mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26-es-SUARÂ

26-es- Şuara Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı



Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet),
Medine'de nâzil olmustur. "Suarâ", sairler demektir; 224. âyetinde sairlerden sözedildigi için, sûre bu ismi almistir. Muhaliflerin Kur'an'a karsi ileri sürdükleri iddialarindan biri de, onun bir sair tarafindan meydana getirilmis oldugu idi. Iste Kur'an, Hz. Peygamber'in irsadi ile daha önceki peygamberlerin irsadlarinin özde birlestigini ve Kur'an'in bir sair eseri olmadigini isbat ederek, bu iddiayi çürütmekte ve reddetmektedir.


Şuara Suresinin Türkçe anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Tâ. Sîn. Mîm. 

2. Bunlar, apaçik Kitab'in âyetleridir. 

3. (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kiyacaksin! 

4. Biz dilesek, onlarin üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunlari egilip kalir. 

5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni ögüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler. 

6. Üstelik (ona) "yalandir" derler; fakat alay edip durduklari seylerin haberleri yakinda onlara gelecektir. 

7. Yeryüzüne bir bakmazlar mi! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetistirdik. 

8. Süphesiz bunlarda (Allah'in kudretine) bir nisâne vardir; ama çogu iman etmezler. 

9. Süphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

10. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (baslarina gelecekten) sakinmayacaklar mi onlar? diye seslenmisti. 

11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (baslarina gelecekten) sakinmayacaklar mi onlar? diye seslenmisti. 

12. Musa söyle dedi: Rabbim! Dogrusu, beni yalancilikla suçlamalarindan korkuyorum. 

13. (Bu durumda) içim daralir, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver. 

14. Onlarin bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum. 

15. Allah buyurdu: Hayir (seni asla öldüremezler)! Ikiniz mucizelerimizle gidin. Süphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her seyi) isitmekteyiz. 

16. Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz; 

17. Israilogullarini bizimle beraber gönder. 

18. (Kendisine Allah'in emri teblig edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alip büyütmedik mi? Hayatinin birçok yillarini aramizda geçirmedin mi? 

19. Sonunda o yaptigin (kötü) isi de yaptin. Sen nankörün birisin! 

20. Musa: Ben, dedi, o isi o anda sonunun ne olacagini bilmeyerek yaptim. 

21. Sizden korkunca da hemen aranizdan kaçtim. Sonra Rabbim bana hikmet bahsetti ve beni peygamberlerden kildi. 

22. O nimet diye basima kaktigin ise, (aslinda) Israilogullarini kendine kul köle etmendir. 

23. Firavun söyle dedi: Âlemlerin Rabbi dedigin de nedir? 

24. Musa cevap verdi: Eger isin gerçegini düsünüp anlayan kisiler olsaniz, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunan her seyin Rabbidir. 

25. (Firavun) etrafinda bulunanlara: Isitiyor musunuz? dedi. 

26. Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarinizin da Rabbidir. 

27. Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi. 

28. Musa devamla sunu söyledi: Sayet aklinizi kullansaniz (anlarsiniz ki), O, dogunun, batinin ve ikisinin arasinda bulunanlarin Rabbidir. 

29. Firavun: Benden baskasini tanri edinirsen, andolsun ki seni zindanliklardan ederim! dedi. 

30. Musa: Sana apaçik bir sey getirmis olsam da mi? dedi. 

31. Firavun: Dogru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karsilik verdi. 

32. Bunun üzerine Musa asâsini ativerdi; bir de ne görsünler, asâ apaçik koca bir yilan (oluvermis)! 

33. Elini de (koynundan) çikardi; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir sey oluvermis)! 

34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, dogrusu çok bilgili bir sihirbaz! 

35. Sizi sihiriyle yurdunuzdan çikarmak istiyor. Simdi ne buyurursunuz? 

36. Dediler ki: Onu ve kardesini egle ve sehirlere toplayici görevliler gönder; 

37. Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler. 

38. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi. 

39. Halka: Siz de toplaniyor musunuz (haydi hemen toplanin), denildi. 

40. (Firavun'un adamlari:) Eger üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyariz, dediler. 

41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Sayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardir degil mi? dediler. 

42. Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç süphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksiniz. 

43. Musa onlara: Ne atacaksaniz atin! dedi. 

44. Bunun üzerine iplerini ve degneklerini attilar ve: Firavun'un kudreti hakki için elbette bizler galip gelecegiz, dediler. 

45. Sonra Musa asâsini atti; bir de ne görsünler, onlarin uydurduklarini yutuveriyor! 

46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandilar. 

47. "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler. 

48. "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" . 

49. Firavun, (kizginlik içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri ögreten büyügünüzmüs o! Ama simdi (size yapacagimi görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarinizi çaprazlama kestirecegim, hepinizi astiracagim! 

50. "Zarari yok, dediler, (nasil olsa) biz süphesiz Rabbimize dönecegiz." 

51. "Biz, ilk iman edenler oldugumuz için Rabbimizin hatalarimizi bagislayacagini umariz." 

52. Musa'ya: Kullarimi geceleyin yola çikar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik. 

53. Firavun da sehirlere (asker) toplayicilar gönderdi: 

54. "Esasen bunlar, sayilari az, bölük pörçük bir cemaattir." 

55. "(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmislerdir." 

56. "Biz ise, elbette uyanik (ve yekvücut) bir cemaatiz." (diyor ve dedirtiyordu). 

57. Ama (sonunda) biz onlari (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pinarlardan, çikardik. 

58. Hazinelerden ve degerli bir yerlerden. 

59. Böylece, bunlara Israilogullarini mirasçi yaptik. 

60. Derken (Firavun ve adamlari) gün dogumunda onlarin ardina düstüler. 

61. Iki topluluk birbirini görünce, Musa'nin adamlari: Iste yakalandik! dediler. 

62. Musa: Asla! dedi, Rabbim süphesiz benimledir, bana yol gösterecektir. 

63. Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarildi (on iki yol açildi), her bölük koca bir dag gibi oldu. 

64. Ötekilerini de oraya yaklastirdik. 

65. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik. 

66. Sonra ötekilerini suda bogduk. 

67. Süphesiz bunda bir ibret vardir; ama çoklari iman etmis degillerdir. 

68. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

69. (Resûlüm!) Onlara Ibrahim'in haberini de naklet. 

70. Hani o, babasina ve kavmine: Neye tapiyorsunuz? demisti. 

71. "Putlara tapiyoruz ve onlara tapmaya devam edecegiz" diye cevap verdiler. 

72. Ibrahim: Peki, dedi, yalvardiginizda onlar sizi isitiyorlar mi? 

73. Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mi? 

74. Söyle cevap verdiler: Hayir, ama biz babalarimizi böyle yapar bulduk. 

75. Ibrahim dedi ki: Iyi ama, neye taptiginizi (biraz olsun) düsündünüz mü? 

76. ''Ister siz , ister eski atalariniz'' 

77. Iyi bilin ki onlar benim düsmanimdir; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur); 

78. Beni yaratan ve bana dogru yolu gösteren O'dur. 

79. Beni yediren, içiren O'dur. 

80. Hastalandigim zaman bana sifa veren O'dur. 

81. Benim canimi alacak, sonra beni diriltecek O'dur. 

82. Ve hesap günü hatalarimi bagislayacagini umdugum O'dur. 

83. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat. 

84. Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anilmak nasip eyle! 

85. Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kil. 

86. Babami da bagisla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapiklardandir. 

87. (Insanlarin) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. 

88. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. 

89. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur). 

90. (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklastirilir. 

91. Cehennem de azginlara apaçik gösterilir. 

92. Onlara: Allah'tan gayri taptiklariniz hani nerede? denilir. 

93. Size yardim edebiliyorlar mi veya kendilerine (olsun) yardimlari dokunuyor mu? . 

94. Onlar ve azginlar oraya tepetaklak (cehenneme) atilirlar. 

95. Iblis bütün ordulari da. 

96. Orada birbirleriyle çekiserek söyle derler: 

97. Vallahi, biz gerçekten apaçik bir sapiklik içindeymisiz. 

98. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile esit tutuyorduk. 

99. Bizi ancak o günahkârlar saptirdi. 

100. ''Simdi artik bizim ne sefaatçilerimiz var''. 

101. ''Ne de yakin bir dostumuz''. 

102. Ah keske bizim için (dünyaya) bir dönüs daha olsa da, müminlerden olsak! 

103. Bunda elbet (alinacak) büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

104. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancilikla suçladilar. 

106. Kardesleri Nuh onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

107. Bilin ki ben, size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

108. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

109. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

110. Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

111. Onlar söyle cevap verdiler: Sana düsük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! 

112. Nuh dedi ki: Onlarin yaptiklari hakkinda bilgim yoktur. 

113. Onlarin hesabi ancak Rabbime aittir. Bir düsünseniz! 

114. Ben iman eden kimseleri kovacak degilim. 

115. Ben ancak apaçik bir uyariciyim. 

116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taslanmislardan olacaksin! 

117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancilikla suçladi. 

118. Artik benimle onlarin arasinda sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar. 

119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (tasiyarak) kurtardik. 

120. Sonra da geri kalanlari suda bogduk. 

121. Dogrusu bunda büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

122. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

124. Kardesleri Hûd onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

125. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

126. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

127. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

128. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek egleniyor musunuz? 

129. Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi ediniyorsunuz? 

130. Yakaladiginiz zaman, zorbalar gibi mi yakaliyorsunuz? 

131. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

132. Bildiginiz seyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun. 

133. ''O size verdi : davarlar, ogullar". 

134. "Bahçeler çesmeler." (Allah'a karsi gelmek) den sakinin. 

135. Dogrusu sizin hakkinizda muazzam bir günün azabindan endise ediyorum. 

136. (Onlar) söyle dediler: Sen ögüt versen de, vermesen de bizce birdir. 

137. Bu, öncekilerin geleneginden baska bir sey degildir. 

138. Biz azaba ugratilacak da degiliz. 

139. Böylece onu yalancilikla suçladilar; biz de kendilerini helâk ettik. Dogrusu bunda büyük bir ibret vardir; ama çoklari iman etmezler. 

140. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

142. Kardesleri Sâlih onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

143. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

144. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

145. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

146. Siz burada, güven içinde birakilacak misiniz (sanirsiniz)? 

147. "Böyle bahçelerde, çesme baslarinda ?" 

148. "Ekinlerin, salkimlari sarkmis hurmaliklarin arasinda?" 

149. (Böyle sanip) daglardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapiyorsunuz). 

150. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

151. "O asirilarin emrine uymayin." 

152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapip dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin). 

153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! 

154. Sen de ancak bizim gibi bir insansin. Eger dogru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir. 

155. Salih: Iste (mucize) bu disi devedir; onun bir su içme hakki vardir, belli bir günün içme hakki da sizindir, dedi. 

156. Ona bir kötülükle ilismeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabi yakalayiverir. 

157. Buna ragmen onlar deveyi kestiler; ama pisman da oldular. 

158. Bunun üzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda, büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

159. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

160. Lût kavmi de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

161. Kardesleri Lût onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

162. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

163. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

164. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

165. Rabbinizin sizler için yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar içinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz! 

166. Rabbinizin sizler için yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar içinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz! 

167. Onlar söyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmislerden olacaksin! 

168. Lût: Dogrusu, dedi, ben sizin bu isinizden tiksinmekteyim! 

169. Rabbim! Beni ve ailemi, onlarin yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar. 

170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardik. 

171. Ancak bir kocakari müstesna. O, geride kalanlardan (oldu). 

172. Sonra digerlerini helâk ettik. 

173. Üzerlerine öyle bir yagmur yagdirdik ki... Uyarilanlarin (fakat yola gelmeyenlerin) yagmuru ne de kötü! 

174. Elbet bunda büyük bir ibret vardir; fakat çoklari iman etmezler. 

175. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

176. Eyke halki da peygamberleri yalancilikla suçladi. 

177. Suayb onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

178. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

179. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

180. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

181. Ölçüyü tastamam yapin, (insanlarin hakkini) eksik verenlerden olmayin. 

182. Dogru terazi ile tartin. 

183. Insanlarin hakki olan seyleri kismayin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karisiklik çikarmayin. 

184. Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun. 

185. Onlar söyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! 

186. Sen de, ancak bizim gibi bir besersin. Bilki, biz seni ancak yalancilardan biri sayiyoruz. 

187. Sayet dogru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yagdir. 

188. Suayb: Rabbim yaptiklarinizi en iyi bilendir, dedi. 

189. Velhasil onu yalanci saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabi yakalayiverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabi idi! 

190. Dogrusu bunda büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

191. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

192. Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. 

193. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirdi. 

194.Senin kalbine; uyaricilardan olman için, 

195. Apaçik Arapça bir dille. 

196. O, süphesiz daha öncekilerin kitaplarinda da vardir. 

197. Benî Israil bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil degil midir? 

198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, 

199. Bunu onlara o okusaydi, yine ona iman etmezlerdi. 

200. Onu günahkârlarin kalplerine böyle soktuk. 

201. Onun için, acikli azabi görünceye kadar ona iman etmezler. 

202. Iste bu (azap) onlara, kendileri farkinda olmadan, ansizin geliverecektir. 

203. O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir. 

204. (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabimizi mi çarçabuk istiyorlardi? 

205. Ne dersin! Eger biz onlari yillarca yasatsak. 

206.Sonra tehdit edilmekte olduklari (azap) baslarina gelse! 

207. Faydalandirildiklari nimetler onlara hiç yarar saglamayacaktir. 

208. Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarici (peygamberleri) olmustur. 

209. (Onlar)ihtar edilmistir ve biz zülmetmis degilizdir. 

210. O'nu (Kur'an'i) seytanlar indirmedi. 

211. Bu onlara düsmez; zaten güçleri de yetmez. 

212. Süphesiz onlar, vahyi isitmekten uzak tutulmuslardir. 

213. O halde sakin Allah ile beraber baska tanriya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun! 

214. (Önce) en yakin akrabani uyar. 

215. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadini indir. 

216. Sayet sana karsi gelirlerse de ki: Ben sizin yaptiklarinizdan muhakkak ki uzagim. 

217. Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. 

218. O ki, (gece namaza) kalktigin zaman seni görüyor. 

219. Secde edenler arasinda dolasmani da (görüyor). 

220. Çünkü her seyi isiten, her seyi bilen O'dur. 

221. Seytanlarin ise kime inecegini size haber vereyim mi? 

222. Onlar, günaha, iftiraya düskün olan herkesin üstüne inerler. 

223. Bunlar, (seytanlara) kulak verirler ve onlarin çogu yalancidirlar. 

224. Sairler(e gelince), onlara da sapiklar uyarlar. 

225. Baksana onlar her vâdide saskin saskin dolasirlar. 

226. Ve onlar yapamayacaklari seyleri söylerler. 

227. Ancak iman edip iyi isler yapanlar, Allah'i çok çok ananlar ve haksizliga ugratildiklarinda kendilerini savunanlar baskadir. Haksizlik edenler, hangi dönüse (hangi akibete) döndürüleceklerini yakinda bileceklerdir. 

Neml Suresinin Türkçe anlamı

28-el-KASAS

Kasas Suresi Hakkında açıklama


 Bu sûre Mekke'de nâzil olmustur. 85. âyetinin hicret esnasinda Mekke ile 
Medine arasinda, 52 ilâ 55.
âyetlerinin ise Medine'de nâzil oldugu rivayet edilmistir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. Ismini 25. âyetinden almistir. Sûrenin baslica konularini, Hz. Musa'nin çocuklugundan itibaren hayati, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teskil etmektedir.


28-el-KASAS Suresinin Türkçe Anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adıyla. 

1. Tâ. Sîn. Mîm. 

2. Bunlar, apaçik Kitab'in âyetleridir. 

3. Iman eden bir kavim için (faydali olmak üzere) Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kismini sana gerçek sekliyle nakledecegiz. 

4. Firavun, (Misir) topraginda gerçekten azmis, halkini çesitli zümrelere bölmüstü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunlarin ogullarini bogazliyor, kizlarini ise sag birakiyordu. Çünkü o bozgunculardandi. 

5. Biz ise, o yerde güçsüz düsürülenlere lütufta bulunmak, onlari önderler yapmak ve onlari (mukaddes topraklara) vâris kilmak istiyorduk. 

6. Ve o yerde onlari hakim kilmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularina, onlardan (Israilogullarindan gelecek diye) korktuklari seyi göstermek (istiyorduk). 

7. Musa'nin anasina: Onu emzir, kendisine zarar geleceginden endiselendiginde onu denize (Nil nehrine) birakiver, hiç korkup kaygilanma, çünkü biz onu sana geri verecegiz ve onu peygamberlerden biri yapacagiz, diye bildirdik. 

8. Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldi. O, sonunda kendileri için bir düsman ve bir tasa olacakti. Süphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanlis yolda idiler. 

9. Firavun'un karisi (sepetin içinden erkek çocuk çikinca kocasina:) Benim ve senin için göz aydinligidir! Onu öldürmeyin, belki bize faydasi dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi. Halbuki onlar (isin sonunu) sezemiyorlardi. 

10. Musa'nin anasinin yüreginde yalnizca çocugunun tasasi kaldi. Eger biz, (vâdimize) inananlardan olmasi için onun kalbini pekistirmemis olsaydik, neredeyse isi meydana çikaracakti. 

11. Annesi Musa'nin ablasina: Onun izini takip et, dedi. O da, onlar farkina varmadan uzaktan kardesini gözetledi. 

12. Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) onun süt analarini kabulüne (emmesine) müsaade etmedik. Bunun üzerine ablasi: Size, onun bakimini naminiza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi? dedi. 

13. Böylelikle biz onu, anasina, gözü aydin olsun, gam çekmesin ve Allah'in vâdinin gerçek oldugunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de pek çogu (bunu) bilmezler. 

14. Musa yigitlik çagina erip olgunlasinca, biz ona hikmet ve ilim verdik. Iste güzel davrananlari biz böylece mükâfatlandiririz. 

15. Musa, ahalisinin habersiz oldugu bir sirada sehre girdi. Orada, biri kendi tarafindan, digeri düsman tarafindan olan iki adami birbiriyle dögüsür buldu. Kendi tarafindan olani, düsmana karsi ondan yardim diledi. Musa da ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. (Bunun üzerine:) Bu seytan isidir. O, gerçekten saptirici, apaçik bir düsman, dedi. 

16. Musa: Rabbim! Dogrusu kendime zulmettim (basima is açtim). Beni bagisla dedi, Allah da onu bagisladi. Çünkü, çok bagislayici, çok esirgeyici olan ancak O'dur. 

17. Musa: Rabbim! Bana lütfettigin nimetlere andolsun ki, artik suçlulara (ve suça itenlere) asla arka çikmayacagim, dedi. 

18. Sehirde korku içinde, (etrafi) gözetleyerek sabahladi. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardim isteyen kimse, feryat ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona (yardim isteyene) dedi ki: Dogrusu sen, besbelli bir azginsin! 

19. Musa, ikisinin de düsmani olan adami yakalamak isteyince, o adam dedi ki: Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi, bana da mi kiymak istiyorsun? Demek, düzelticilerden olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayi arzuluyorsun sen! 

20. Sehrin öbür ucundan bir adam kosarak geldi: Ey Musa! Ileri gelenler seni öldürmek için hakkinda müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çik! Inan ki ben senin iyiligini isteyenlerdenim, dedi. 

21. Musa korka korka, (etrafi) gözetleyerek oradan çikti. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi. 

22. Medyen'e dogru yöneldiginde: Umarim, Rabbim beni dogru yola iletir, dedi. 

23. Musa, Medyen suyuna varinca, orada (hayvanlarini) sulayan bir çok insan buldu. Onlarin gerisinde de, (hayvanlarini) engelleyen iki kadin gördü. Onlara: Derdiniz nedir? dedi. Söyle cevap verdiler: Çobanlar sulayip çekilmeden biz (onlarin içine sokulup hayvanlarimizi) sulamayiz; babamiz da çok yaslidir. 

24. Bunun üzerine Musa, onlarin yerine (davarlarini) sulayiverdi. Sonra gölgeye çekildi ve: Rabbim! Dogrusu bana indirecegin her hayra (lütfuna) muhtacim, dedi. 

25. Derken, o iki kadindan biri utana utana yürüyerek ona geldi: Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanlari) sulamanin karsiligini ödemek için seni çagiriyor. Musa, ona (Hz. Suayb'a) gelip basindan geçeni anlatinca o: Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi. 

26. (Suayb'in) iki kizindan biri: Babacigim! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edecegin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandir, dedi. 

27. (Suayb) dedi ki: Bana sekiz yil çalismana karsilik su iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan artik o kendinden; yoksa sana agirlik vermek istemem. Insallah beni iyi kimselerden (isverenlerden) bulacaksin. 

28. Musa söyle cevap verdi: Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim, demek ki bana karsi husumet yok. Söylediklerimize Allah vekîldir. 

29. Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çikinca, Tûr tarafindan bir ates gördü. Ailesine: Siz (burada) bekleyin; ben bir ates gördüm, belki oradan size bir haber yahut isinmaniz için bir ates parçasi getiririm, dedi. 

30. Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sag kiyisindan, (oradaki) agaç tarafindan kendisine söyle seslenildi: Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'im. 

31. Ve "Asâni at!" (denildi). Musa (attigi) asâyi yilan gibi deprenir görünce, dönüp arkasina bakmadan kaçti. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansin" (buyuruldu). 

32. "Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çikacaktir. Korkudan (açilan) kollarini kendine çek. Iste bu ikisi Firavun ve onun adamlarina karsi Rabbin tarafindan iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çikan bir kavim olmuslardir" (diye seslenildi). 

33. Musa dedi ki: Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüstüm, beni öldürmelerinden korkuyorum. 

34. Kardesim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni dogrulayan bir yardimci olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancilik ithaminda bulunmalarindan endise ediyorum. 

35. Allah buyurdu: Seni kardesinle destekleyecegiz ve size öyle bir kudret verecegiz ki, âyetlerimiz (mucize yardimlarimiz) sayesinde onlar size erisemiyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz. 

36. Musa onlara apaçik âyetlerimizi getirince: Bu, olsa olsa uydurulmus bir sihirdir. Biz önceki atalarimizdan böylesini isitmemistik, dediler. 

37. Musa söyle dedi: Rabbim, kendi katindan kimin hidayet (hakka rehberlik) getirdigini ve hayirli âkibetin kime nasip olacagini en iyi bilendir. Muhakkak ki, zalimler iflâh olmazlar. 

38. Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden baska bir ilâh tanimiyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ates yak (ve tugla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nin tanrisina çikayim; ama saniyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi. 

39. O ve askerleri, yeryüzünde haksiz yere büyüklük tasladilar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandilar. 

40. Biz de onu ve askerlerini yakalayip denize ativerdik. Bak iste, zalimlerin sonu nice oldu! 

41. Onlari, (insanlari) atese çagiran öncüler kildik. Kiyamet günü onlar yardim görmeyeceklerdir. 

42. Bu dünyada arkalarina lânet taktik. Onlar, kiyamet gününde de kötülenmisler arasindadir. 

43. Andolsun biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya, -düsünüp ögüt alsinlar diye- insanlar için apaçik deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'i (Tevrat'i) vermisizdir. 

44. (Resûlüm!) Musa'ya emrimizi vahyettigimiz sirada, sen bati yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de degildin. 

45. Bilakis biz nice nesiller var ettik de, onlarin üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen, âyetlerimizi kendilerinden okuyarak ögrenmek üzere Medyen halki arasinda oturmus da degilsin; aksine (onlari sana) gönderen biziz. 

46. (Musa'ya) seslendigimiz zaman da, sen Tûr'un yaninda degildin. Bilakis, senden önce kendilerine uyarici (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düsünüp ögüt alirlar. 

47. Bizzat kendi yaptiklarindan dolayi baslarina bir musibet geldiginde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydik! diyecek olmasalardi (seni göndermezdik). 

48. Fakat onlara tarafimizdan o hak (Peygamber) gelince: "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli degil miydi?" dediler. Peki, daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemisler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir!" demisler ve sunu söylemislerdi: Dogrusu biz hiçbirine inanmiyoruz. 

49. (Resûlüm!) De ki: Eger dogru sözlüler iseniz, Allah katindan bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha dogru bir kitap getirin de ben ona uyayim! 

50. Eger sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sirf heveslerine uymaktadirlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksizin kendi hevesine uyandan daha sapik kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi dogru yola iletmez. 

51. Andolsun ki biz, düsünüp ögüt alsinlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardinca yetistirmisizdir (araliksiz vahiylerimizi göndermisizdir). 

52. Ondan (Kur an'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler. 

53. Onlara (Kur'an) okundugu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmis hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik, derler. 

54. Iste onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatlari iki defa verilecektir. Bunlar kötülügü iyilikle savarlar, kendilerine verdigimiz riziktan da Allah rizasi için harcarlar. 

55. Onlar, bos söz isittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim islerimiz bize, sizin isleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadas edinmek) istemeyiz, derler. 

56. (Resûlüm!) Sen sevdigini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah diledigine hidayet verir ve hidayete girecek olanlari en iyi O bilir. 

57. "Biz seninle beraber dogru yola uyarsak, yurdumuzdan atiliriz" dediler. Biz onlari, kendi katimizdan bir rizik olarak her seyin ürünlerinin toplanip getirildigi, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerlestirmedik mi? Fakat onlarin çogu bilmezler. 

58. Biz, refahindan simarmis nice memleketi helâk etmisizdir. Iste yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmistir. Onlara biz vâris olmusuzdur. 

59. Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici degildir. Zaten biz ancak halki zalim olan memleketleri helâk etmisizdir. 

60. Size verilen seyler, dünya hayatinin geçim vasitasi ve süsüdür. Allah katinda olanlar ise, daha hayirli ve daha kalicidir. Hâla buna akliniz ermeyecek mi? 

61. Su halde, kendisine güzel bir vaadde bulundugumuz ve ardindan ona kavusan kimse, (sirf) dünya hayatinin geçici menfaat ve zevkini yasattigimiz, sonra kiyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasinda bulunan kimse gibi midir? 

62. O gün Allah onlari çagirarak: Benim ortaklarim olduklarini iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir. 

63. (O gün) aleyhlerine söz (hüküm) gerçeklesmis olanlar: Rabbimiz! Sunlar azdirdigimiz kimselerdir. Biz nasil azmissak onlari da öylece azdirdik (yoksa onlari zorlayan bir gücümüz yoktu. Onlarin suçlarindan) berî oldugumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslinda bize tapmiyorlardi (kendi arzularina tapiyorlardi), derler. 

64. "(Allah'a kostugunuz) ortaklarinizi çagirin!" denir, onlar da çagirirlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karsilarinda) azabi görürler. Ne olurdu (dünyada iken) dogru yola girselerdi! 

65. O gün Allah onlari çagirarak: Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyecektir. 

66. Iste o gün onlara bütün haberler körlesmistir (delilleri tükenmis, söyleyecek sözleri kalmamistir); onlar birbirlerine de soramayacaklardir. 

67. Fakat tevbe eden, iman edip iyi isler yapan kimseye gelince, onun kurtulusa erenler arasinda olmasi umulur. 

68. Rabbin, diledigini yaratir ve seçer. Onlarin seçim hakki yoktur. Allah, onlarin ortak kostuklarindan münezzehtir ve sâni yücedir. 

69. Rabbin, onlarin, sînelerinde gizlediklerini de, açiga vurduklarini da bilir. 

70. Iste O, Allah'tir. O'ndan baska tanri yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz. 

71. (Resûlüm!) De ki: Düsündünüz mü hiç, eger Allah üzerinizde geceyi ta kiyamet gününe kadar araliksiz devam ettirse, Allah'tan baska size bir isik getirecek tanri kimdir? Hâla isitmeyecek misiniz? 

72. De ki: Söyleyin bakalim, eger Allah üzerinizde gündüzü ta kiyamet gününe kadar araliksiz devam ettirse, Allah'tan baska, istirahat edeceginiz geceyi size getirecek tanri kimdir? Hâla görmeyecek misiniz? 

73. Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yaratti ki geceleyin dinlenesiniz, (gündüzün) O'nun fazlu kereminden (rizkinizi) arayasiniz ve sükredesiniz. 

74. O gün Allah onlari çagirarak: Benim ortaklarim olduklarini iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir. 

75. (O gün) her ümmetten bir sahit çikarir, (kâfirlere): Kesin delilinizi getirin! deriz. O zaman bilirler ki hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri seyler (putlar) da kendilerinden ayrilip kaybolmuslardir. 

76. Karun, Musa'nin kavminden idi de, onlara karsi azginlik etmisti. Biz ona öyle hazineler vermistik ki, anahtarlarini güçlükuvvetli bir topluluk zor tasirdi. Kavmi ona söyle demisti: Simarma! Bil ki Allah simariklari sevmez. 

77. Allah'in sana verdiginden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettigi gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculugu arzulama. Süphesiz ki Allah, bozgunculari sevmez. 

78. Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demisti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftari olan kimseleri helâk etmisti. Günahkârlardan günahlari sorulmaz (Allah onlarin hepsini bilir). 

79. Derken, Karun, ihtisami içinde kavminin karsisina çikti. Dünya hayatini arzulayanlar: Keske Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydi; dogrusu o çok sansli! dediler. 

80. Kendilerine ilim verilmis olanlar ise söyle dediler: Yaziklar olsun size! Iman edip iyi isler yapanlara göre Allah'in mükâfati daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavusabilir. 

81. Nihayet biz, onu da, sarayini da yerin dibine geçirdik. Artik Allah'a karsi kendisine yardim edecek avanesi olmadigi gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de degildi. 

82. Daha dün onun yerinde olmayi isteyenler: Demek ki, Allah rizki, kullarindan diledigine bol veriyor, diledigine de az. Sayet Allah bize lütufta bulunmus olmasaydi, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcilar iflâh olmazmis! demeye basladilar. 

83. Iste ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculugu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkibet, takvâ sahiplerinindir. 

84. Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayirli karsilik vardir. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri isleyenler, ancak yaptiklari kadar ceza görürler. 

85. (Resûlüm!) Kur'an'i (okumayi, teblig etmeyi ve ona uymayi) sana farz kilan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: Rabbim, kimin hidayeti getirdigini ve kimin apaçik bir sapiklik içinde oldugunu en iyi bilendir. 

86. Sen, bu Kitab'in sana vahyolunacagini ummuyordun. (Bu) ancak Rabbinden bir rahmet (olarak gelmis) tir. O halde sakin kâfirlere arka çikma! 

87. Allah'in âyetleri sana indirildikten sonra, artik sakin onlar seni bu âyetlerden alikoymasinlar. Rabbine davet et. Asla müsriklerden olma! 

88. Allah ile birlikte baska bir tanriya tapip yalvarma! O'ndan baska tanri yoktur. O'nun zâtindan baska her sey yok olacaktir. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz. 

32-es-SECDE


32-es-SECDE

Adini 15. âyette geçen kelimeden alan bu sûre Mekke'de nâzil olmustur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin Medine'de nâzil oldugu da rivayet edilmistir. 30 (otuz) âyettir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Elif. Lâm. Mîm. 

2. Bu Kitab'in, âlemlerin Rabbi tarafindan indirilmis oldugunda asla süphe yoktur. 

3. "Onu Peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayir! O, senden önce kendilerine hiçbir uyarici (peygamber) gelmemis bir kavmi uyarman için -dogru yolu bulalar diye- Rabbinden gönderilen hak (Kitap) tir. 

4. Gökleri, yeri ve bunlarin arasindakileri alti günde (devirde) yaratan, sonra arsa istivâ eden Allah'tir. O'ndan baska ne bir dost ne de bir sefaatçiniz vardir. Artik düsünüp ögüt almaz misiniz? 

5. Allah, gökten yere kadar her isi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu isler) sizin sayageldiklerinize göre bin yil tutan bir günde O'nun nezdine çikar. 

6. Iste, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi O'dur. 

7. O (Allah) ki, yarattigi her seyi güzel yapmis ve ilk basta insani çamurdan yaratmistir. 

8. Sonra onun zürryetini, dayaniksiz bir suyun özünden üretmistir. 

9. Sonra onu tamamlayip sekillendirmis, ona kendi ruhundan üflemistir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmistir. Ne kadar az sükrediyorsunuz! 

10. "Topragin içinde kayboldugumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratilacagiz?" derler. Dogrusu onlar Rablerine kavusmayi inkâr etmektedirler. 

11. De ki: Size vekil kilinan (bu konuda görevlendirilen) ölüm melegi caninizi alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. 

12. O günahkârlarin, Rableri huzurunda baslarini öne egecekleri, "Rabbimiz! Gördük duyduk, simdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi isler yapalim, artik kesin olarak inandik" diyecekleri zamani bir görsen! 

13. Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kismiyla dolduracagim" diye benden kesin söz çikmistir. 

14. (O gün onlara söyle diyecegiz:) Bu güne kavusmayi unutmanizin cezasini simdi tadin bakalim! Dogrusu biz de sizi unuttuk; yaptiklarinizdan ötürü ebedî azabi tadin! 

l5. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanirlar ki, bunlarla kendilerine ögüt verildiginde, büyüklük taslamadan secdeye kapanirlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler. 

l6. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutlari yataklardan uzak kalir ve kendilerine verdigimiz riziktan Allah yolunda harcarlar. 

17. Yaptiklarina karsilik olarak, onlar için ne mutluluklar saklandigini hiç kimse bilemez. 

18. Öyle ya, mümin olan, yoldan çikmis kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar. 

19. Iman edip de, iyi isler yapanlara gelince, onlar için yaptiklarina karsilik olarak varip kalacaklari cennet konaklari vardir. 

20. Yoldan çikanlar ise, onlarin varacaklari yer atestir. Oradan her çikmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: Yalandir deyip durdugunuz cehennem azabini tadin! denir. 

21. En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakin azaptan tattiracagiz; olur ki (imana) dönerler. 

22. Kendisine Rabbinin âyetleri hatirlatildiktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyik olduklari cezayi veririz. 

23. Andolsun biz Musa'ya Kitap verdik, -(Resûlüm!) sen ona kavusacagindan süphe etme- ve onu Israilogullarina hidayet rehberi kildik. 

24. Sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandiklari zaman, onlarin içinden, buyrugumuzla dogru yola ileten rehberler tayin etmistik. 

25. Muhakkak ki Rabbin, ihtilâf etmekte olduklari seyler hakkinda kiyamet günü onlarin aralarinda hükmedecektir. 

26. Halen yurtlarinda gezip dolastiklari kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edisimiz onlari dogru yola sevketmedi mi? Bunlarda elbette ibretler vardir. Hâla kulak vermezler mi? 

27. Kupkuru yerlere suyu ulastirdigimizi, onunla gerek hayvanlarinin gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çikarmakta oldugumuzu da görmediler mi? Hâla da göremeyecekler mi? 

28. Eger dogru söylüyorsaniz, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne zaman? derler. 

29. De ki: Fetih (ve hüküm) gününde inkârcilara (o gün ettikleri) imanlari fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de taninmayacaktir! 

30. Artik sen onlari birak ve bekle. Zaten onlar da beklemektedirler.