insana tarafimizdan bir rahmet (nimet) tattirir da sonra bunu ondan çekip alirsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur. 


10. Eger kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattirirsak, elbette "Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o (bunu derken) simariktir, kibirlidir. 


11. Ancak (musibetlere) sabredip güzel is yapanlar böyle degildir. Iste onlar için bir bagis ve bir büyük mükâfat vardir. 


12. Belki de sen (müsriklerin:) "Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kismini (duyurmayi) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktir. (Iyi bil ki) sen ancak bir uyaricisin. Allah ise her seye vekîldir. 


l3. Yoksa, "Onu (Kur'an'i) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eger dogru iseniz Allah'tan baska çagirabildiklerinizi (yardima) çagirin da siz de onun gibi uydurulmus on sûre getirin. 


14. Eger (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'in ilmiyle indirilmistir ve O'ndan baska tanri yoktur. Artik siz müslüman oluyor musunuz? 


15. Kim, (yalniz) dünya hayatini ve zinetini istemekte ise, islerinin karsiligini orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara ugratilmazlar. 


l6. Iste onlar, ahirette kendileri için atesten baska hiçbir seyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptiklari da bosa gitmistir; yapmakta olduklari seyler (zaten) bâtildir. 


l7. Rabbin tarafindan (gelmis) açik bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir sahidin izledigi, ayrica kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nin Kitab'i (elinde) bulunan kimse (inkârcilar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanirlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse iste cehennem atesi onun varacagi yerdir, bundan süphen olmasin; zira bu, senin Rabbin tarafindan bildirilmis gerçektir; fakat insanlarin çogu inanmazlar. 


18. Kim Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kiyamet gününde) Rablerine arz edilecekler, sahitler de: Iste bunlar Rablerine karsi yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah'in lâneti zalimlerin üzerinedir! 


19. Onlar, (insanlari) Allah'in yolundan alikoyan ve onu egri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardir. 


20. Onlar yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacak degillerdir; onlarin Allah'tan baska (yardim isteyecekleri) dostlari da yoktur. Onlarin azabi kat kat olacaktir. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardi. 


21. Iste onlar kendilerini ziyana ugrattilar. Uydurmakta olduklari seyler de kendilerinden kaybolup gitti. 


22. Süphesiz onlar, ahirette en çok ziyana ugrayanlardir. 


23. Inanip da güzel isler yapan ve Rablerine gönülden boyun egenlere gelince, iste onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalirlar. 


24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sagir ile gören ve isiten kimseler gibidir. Bunlarin hali hiç esit olur mu? Hâla ibret almiyor musunuz? 


25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçik bir uyariciyim. 


26. Allah'tan baskasina tapmayin! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabindan korkuyorum." 


27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüsle hareket eden alt tabakamizdan baskasinin sana uydugunu görmüyoruz. Ve sizin bize karsi bir üstünlügünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancilar oldugunuzu düsünüyoruz." 


28. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eger ben Rabbim tarafindan (bildirilen) açik bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katindan bir rahmet vermis de bu size gizli tutulmussa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediginiz halde biz sizi ona zorlayacak miyiz? 


29. Ey kavmim! Allah'in emirlerini bildirmeye karsilik sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatim ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak degilim; çünkü onlar Rablerine kavusacaklardir. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum. 


30. Ey kavmim! Ben onlari kovarsam, beni Allah'tan (onun azabindan) kim korur? Düsünmüyor musunuz? 


31. Ben size: "Allah'in hazineleri benim yanimdadir" demiyorum, gaybi da bilmem. "Ben bir melegim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördügü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayir vermeyecektir" diyemem. Onlarin kalplerinde olani, Allah daha iyi bilir. Onlari kovdugum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum." 


32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karsi mücadelede çok ileri gittin. Eger dogrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettigini (azabi) bize getir! 


33. (Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz (Allah'i) âciz birakacak degilsiniz. 


34. Eger Allah sizi azdirmak istiyorsa, ben size ögüt vermek istesem de, ögüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'na döndürüleceksiniz." 


35. (Resûlüm!) Yoksa, "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eger onu uydurduysam günahim bana aittir. Fakat ben sizin islediginiz günahtan uzagim." 


36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmis olanlardan baskasi artik (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onlarin islemekte olduklarindan (günahlardan) dolayi üzülme. 


37. Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarinca gemiyi yap ve zulmedenler hakkinda bana (bir sey) söyleme! Onlar mutlaka bogulacaklardir! 


38. Nuh gemiyi yapiyor, kavminden ileri gelenler ise, yanina her ugradikça onunla alay ediyorlardi. Dedi ki: "Eger bizimle alay ediyorsaniz, iyi bilin ki siz nasil alay ediyorsaniz biz de sizinle alay edecegiz! 


39. Kendisini rezil edecek azabin kime gelecegini ve sürekli bir azabin kimin basina inecegini yakinda bileceksiniz." 


40. Nihayet emrimiz gelip de sular cosup yükselmeye baslayinca Nuh'a dedik ki: "(Canli çesitlerinin) her birinden iki es ile -(bogulacagina dair) aleyhinde söz geçmis olanlar disinda- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azi iman etmisti. 


41. (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durmasi da Allah'in adiyladir. Süphesiz ki Rabbim çok bagislayan, pek esirgeyendir." 


42. Gemi, daglar gibi dalgalar arasinda onlari götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan ogluna: Yavrucugum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi. 


43. Oglu: Beni sudan koruyacak bir daga siginacagim, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'in emrinden (azabindan), merhamet sahibi Allah'tan baska koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarina dalga girdi, böylece o da bogulanlardan oldu. 


44. (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; is bitirildi; (gemi de) Cûdî (daginin) üzerine yerlesti. Ve: "O zalimler toplulugunun cani cehenneme!" denildi. 


45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Süphesiz oglum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktir. Sen hakimler hakimisin." 


46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden degildir. Çünkü onun yaptigi kötü bir istir. O halde hakkinda bilgin olmayan bir seyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamani tavsiye ederim. 


47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkinda bilgim olmayan seyi istemekten sana siginirim. Eger beni bagislamaz ve esirgemezsen, ben ziyana ugrayanlardan olurum! 


48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandiracagimiz, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabin dokunacagi ümmetler de olacaktir. 


49. (Resûlüm!) Iste bunlar sana vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onlari ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakinanlarindir. 


50. Âd kavmine de kardesleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. Siz yalan uyduranlardan baskasi degilsiniz. 


51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberlige) karsilik sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan baskasina ait degildir. Hâla aklinizi kullanmiyor musunuz? 


52. Ey kavmim! Rabbinizden bagis dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize gögü (yagmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsin. Günah isleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin. 


53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açik bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrilarimizi birakacak degiliz ve biz sana iman edecek de degiliz. 


54. Biz "Tanrilarimizdan biri seni fena çarpmis!" demekten baska bir söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'i sahit tutuyorum; siz de sahit olun ki ben sizin ortak kostuklarinizdan uzagim." 


55. "O'ndan baska (taptiklarinizin hepsinden uzagim). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!" 


56. "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandim. Çünkü yürüyen hiçbir varlik yoktur ki, O, onun perçeminden tutmus olmasin. Süphesiz Rabbim dosdogru yoldadir." 


57. "Eger yüz çevirirseniz süphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden baska bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her seyi gözetendir." 


58. Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafimizdan bir rahmetle kurtardik, onlari agir bir azaptan kurtulusa erdirdik. 


59. Iste Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçi her zorbanin emrine uydular. 


60. Onlar hem bu dünyada hem de kiyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Sunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'in rahmetinden uzak kilindi. 


61. Semûd kavmine de kardesleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. O sizi yerden (topraktan) yaratti. Ve sizi orada yasatti. O halde O'ndan magfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarina) çok yakindir, (dualarini) kabul edendir. 


62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Simdi) babalarimizin taptiklarina tapmaktan bizi engelliyor musun? Dogrusu biz, bizi kendisine (kulluga) çagirdigin seyden ciddi bir süphe içindeyiz. 


63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eger ben Rabbimden (verilen) apaçik bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermisse, buna ne dersiniz? Bu durum karsisinda O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabindan) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir sey yapamazsiniz. 


64. Ey kavmim! Iste size mucize olarak Allah'in devesi. Onu birakin, Allah'in arzinda yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayin; sonra sizi yakin bir azap yakalar. 


65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarini keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yasayin (sonra helâk olacaksiniz)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi. 


66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardik. Süphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her seye) galip gelendir. 


67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladi ve yurtlarinda diz üstü çökekaldilar. 


68. Sanki orada hiç oturmamislardi. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'in rahmetinden) uzak kilindi. 


69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) Ibrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kizartilmis bir buzagi getirdi. 


70. Ellerini yemege uzatmadiklarini görünce, onlari yadirgadi ve onlardan dolayi içine bir korku düstü. Dediler ki: Korkma! (biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik. 


71. O esnada hanimi ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da Ishak'i, Ishak'in ardindan da Ya'kub'u müjdeledik. 


72. (Ibrahim'in karisi:) Olacak sey degil! Ben bir kocakari, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doguracagim? Bu gerçekten sasilacak bir sey! dedi. 


73. (Melekler) dediler ki: Allah'in emrine sasiyor musun? Ey ev halki! Allah'in rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Süphesiz ki O, övülmeye lâyiktir, iyiligi boldur. 


74. Ibrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkinda (adeta) bizimle mücadeleye basladi. 


75. Ibrahim cidden yumusak huylu, bagri yanik, kendisini Allah'a vermis biri idi. 


76. (Melekler dediler ki): Ey Ibrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmistir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir! 


77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onlarin yüzünden üzüldü ve onlardan dolayi içi daraldi da "Bu, çetin bir gündür" dedi. 


78. Lût'un kavmi, kosarak onun yanina geldiler. Daha önce de o kötü isleri yapmaktaydilar. (Lût): "Ey kavmim! Iste sunlar kizlarimdir (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! Içinizde akli basinda bir adam yok mu!" dedi. 


79. Dediler ki: Senin kizlarinda bizim bir hakkimiz olmadigini biliyorsun. Ve sen bizim ne istedigimizi elbette bilirsin. 


80. (Lût:) Keske benim size karsi (koyacak) bir gücüm olsaydi veya güçlü bir kaleye siginabilseydim! dedi. 


81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kisminda ailenle (yola çikip) yürü. Karindan baska sizden hiçbiri geride kalmasin. Çünkü onlara gelecek olan (azap) süphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamani, sabah vaktidir. Sabah yakin degil mi? 


82. Emrimiz gelince, oranin altini üstüne getirdik ve üzerlerine (balçiktan) pisirilip istif edilmis taslar yagdirdik. 


83. (O taslar:) Rabbin katinda isaretlenerek (yagdirilmistir). Onlar zalimlerden uzak degildir. 


84. Medyen'e de kardesleri Suayb'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan baska tanri yoktur. Ölçüyü ve tartiyi eksik yapmayin. Zira ben sizi hayir (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kusatici bir günün azabindan korkuyorum. 


85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartiyi adaletle yapin; insanlara esyalarini eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolasmayin. 


86. Eger mümin iseniz Allah'in (helâlinden) biraktigi (kâr) sizin için daha hayirlidir. Ben üzerinize bir bekçi degilim. 


87. Dediler ki: Ey Suayb! Babalarimizin taptiklarini (putlari), yahut mallarimiz hususunda diledigimizi yapmayi terketmemizi sana namazin mi emrediyor? Oysa sen yumusak huylu ve çok akillisin! 


88. Dedi ki: Ey kavmim! Eger benim, Rabbim tarafindan (verilmis) apaçik bir delilim varsa ve O bana tarafindan güzel bir rizik vermisse buna ne dersiniz? Size yasak ettigim seylerin aksini yaparak size aykiri davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettigi kadar islah etmek istiyorum. Fakat basarmam ancak Allah'in yardimi iledir. Yalniz O'na dayandim ve yalniz O'na dönecegim. 


89. Ey kavmim! Sakin bana karsi düsmanliginiz, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin baslarina gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak degildir. 


90. Rabbinizden bagislanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. 


91. Dediler ki: Ey Suayb! Söylediklerinin çogunu anlamiyoruz ve içimizde seni cidden zayif (âciz) görüyoruz! Eger kabilen olmasa, seni mutlaka taslayarak öldürürüz. Sen bizden üstün degilsin. 


92. (Suayb:) "Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah'tan daha mi güçlü ve degerli ki, onu (Allah'in emirlerini) arkaniza atip unuttunuz. Süphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarinizi çepeçevre kusaticidir. 


93. Ey kavmim! Elinizden geleni yapin! Ben de yapacagim! Kendisini rezil edecek azabin gelecegi sahsin ve yalancinin kim oldugunu yakinda ögreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim." 


94. Emrimiz gelince, Suayb'i ve onunla beraber iman edenleri tarafimizdan bir rahmetle kurtardik; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladi da yurtlarinda diz üstü çökekaldilar. 


95. Sanki orada hiç barinmamislardi. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'in rahmetinden) uzak oldugu gibi Medyen kavmi de uzak oldu. 


96. Andolsun ki Musa'yi da mucizelerimizle ve apaçik bir delille gönderdik. 


97. Firavun'a ve onun ileri gelenlerine Fakat onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri dogru degildi. 


98. Firavun, kiyamet gününde kavminin önüne düsecek ve onlari (çekip) atese götürecektir. Varacaklari yer ne kötü yerdir! 


99. Onlar burada da, kiyamet gününde de lânete ugratildilar. (Onlara) verilen bu armagan ne kötü armagandir! 


100. (Ey Muhammed!) Iste bu, (halki helâk olmus) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatiyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardir, biçilmis ekin (gibi yok olan) da vardir. 


101. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiginde, Allah'i birakip da taptiklari tanrilari, onlara hiçbir sey saglamadi, ziyanlarini artirmaktan baska bir seye yaramadi. 


102. Rabbin, haksizlik eden memleketleri (onlarin halkini) yakaladiginda, onun yakalayisi iste böyle (siddetlidir). Süphesiz onun yakalamasi pek elem vericidir, pek çetindir! 


103. Iste bunda, ahiret azabindan korkanlar için elbette bir ibret vardir. O gün bütün insanlarin bir araya toplandigi bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatin) hazir bulundugu bir gündür. 


104. Biz onu (kiyamet gününü) sadece sayili bir müddete kadar bekletiriz. 


105. O geldigi gün Allah'in izni olmadan hiç kimse konusamaz. Onlardan kimi bedbahttir, kimi mutlu. 


106. Bedbaht olanlar atestedirler, orada onlarin (öyle feci) nefes alip vermeleri vardir ki. 


l07. Rabbinin diledigi hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateste ebedî kalacaklardir. Çünkü Rabbin, istedigini hakkiyla yapandir. 


108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin diledigi hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardir. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur. 


109. O halde onlarin tapmakta olduklari seylerden (bu seylerin onlari azaba götürdügünden) süphen olmasin. Çünkü onlar ancak daha önce babalarinin taptigi gibi tapiyorlar. Biz onlarin (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak verecegiz. 


110. Andolsun biz Musa'ya Kitab'i verdik; fakat onda ihtilaf edildi. Eger Rabbinden bir söz geçmemis olsaydi, elbette onlarin arasinda hüküm verilmisti (ve isleri de bitirilmisti). Süphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur'an hakkinda derin bir süphe içindedirler. 


111. Süphesiz Rabbin, onlarin her birinin amellerinin karsiligini onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onlarin yapmakta olduklarindan haberdardir. 


112. O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolundugun gibi dosdogru ol! Asiri da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptiklarinizi çok iyi görendir. 


113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ates dokunur (cehennemde yanarsiniz). Sizin Allah'tan baska dostlariniz yoktur. Sonra (O'ndan da) yardim göremezsiniz! 


114. Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kil. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahlari) giderir. Bu, ögüt almak isteyenlere bir hatirlatmadir. 


115. (Ey Muhammed!) Sabirli ol, çünkü Allah güzel is yapanlarin mükâfatini zayi etmez. 


116. Sizden önceki asirlarda yeryüzünde (insanlari) bozgunculuktan alikoyacak faziletli kimseler bulunsaydi ya! Fakat onlardan, kurtulusa erdirdigimiz az bir kismi müstesnadir (bunlar görevlerini yaptilar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahin pesine düstüler. Zaten günahkâr idiler. 


117. Halki iyi oldugu halde Rabbin, haksizlikla memleketleri helâk etmez. 


118. Rabbin dileseydi bütün insanlari bir tek millet yapardi. (Fakat) onlar ihtilafa düsmeye devam edecekler. 


119. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadir. Zaten Rabbin onlari bunun için yaratti. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracagim" sözü yerini buldu. 


120. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edecegimiz her haberi sana anlatiyoruz. Bunda sana gerçegin bilgisi, müminlere de bir ögüt ve bir uyari gelmistir. 


121. Iman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapin! Biz de (gerekeni) yapmaktayiz! 


122. Bekleyin! Süphesiz biz de beklemekteyiz! 


123. Göklerin ve yerin gaybi (sirri) yalniz Allah'a aittir. Her is O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptiklarinizdan gafil degildir. 


Yusuf Suresinin türkçe anlamını oku

13-er-RA'D

13-er-RAD Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı.

yıldırım şimşekRa'd Sûresi, 43 (kirküç) âyet olup Mekke'de mi, Medine'de mi indigi hakkinda ihtilaf vardir. Sûrenin muhtevasi göz önüne alinirsa Mekke'de indigini söyleyenlerin görüsü biraz daha agirlik kazanir. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasina gelen "er-Ra'd" kelimesi zikredildigi için sûreye bu ad verilmistir



13-er-RAD Suresinin Türkçe anlamı

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

1. Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar, Kitab'in âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktir, fakat insanlarin çogu inanmazlar. 


2. Görmekte oldugunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Ars'a istivâ eden, günesi ve ayi emrine boyun egdiren Allah'tir. (Bunlarin) her biri muayyen bir vakte kadar akip gitmektedir. O, Rabbinize kavusacaginiza kesin olarak inanmaniz için her isi düzenleyip âyetleri açiklamaktadir. 


3. Yeri döseyen, onda oturakli daglar ve irmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor. Süphesiz bütün bunlarda düsünen bir toplum için ibretler vardir. 


4. Yeryüzünde birbirine komsu kitalar, üzüm baglari, ekinler, bir kökten ve çesitli köklerden dallanmis hurma agaçlari vardir. Bunlarin hepsi bir su ile sulanir. (Böyle iken) yemislerinde onlarin bir kismini bir kismina üstün kilariz. Iste bunlarda akillarini kullanan bir toplum için ibretler vardir. 


5. (Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarina) sasiyorsan, asil sasilacak sey onlarin: "Biz toprak oldugumuz zaman yeniden mi yaratilacagiz?" demeleridir. Iste onlar, Rablerini inkâr edenlerdir; iste onlar (kiyamet gününde) boyunlarinda tasmalar bulunanlardir. Ve onlar ates ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacaklardir! 


6. (Müsrikler) senden iyilikten önce kötülügü çabucak istiyorlar. Halbuki onlardan önce ibret alinacak nice azap örnekleri gelip geçmistir. Dogrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için magfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabi da çok siddetlidir. 


7. Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak bir uyaricisin ve her toplumun bir rehberi vardir. 


8. Her disinin neye gebe kalacagini, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edecegini Allah bilir. Onun katinda her sey ölçü iledir. 


9. O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir. 


10. Sizden, sözü gizleyenle onu açiga vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun ilminde) esittir. 


11. Onun önünde ve arkasinda Allah'in emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardir. Bir toplum kendilerindeki özellikleri degistirinceye kadar Allah, onlarda bulunani degistirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artik onun için geri çevrilme diye bir sey yoktur. Onlarin Allah'tan baska yardimcilari da yoktur. 


12. O, size korku ve ümit içinde simsegi gösteren ve (yagmur dolu) agir bulutlari meydana getirendir. 


13. Gök gürültüsü Allah'i hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayi tesbih ederler. Onlar, Allah hakkinda mücâdele edip dururken O, yildirimlar gönderip onlarla diledigini çarpar. Ve O, azabi pek siddetli olandir. 


14. El açip yalvarmaya lâyik olan ancak O'dur. O'nun disinda el açip dua ettikleri onlarin isteklerini hiçbir seyle karsilamazlar. Onlar ancak agzina gelsin diye suya dogru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu agzina götürmedikçe) su onun agzina girecek degildir. Kâfirlerin duasi kuskusuz hedefini sasirmistir. 


15. Göklerde ve yerde bulunanlar da onlarin gölgeleri de sabah aksam ister istemez sadece Allah'a secde ederler. 


16. (Resûlüm!) De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tir." O halde de ki: "O'nu birakip da kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mi edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanliklarla aydinlik esit olur mu?" Yoksa O'nun yarattigi gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her seyi yaratandir. Ve O, birdir, karsi durulamaz güç sahibidir. 


17. O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup akti. Bu sel, üste çikan bir köpügü yüklenip götürdü. Süs veya (diger) esya yapmak isteyerek ateste erittikleri seylerden de buna benzer köpük olur. Iste Allah hak ile bâtila böyle misal verir. Köpük atilip gider. Insanlara fayda veren seye gelince, o yeryüzünde kalir. Iste Allah böyle misaller getirir. 


18. Iste Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardir. Ona uymayanlara gelince, eger yeryüzünde olanlarin tümü ile bunun yaninda bir misli daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler. Iste onlar var ya, hesabin en kötüsü onlaradir. Varacaklari yer de cehennemdir. O ne kötü yataktir! 


19. Rabbinden sana indirilenin hak oldugunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akil sahipleri anlar. 


20. Onlar, Allah'in ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardir. 


21. Onlar Allah'in gözetilmesini emrettigi seyleri gözeten, Rablerinden sakinan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir. 


22. Yine onlar, Rablerinin rizasini isteyerek sabreden, namazi dosdogru kilan, kendilerine verdigimiz riziklardan gizli ve açik olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülügü iyilikle savan kimselerdir. Iste onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarindir. 


23. (O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarindan, eslerinden ve çocuklarindan sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapidan onlarin yanina varacaklardir. 


24. (Melekler:) Sabrettiginize karsilik size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler). 


25. Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekistirdikten sonra bozanlar, Allah'in riayet edilmesini emrettigi seyleri (akrabalik baglarini) terk edenler ve yeryüzünde fesat çikaranlar; iste lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarindir. 


26. Allah diledigine rizkini bollastirir da daraltir da. Onlar dünya hayatiyla simardilar. Oysa ahiretin yaninda dünya hayati, geçici bir faydadan baska bir sey degildir. 


27. Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli degil miydi? De ki: Kuskusuz Allah diledigini saptirir, kendisine yöneleni de hidayete erdirir. 


28. Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'in zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'i anmakla huzur bulur. 


29. Iman edip iyi isler yapanlara ne mutlu! Varilacak güzel yurt da onlar içindir. 


30. (Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtigi bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettigimizi onlara okuyasin. Onlar Rahman'i inkâr ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O'ndan baska tanri yoktur. Sadece O'na tevekkül ettim ve dönüs sadece O'nadir. 


31. Eger okunan bir Kitapla daglar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydi, yahut onunla ölüler konusturulsaydi (o Kitap yine bu Kur'an olacakti). Fakat bütün isler Allah'a aittir. Iman edenler hâla bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanlari hidayete erdirirdi? Allah'in vâdi gelinceye kadar inkâr edenlere, yaptiklarindan dolayi ya ansizin büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ evlerinin yakinina inecek. Allah, vâdinden asla dönmez. 


32. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onlari yakaladim. (Görseydin ki) azabim nasilmis! 


33. Herkesin kazandigini gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah'a ortaklar kostular. De ki: "Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyecegi bir seyi mi haber veriyorsunuz? Yahut bos laf mi ediyorsunuz?" Dogrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar dogru yoldan alikonuldular. Allah kimi saptirirsa artik onu dogru yola iletecek yoktur. 


34. Dünya hayatinda onlara sadece bir azap vardir. Ahiret azabi ise daha siddetlidir. Onlari Allah'tan (onun azabindan) koruyacak kimse de yoktur. 


35. Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin özelligi (sudur): Onun zemininden irmaklar akar. Yemisleri ve gölgesi süreklidir. Iste bu, (kötülüklerden) sakinanlarin (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise atestir. 


36. Kendilerine kitap verdigimiz kimseler, sana indirilene (Kur'an'a) sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birlesen) guruplardan onun bir kismini inkâr eden de vardir. De ki: "Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak kosmamam emrolundu. Ben yalniz O'na çagiriyorum ve dönüs de yalniz O'nadir. 


37. Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eger sana gelen bu ilimden sonra, onlarin arzularina uyarsan, (iste o zaman) Allah tarafindan senin ne bir dostun ne de koruyucun vardir. 


38. Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da esler ve çocuklar verdik. Allah'in izni olmadan hiçbir peygamber için mucize getirme imkâni yoktur. Her müddetin (yazildigi) bir kitap vardir. 


39. Allah diledigini siler, (diledigini de) sabit birakir. Bütün kitaplarin asli onun yanindadir. 


40. Biz, onlara vâdettigimizin (azabin) bir kismini sana göstersek de veya (ondan önce) seni öldürürsek de sana ancak (Allah'in emirlerini) teblig etmek düser. Hesap yalniz bize aittir. 


41. Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarindan eksilttigimizi görmediler mi? Allah (diledigi gibi) hükmeder, O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O hesabi çabuk görendir. 


42. Onlardan öncekiler de (peygamberlerine) tuzak kurmuslardi; halbuki bütün tuzaklar Allah'a aittir. Çünkü O, herkesin ne kazanacagini bilir. Bu yurdun (dünyanin) sonunun kimin oldugunu yakinda kâfirler bileceklerdir! 


43. Kâfir olanlar: Sen resûl olarak gönderilmis bir kimse degilsin, derler. De ki: Benimle sizin aranizda sahit olarak Allah ve yaninda Kitab'in bilgisi olan (Peygamber) yeter. 


14-İbrahim Suresinin Türkçe anlamını oku

24-en-NÛR

24-en-Nûr Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı

3. Zina eden erkek, zina eden veya müsrik olan bir kadindan baskasi ile evlenmez; zina eden kadinla da ancak zina eden veya müsrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kilinmistir. 64 (altmisdört) âyetten ibaret olan sûrenin tamami Medine'de nâzil olmustur. "Nûr âyeti" diye bilinen
35. âyette Allah'in, gökleri ve yeri aydinlatan nûrundan bahsedildigi için "Nûr sûresi" adini almistir.


Nur Suresinin Türkçe anlamı

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. (Bu) Bizim inzâl ettigimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kildigimiz bir sûredir. Belki düsünüp ögüt alirsiniz diye onda açik seçik âyetler indirdik. 

2. Zina eden kadin ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inaniyorsaniz, Allah'in dininde (hükümlerini uygularken) onlara aciyacaginiz tutmasin. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya sahit olsun. 

3. Zina eden erkek, zina eden veya müsrik olan bir kadindan baskasi ile evlenmez; zina eden kadinla da ancak zina eden veya müsrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kilinmistir. 

4. Namuslu kadinlara zina isnadinda bulunup, sonra (bunu isbat için) dört sahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artik onlarin sahitligini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdirlar. 

5. Ancak bundan sonra tevbe edip islah olanlar müstesnadir. Allah çok bagislayici ve merhametlidir. 

6. Eslerine zina isnadinda bulunup da kendilerinden baska sahitleri olmayanlara gelince, onlarin her birinin sahitligi, kendisinin dogru söyleyenlerden olduguna dair dört defa Allah adina yemin ederek sahitlik etmesi, besinci defa da, eger yalan söyleyenlerden ise Allah'in lânetinin kendi üzerine olmasini dilemesidir. 

7. Eslerine zina isnadinda bulunup da kendilerinden baska sahitleri olmayanlara gelince, onlarin her birinin sahitligi, kendisinin dogru söyleyenlerden olduguna dair dört defa Allah adina yemin ederek sahitlik etmesi, besinci defa da, eger yalan söyleyenlerden ise Allah'in lânetinin kendi üzerine olmasini dilemesidir. 

8. Kadinin, kocasinin yalan söyleyenlerden olduguna dair dört defa Allah adina yemin ve sahitlik etmesi,kendisinden cezayi kaldirir. 

9.Besinci defa da, eger (kocasi) dogru söyleyenlerden ise Allah'in gazabinin kendi üzerine olmasini diler. 

10. Ya Allah'in size bol lütfu ve merhameti bulunmasaydi ve Allah, tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydi (haliniz nice olurdu)! 

11. (Peygamber'in esine) bu agir iftirayi uyduranlar süphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayin, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kisiye, günah olarak ne islemisse (onun karsiligi ceza) vardir. Onlardan (elebaslik yapip) bu günahin büyüklügünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardir. 

12. Bu iftirayi isittiginizde erkek ve kadin müminlerin, kendi vicdanlari ile hüsnüzanda bulunup da: "Bu, apaçik bir iftiradir" demeleri gerekmez miydi? 

13. Onlarin (iftiracilarin) da bu konuda dört sahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki sahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancilarin ta kendisidirler. 

14. Eger dünyada ve ahirette Allah'in lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydi, içine daldiginiz bu iftiradan dolayi size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi. 

15. Çünkü siz bu iftirayi, dilden dile birbirinize aktariyor, hakkinda bilgi sahibi olmadiginiz seyi agizlarinizda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz oldugunu saniyorsunuz. Halbuki bu, Allah katinda çok büyük (bir suç) tur. 

16. Onu duydugunuzda: "Bunu konusup yaymamiz bize yakismaz. Hâsâ! Bu, çok büyük bir iftiradir" demeli degil miydiniz? 

17. Eger inanmis insanlarsaniz, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakindirip uyarir. 

18. Ve Allah âyetleri size açikliyor. Allah, (isin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

19. Inananlar arasinda çirkin seylerin yayilmasini arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. 

20. Ya sizin üstünüze Allah'in lütuf ve merhameti olmasaydi, Allah çok sefkatli ve merhametli olmasaydi (haliniz nice olurdu)! 

21. Ey iman edenler! Seytanin adimlarini takip etmeyin. Kim seytanin adimlarini takip ederse, muhakkak ki o, edepsizligi (yüzkizartici suçlari) ve kötülügü emreder. Eger üstünüzde Allah'in lütuf ve merhameti olmasaydi, içinizden hiçbir kimse asla temize çikamazdi. Fakat Allah diledigini arindirir. Allah isitir ve bilir. 

22. Içinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarindan) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bagislasinlar; feragat göstersinler. Allah'in sizi bagislamasini arzulamaz misiniz? Allah çok bagislayandir, çok merhametlidir. 

23. Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadinlara zina isnadinda bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmislerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardir. 

24.O gün dilleri,elleri ve ayaklari, yapmis olduklarindan dolayi aleyhlerinde sahitlik edecektir. 

25. O gün Allah onlara gerçek cezalarini tastamam verecek ve onlar Allah'in apaçik gerçek oldugunu anlayacaklardir. 

26. Kötü kadinlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadinlara; temiz kadinlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadinlara yarasir. Bu sonuncular, (iftiracilarin) söylediklerinden çok uzaktirlar. Kendileri için bagislanma ve güzel bir rizik vardir. 

27. Ey iman edenler! Kendi evinizden baska evlere, geldiginizi farkettirip (izin alip) ev halkina selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düsünüp anlarsiniz. 

28. Orada hiçbir kimse bulamadinizsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eger size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranistir. Allah, yaptiginizi bilir. 

29. Içinde kendinize ait esyanin bulundugu oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakinca yoktur. Allah, sizin açiga vurduklarinizi da, gizlediklerinizi de bilir. 

30. (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, irzlarini da korumalarini söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranistir. Süphesiz Allah, onlarin yapmakta olduklarindan haberdardir. 

31. Mümin kadinlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kisimlari müstesna olmak üzere, zinetlerini teshir etmesinler. Bas örtülerini, yakalarinin üzerine (kadar) örtsünler. Kocalari, babalari, kocalarinin babalari, kendi ogullari, kocalarinin ogullari, erkek kardesleri, erkek kardeslerinin ogullari, kiz kardeslerinin ogullari, kendi kadinlari (mümin kadinlar), ellerinin altinda bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadinina sehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadinlarin gizli kadinlik hususiyetlerinin farkinda olmayan çocuklardan baskasina zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte olduklari zinetleri anlasilsin diye ayaklarini yere vurmasinlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtulusa eresiniz. 

32. Aranizdaki bekârlari, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverisli olanlari evlendirin. Eger bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onlari zenginlestirir. Allah, (lütfu) genis olan ve (her seyi) bilendir. 

33. Evlenme imkânini bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlikli kilincaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altinda bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eger kendilerinde bir hayir (kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsaniz, hemen mükâtebe yapin. Allah'in size vermis oldugu malindan siz de onlara verin. Dünya hayatinin geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhsa zorlamayin. Kim onlari zor altinda birakirsa, bilinmelidir ki zorlanmalarindan sonra Allah (onlar için) çok bagislayici ve merhametlidir. 

34. Andolsun ki biz size (gerekeni) açik açik bildiren âyetler, sizden önce yasayip gitmis olanlardan örnekler ve takvâya ulasmis kimseler için ögütler indirdik. 

35. Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yildiz gibidir ki, doguya da, batiya da nisbet edilemeyen mübarek bir agaçtan, yani zeytinden (çikan yagdan) tutusturulur. Onun yagi, neredeyse, kendisine ates degmese dahi isik verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah diledigi kimseyi nûruna eristirir. Allah insanlara (iste böyle) temsiller getirir. Allah her seyi bilir. 

36. (Bu kandil) birtakim evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anilmasina izin vermistir. Orada sabah aksam O'nu (öyle kimseler) tesbih eder ki; 

37. Onlar, ne ticaret ne de alis-verisin kendilerini Allah'i anmaktan, namaz kilmaktan ve zekât vermekten alikoyamadigi insanlardir. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak oldugu bir günden korkarlar. 

38. Çünkü (o günde) Allah, onlari yaptiklarinin en güzeli ile mükâfatlandiracak ve lütfundan onlara fazlasiyla verecektir. Allah, diledigini hesapsiz riziklandirir. 

39. Inkâr edenlere gelince, onlarin amelleri, issiz çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardiginda orada herhangi bir sey bulamamis, üstelik yanibasinda da (inanmadigi, kendisinden sakinmadigi) Allah'i bulmustur; Allah ise, onun hesabini tastamam görmüstür. Allah hesabi çok çabuk görür. 

40. Yahut (o kâfirlerin duygu, düsünce ve davranislari) engin bir denizdeki yogun karanliklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kapliyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanliklar... Insan, elini çikarip uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemisse, artik o kimsenin aydinliktan nasibi yoktur. 

41. Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuslarin Allah'i tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasini ve tesbihini (ögrenmis) bilmistir. Allah, onlarin yapmakta olduklarini hakkiyle bilir. 

42. Göklerin ve yerin mülkü Allah'indir; dönüs de ancak O'nadir. 

43. Görmez misin ki Allah bir takim bulutlari (çikarip) sürüyor; sonra onlari bir araya getirip üstüste yigiyor. Iste görüyorsun ki bunlar arasindan yagmur çikiyor. O, gökten, oradaki daglardan (daglar büyüklügünde bulutlardan) dolu indirir. Artik onu diledigine isabet ettirir; dilediginden de onu uzak tutar; (bu bulutlarin) simseginin pariltisi neredeyse gözleri alir! 

44. Allah, gece ile gündüzü birbirine çeviriyor. Süphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardir. 

45. Allah, her canliyi sudan yaratti. Iste bunlardan kimi karni üstünde sürünür, kimi iki ayagi üstünde yürür, kimi dört ayagi üstünde yürür... Allah diledigini yaratir; süphesiz Allah her seye kadirdir. 

46. Andolsun biz (bilmediklerinizi size) açik seçik bildiren âyetler indirdik. Allah, diledigini dogru yola iletir. 

47. (Bazi insanlar:) "Allah'a ve Peygamber'e inandik ve itaat ettik" diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmis degillerdir. 

48. Onlar, aralarinda hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e çagirildiklarinda, bakarsin ki içlerinden bir kismi yüz çevirip dönerler. 

49. Ama, eger (Allah ve Resûlünün hükmettigi) hak kendi lehlerine ise, ona boyun egip gelirler. 

50. Kalplerinde bir hastalik mi var; yoksa süphe içinde midirler, yahut Allah ve Resûlünün kendilerine zulüm ve haksizlik edeceginden mi korkuyorlar? Hayir, asil zalimler kendileridir! 

51. Aralarinda hüküm vermesi için Allah'a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak "Isittik ve itaat ettik" demeleridir. Iste asil bunlar kurtulusa erenlerdir. 

52. Her kim Allah'a ve Resûlüne itaat eder, Allah'a saygi duyar ve O'ndan sakinirsa, iste asil bunlar mutluluga erenlerdir. 

53. (Münafiklar), sen hakikaten kendilerine emrettigin takdirde mutlaka (savasa) çikacaklarina dair, en agir yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. Itaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah, yaptiklarinizdan haberdardir. 

54. De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eger yüz çevirirseniz sunu bilin ki, Peygamber'in sorumlulugu kendisine yüklenen (teblig görevini yapmak), sizin sorumlulugunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eger ona itaat ederseniz, dogru yolu bulmus olursunuz. Peygamber'e düsen, sadece açik-seçik duyurmaktir. 

55. Allah, sizlerden iman edip iyi davranislarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kildigi gibi onlari da yeryüzüne sahip ve hakim kilacagini, onlar için begenip seçtigi dini (Islâm'i) onlarin iyiligine yerlestirip koruyacagini ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven saglayacagini vâdetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir seyi bana es tutmazlar. Artik bundan sonra kim inkâr ederse, iste bunlar asil büyük günahkârlardir. 

56. Namazi kilin; zekâti verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz. 

57. Inkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacaklarini sanmayasin! Onlarin varacagi yer cehennemdir. Ne kötü varis yeri! 

58. Ey müminler! Ellerinizin altinda bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çagina girmemis olanlar, sabah namazindan önce, ögleyin soyundugunuz vakit ve yatsi namazindan sonra (yaniniza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamis) halde bulunabileceginiz üç vakittir. Bu vakitlerin disinda ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanina girip çikabilirsiniz. Iste Allah âyetleri size böyle açiklar. Allah, (her seyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

59. Çocuklariniz ergenlik çagina girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. Iste Allah, âyetlerini size böyle açiklar. Allah alîmdir, hakîmdir. 

60. Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmis yasli kadinlarin, zinetleri (yabanci erkeklere) teshir etmeksizin (bazi) elbiselerini çikarmalarinda kendilerine bir vebal yoktur. Iffetli davranmalari kendileri için daha hayirlidir. Allah isitendir, bilendir. 

61. Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. (Bunlara yapamayacaklari görev yüklenmez; yapamadiklarindan dolayi günahkâr olmazlar.) Sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarinizin evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeslerinizin evlerinden, kiz kardeslerinizin evlerinden, amcalarinizin evlerinden, halalarinizin evlerinden, dayilarinizin evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, veya anahtarlarini uhdenizde bulundurdugunuz yerlerden, yahut dostlarinizin evlerinden yemenizde bir sakinca yoktur. Toplu halde veya ayri ayri yemenizde de bir sakinca yoktur. Evlere girdiginiz zaman, Allah tarafindan mübarek ve pek güzel bir yasama dilegi olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. Iste Allah, düsünüp anlayasiniz diye size âyetleri böyle açiklar. 

62. Müminler, ancak Allah'a ve Resûlüne gönülden inanmis kimselerdir. Onlar, o Peygamber ile ortak bir is üzerindeyken ondan izin istemedikçe birakip gitmezler. (Resûlüm!) Su senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resûlüne iman etmis kimselerdir. Öyle ise, bazi isleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan diledigine izin ver; onlar için Allah'tan bagis dile; Allah magfiret edicidir, merhametlidir. 

63. (Ey müminler!) Peygamber'i, kendi aranizda birbirinizi çagirir gibi çagirmayin. Içinizden, birini siper edinerek sivisip gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykiri davrananlar, baslarina bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakinsinlar. 

64. Bilmis olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'indir. O, sizin ne yolda oldugunuzu iyi bilir. Insanlar O'nun huzuruna döndürüldükleri gün yapmis olduklarini onlara hemen bildirir. Allah, her seyi hakkiyla bilendir. 

Furkan Suresinin Türkçe anlamı