sin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26-es-SUARÂ

26-es- Şuara Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı



Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet),
Medine'de nâzil olmustur. "Suarâ", sairler demektir; 224. âyetinde sairlerden sözedildigi için, sûre bu ismi almistir. Muhaliflerin Kur'an'a karsi ileri sürdükleri iddialarindan biri de, onun bir sair tarafindan meydana getirilmis oldugu idi. Iste Kur'an, Hz. Peygamber'in irsadi ile daha önceki peygamberlerin irsadlarinin özde birlestigini ve Kur'an'in bir sair eseri olmadigini isbat ederek, bu iddiayi çürütmekte ve reddetmektedir.


Şuara Suresinin Türkçe anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Tâ. Sîn. Mîm. 

2. Bunlar, apaçik Kitab'in âyetleridir. 

3. (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kiyacaksin! 

4. Biz dilesek, onlarin üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunlari egilip kalir. 

5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni ögüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler. 

6. Üstelik (ona) "yalandir" derler; fakat alay edip durduklari seylerin haberleri yakinda onlara gelecektir. 

7. Yeryüzüne bir bakmazlar mi! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetistirdik. 

8. Süphesiz bunlarda (Allah'in kudretine) bir nisâne vardir; ama çogu iman etmezler. 

9. Süphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

10. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (baslarina gelecekten) sakinmayacaklar mi onlar? diye seslenmisti. 

11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (baslarina gelecekten) sakinmayacaklar mi onlar? diye seslenmisti. 

12. Musa söyle dedi: Rabbim! Dogrusu, beni yalancilikla suçlamalarindan korkuyorum. 

13. (Bu durumda) içim daralir, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver. 

14. Onlarin bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum. 

15. Allah buyurdu: Hayir (seni asla öldüremezler)! Ikiniz mucizelerimizle gidin. Süphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her seyi) isitmekteyiz. 

16. Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz; 

17. Israilogullarini bizimle beraber gönder. 

18. (Kendisine Allah'in emri teblig edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alip büyütmedik mi? Hayatinin birçok yillarini aramizda geçirmedin mi? 

19. Sonunda o yaptigin (kötü) isi de yaptin. Sen nankörün birisin! 

20. Musa: Ben, dedi, o isi o anda sonunun ne olacagini bilmeyerek yaptim. 

21. Sizden korkunca da hemen aranizdan kaçtim. Sonra Rabbim bana hikmet bahsetti ve beni peygamberlerden kildi. 

22. O nimet diye basima kaktigin ise, (aslinda) Israilogullarini kendine kul köle etmendir. 

23. Firavun söyle dedi: Âlemlerin Rabbi dedigin de nedir? 

24. Musa cevap verdi: Eger isin gerçegini düsünüp anlayan kisiler olsaniz, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunan her seyin Rabbidir. 

25. (Firavun) etrafinda bulunanlara: Isitiyor musunuz? dedi. 

26. Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarinizin da Rabbidir. 

27. Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi. 

28. Musa devamla sunu söyledi: Sayet aklinizi kullansaniz (anlarsiniz ki), O, dogunun, batinin ve ikisinin arasinda bulunanlarin Rabbidir. 

29. Firavun: Benden baskasini tanri edinirsen, andolsun ki seni zindanliklardan ederim! dedi. 

30. Musa: Sana apaçik bir sey getirmis olsam da mi? dedi. 

31. Firavun: Dogru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karsilik verdi. 

32. Bunun üzerine Musa asâsini ativerdi; bir de ne görsünler, asâ apaçik koca bir yilan (oluvermis)! 

33. Elini de (koynundan) çikardi; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir sey oluvermis)! 

34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, dogrusu çok bilgili bir sihirbaz! 

35. Sizi sihiriyle yurdunuzdan çikarmak istiyor. Simdi ne buyurursunuz? 

36. Dediler ki: Onu ve kardesini egle ve sehirlere toplayici görevliler gönder; 

37. Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler. 

38. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi. 

39. Halka: Siz de toplaniyor musunuz (haydi hemen toplanin), denildi. 

40. (Firavun'un adamlari:) Eger üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyariz, dediler. 

41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Sayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardir degil mi? dediler. 

42. Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç süphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksiniz. 

43. Musa onlara: Ne atacaksaniz atin! dedi. 

44. Bunun üzerine iplerini ve degneklerini attilar ve: Firavun'un kudreti hakki için elbette bizler galip gelecegiz, dediler. 

45. Sonra Musa asâsini atti; bir de ne görsünler, onlarin uydurduklarini yutuveriyor! 

46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandilar. 

47. "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler. 

48. "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" . 

49. Firavun, (kizginlik içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri ögreten büyügünüzmüs o! Ama simdi (size yapacagimi görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarinizi çaprazlama kestirecegim, hepinizi astiracagim! 

50. "Zarari yok, dediler, (nasil olsa) biz süphesiz Rabbimize dönecegiz." 

51. "Biz, ilk iman edenler oldugumuz için Rabbimizin hatalarimizi bagislayacagini umariz." 

52. Musa'ya: Kullarimi geceleyin yola çikar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik. 

53. Firavun da sehirlere (asker) toplayicilar gönderdi: 

54. "Esasen bunlar, sayilari az, bölük pörçük bir cemaattir." 

55. "(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmislerdir." 

56. "Biz ise, elbette uyanik (ve yekvücut) bir cemaatiz." (diyor ve dedirtiyordu). 

57. Ama (sonunda) biz onlari (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pinarlardan, çikardik. 

58. Hazinelerden ve degerli bir yerlerden. 

59. Böylece, bunlara Israilogullarini mirasçi yaptik. 

60. Derken (Firavun ve adamlari) gün dogumunda onlarin ardina düstüler. 

61. Iki topluluk birbirini görünce, Musa'nin adamlari: Iste yakalandik! dediler. 

62. Musa: Asla! dedi, Rabbim süphesiz benimledir, bana yol gösterecektir. 

63. Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarildi (on iki yol açildi), her bölük koca bir dag gibi oldu. 

64. Ötekilerini de oraya yaklastirdik. 

65. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik. 

66. Sonra ötekilerini suda bogduk. 

67. Süphesiz bunda bir ibret vardir; ama çoklari iman etmis degillerdir. 

68. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

69. (Resûlüm!) Onlara Ibrahim'in haberini de naklet. 

70. Hani o, babasina ve kavmine: Neye tapiyorsunuz? demisti. 

71. "Putlara tapiyoruz ve onlara tapmaya devam edecegiz" diye cevap verdiler. 

72. Ibrahim: Peki, dedi, yalvardiginizda onlar sizi isitiyorlar mi? 

73. Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mi? 

74. Söyle cevap verdiler: Hayir, ama biz babalarimizi böyle yapar bulduk. 

75. Ibrahim dedi ki: Iyi ama, neye taptiginizi (biraz olsun) düsündünüz mü? 

76. ''Ister siz , ister eski atalariniz'' 

77. Iyi bilin ki onlar benim düsmanimdir; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur); 

78. Beni yaratan ve bana dogru yolu gösteren O'dur. 

79. Beni yediren, içiren O'dur. 

80. Hastalandigim zaman bana sifa veren O'dur. 

81. Benim canimi alacak, sonra beni diriltecek O'dur. 

82. Ve hesap günü hatalarimi bagislayacagini umdugum O'dur. 

83. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat. 

84. Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anilmak nasip eyle! 

85. Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kil. 

86. Babami da bagisla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapiklardandir. 

87. (Insanlarin) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. 

88. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. 

89. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur). 

90. (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklastirilir. 

91. Cehennem de azginlara apaçik gösterilir. 

92. Onlara: Allah'tan gayri taptiklariniz hani nerede? denilir. 

93. Size yardim edebiliyorlar mi veya kendilerine (olsun) yardimlari dokunuyor mu? . 

94. Onlar ve azginlar oraya tepetaklak (cehenneme) atilirlar. 

95. Iblis bütün ordulari da. 

96. Orada birbirleriyle çekiserek söyle derler: 

97. Vallahi, biz gerçekten apaçik bir sapiklik içindeymisiz. 

98. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile esit tutuyorduk. 

99. Bizi ancak o günahkârlar saptirdi. 

100. ''Simdi artik bizim ne sefaatçilerimiz var''. 

101. ''Ne de yakin bir dostumuz''. 

102. Ah keske bizim için (dünyaya) bir dönüs daha olsa da, müminlerden olsak! 

103. Bunda elbet (alinacak) büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

104. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancilikla suçladilar. 

106. Kardesleri Nuh onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

107. Bilin ki ben, size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

108. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

109. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

110. Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

111. Onlar söyle cevap verdiler: Sana düsük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! 

112. Nuh dedi ki: Onlarin yaptiklari hakkinda bilgim yoktur. 

113. Onlarin hesabi ancak Rabbime aittir. Bir düsünseniz! 

114. Ben iman eden kimseleri kovacak degilim. 

115. Ben ancak apaçik bir uyariciyim. 

116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taslanmislardan olacaksin! 

117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancilikla suçladi. 

118. Artik benimle onlarin arasinda sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar. 

119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (tasiyarak) kurtardik. 

120. Sonra da geri kalanlari suda bogduk. 

121. Dogrusu bunda büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

122. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

124. Kardesleri Hûd onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

125. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

126. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

127. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

128. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek egleniyor musunuz? 

129. Temelli kalacaginizi umarak saglam yapilar mi ediniyorsunuz? 

130. Yakaladiginiz zaman, zorbalar gibi mi yakaliyorsunuz? 

131. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

132. Bildiginiz seyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun. 

133. ''O size verdi : davarlar, ogullar". 

134. "Bahçeler çesmeler." (Allah'a karsi gelmek) den sakinin. 

135. Dogrusu sizin hakkinizda muazzam bir günün azabindan endise ediyorum. 

136. (Onlar) söyle dediler: Sen ögüt versen de, vermesen de bizce birdir. 

137. Bu, öncekilerin geleneginden baska bir sey degildir. 

138. Biz azaba ugratilacak da degiliz. 

139. Böylece onu yalancilikla suçladilar; biz de kendilerini helâk ettik. Dogrusu bunda büyük bir ibret vardir; ama çoklari iman etmezler. 

140. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

142. Kardesleri Sâlih onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

143. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

144. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

145. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

146. Siz burada, güven içinde birakilacak misiniz (sanirsiniz)? 

147. "Böyle bahçelerde, çesme baslarinda ?" 

148. "Ekinlerin, salkimlari sarkmis hurmaliklarin arasinda?" 

149. (Böyle sanip) daglardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapiyorsunuz). 

150. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. 

151. "O asirilarin emrine uymayin." 

152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapip dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin). 

153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! 

154. Sen de ancak bizim gibi bir insansin. Eger dogru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir. 

155. Salih: Iste (mucize) bu disi devedir; onun bir su içme hakki vardir, belli bir günün içme hakki da sizindir, dedi. 

156. Ona bir kötülükle ilismeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabi yakalayiverir. 

157. Buna ragmen onlar deveyi kestiler; ama pisman da oldular. 

158. Bunun üzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda, büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

159. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

160. Lût kavmi de peygamberleri yalancilikla suçladi. 

161. Kardesleri Lût onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

162. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

163. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

164. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

165. Rabbinizin sizler için yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar içinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz! 

166. Rabbinizin sizler için yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar içinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz! 

167. Onlar söyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmislerden olacaksin! 

168. Lût: Dogrusu, dedi, ben sizin bu isinizden tiksinmekteyim! 

169. Rabbim! Beni ve ailemi, onlarin yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar. 

170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardik. 

171. Ancak bir kocakari müstesna. O, geride kalanlardan (oldu). 

172. Sonra digerlerini helâk ettik. 

173. Üzerlerine öyle bir yagmur yagdirdik ki... Uyarilanlarin (fakat yola gelmeyenlerin) yagmuru ne de kötü! 

174. Elbet bunda büyük bir ibret vardir; fakat çoklari iman etmezler. 

175. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

176. Eyke halki da peygamberleri yalancilikla suçladi. 

177. Suayb onlara söyle demisti: (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz? 

178. Bilin ki, ben size gönderilmis güvenilir bir elçiyim. 

179. Artik Allah'a karsi gelmekten sakinin ve bana itaat edin. 

180. Buna karsi sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. 

181. Ölçüyü tastamam yapin, (insanlarin hakkini) eksik verenlerden olmayin. 

182. Dogru terazi ile tartin. 

183. Insanlarin hakki olan seyleri kismayin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karisiklik çikarmayin. 

184. Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun. 

185. Onlar söyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! 

186. Sen de, ancak bizim gibi bir besersin. Bilki, biz seni ancak yalancilardan biri sayiyoruz. 

187. Sayet dogru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yagdir. 

188. Suayb: Rabbim yaptiklarinizi en iyi bilendir, dedi. 

189. Velhasil onu yalanci saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabi yakalayiverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabi idi! 

190. Dogrusu bunda büyük bir ders vardir; ama çoklari iman etmezler. 

191. Süphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

192. Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. 

193. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirdi. 

194.Senin kalbine; uyaricilardan olman için, 

195. Apaçik Arapça bir dille. 

196. O, süphesiz daha öncekilerin kitaplarinda da vardir. 

197. Benî Israil bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil degil midir? 

198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, 

199. Bunu onlara o okusaydi, yine ona iman etmezlerdi. 

200. Onu günahkârlarin kalplerine böyle soktuk. 

201. Onun için, acikli azabi görünceye kadar ona iman etmezler. 

202. Iste bu (azap) onlara, kendileri farkinda olmadan, ansizin geliverecektir. 

203. O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir. 

204. (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabimizi mi çarçabuk istiyorlardi? 

205. Ne dersin! Eger biz onlari yillarca yasatsak. 

206.Sonra tehdit edilmekte olduklari (azap) baslarina gelse! 

207. Faydalandirildiklari nimetler onlara hiç yarar saglamayacaktir. 

208. Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarici (peygamberleri) olmustur. 

209. (Onlar)ihtar edilmistir ve biz zülmetmis degilizdir. 

210. O'nu (Kur'an'i) seytanlar indirmedi. 

211. Bu onlara düsmez; zaten güçleri de yetmez. 

212. Süphesiz onlar, vahyi isitmekten uzak tutulmuslardir. 

213. O halde sakin Allah ile beraber baska tanriya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun! 

214. (Önce) en yakin akrabani uyar. 

215. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadini indir. 

216. Sayet sana karsi gelirlerse de ki: Ben sizin yaptiklarinizdan muhakkak ki uzagim. 

217. Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. 

218. O ki, (gece namaza) kalktigin zaman seni görüyor. 

219. Secde edenler arasinda dolasmani da (görüyor). 

220. Çünkü her seyi isiten, her seyi bilen O'dur. 

221. Seytanlarin ise kime inecegini size haber vereyim mi? 

222. Onlar, günaha, iftiraya düskün olan herkesin üstüne inerler. 

223. Bunlar, (seytanlara) kulak verirler ve onlarin çogu yalancidirlar. 

224. Sairler(e gelince), onlara da sapiklar uyarlar. 

225. Baksana onlar her vâdide saskin saskin dolasirlar. 

226. Ve onlar yapamayacaklari seyleri söylerler. 

227. Ancak iman edip iyi isler yapanlar, Allah'i çok çok ananlar ve haksizliga ugratildiklarinda kendilerini savunanlar baskadir. Haksizlik edenler, hangi dönüse (hangi akibete) döndürüleceklerini yakinda bileceklerdir. 

Neml Suresinin Türkçe anlamı

27-en-NEML

27-en Neml Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı

neml suresi hakkında açıklamaBu sûre, Mekke'de nâzil olmustur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karinca demektir. 18. âyetinde,
Süleyman aleyhisselâmin ordusuna yol veren karincalardan söz edildigi için sûre bu ismi almistir.

27-en Neml Suresinin Türkçe anlamı

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'in, (gerçekleri) açiklayan Kitab'in âyetleridir. 

2.Iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. 

3. Onlar ki, namazi kilarlar, zekâti verirler ve ahirete de kesin olarak inanirlar. 

4. Süphesiz biz, ahirete inanmayanlarin islerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. 

5. Iste bunlar, azabi en agir olanlardir; ahirette en çok ziyana ugrayacaklar da onlardir. 

6. (Resûlüm!) Süphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her seyi bilen Allah tarafindan sana verilmektedir. 

7. Hani Musa, ailesine söyle demisti: Gerçekten ben bir ates gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getirecegim, yahut bir ates parçasi getirecegim, umarim ki isinirsiniz! 

8. Oraya geldiginde söyle seslenildi: Atesin bulundugu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kilinmistir! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! 

9. Ey Musa! Iyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'im! 

10. Asâni at! Musa (asâyi atip) onu yilan gibi deprenir görünce dönüp arkasina bakmadan kaçti. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. 

11. Ancak, kim haksizlik eder, sonra, isledigi kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karsi da) çok bagislayiciyim, çok merhamet sahibiyim. 

12. Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çiksin. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artik yoldan çikmis bir kavim olmuslardir. 

13. Mucizelerimiz onlarin gözleri önüne serilince: "Bu, apaçik bir büyüdür" dediler. 

14. Kendileri de bunlara yakînen inandiklari halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onlari inkâr ettiler. Bozguncularin sonunun nice olduguna bir bak! 

15. Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarinin birçogundan üstün kilan Allah'a hamd olsun, dediler. 

16. Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kus dili ögretildi ve bize her seyden (nasip) verildi. Dogrusu bu apaçik bir lütuftur. 

17. Süleyman'in, cinlerden, insanlardan ve kuslardan mütesekkil ordulari toplandi; hepsi birarada (onun tarafindan) düzenli olarak sevkediliyordu. 

18. Nihayet Karinca vâdisine geldikleri zaman, bir karinca: Ey karincalar! Yuvalariniza girin; Süleyman ve ordusu farkina varmadan sizi ezmesin! dedi. 

19. (Süleyman) onun sözünden dolayi gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdigin nimete sükretmeye ve hosnut olacagin iyi isler yapmaya muvaffak kil. Rahmetinle, beni iyi kullarin arasina kat. 

20. (Süleyman) kuslari gözden geçirdi ve söyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayiplara mi karisti? 

21. Ya bana (mazeretini gösteren) apaçik bir delil getirecek ya da onun canini iyice yakacagim yahut onu bogazlayacagim! 

22. Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmedigin bir seyi ögrendim. Sebe'den sana çok dogru (ve önemli) bir haber getirdim. 

23. Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlik eden, kendisine her sey verilmis ve büyük bir tahti olan bir kadinla karsilastim. 

24. Onun ve kavminin, Allah'i birakip günese secde ettiklerini gördüm. Seytan, kendilerine yaptiklarini süslü göstermis de onlari dogru yoldan alikoymus. Bunun için dogru yolu bulamiyorlar. 

25. (Seytan böyle yapmis ki) göklerde ve yerde gizleneni açiga çikaran, gizlediginizi ve açikladiginizi bilen Allah'a secde etmesinler. 

26. (Halbuki) büyük Ars'in sahibi olan Allah'tan baska tanri yoktur. 

27. (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Dogru mu söyledin, yoksa yalancilardan misin, bakacagiz. 

28. Su mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarina bak. 

29. (Süleyman'in mektubunu alan Sebe'melikesi,) "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup birakildi" dedi. 

30. "Mektup Süleyman'dandir, rahmân ve rahîm olan Allah'in adiyla (baslamakta) dir." 

31. "Bana bas kaldirmayin, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadir)". 

32. (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu isimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanimda olmadan (size danismadan) hiçbir isi kestirip atmam. 

33. Onlar, su cevabi verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savas erbabiyiz; buyruk ise senindir; artik ne buyuracagini sen düsün. 

34. Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayi perisan ederler ve halkinin ulularini alçaltirlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardir, dedi. 

35. Ben (simdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayim elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. 

36. (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince söyle dedi: Siz bana mal ile yardim mi ediyorsunuz? Allah'in bana verdigi, size verdiginden daha iyidir. Hediyenizle (ben degil) siz sevinirsiniz. 

37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karsi koyamiyacaklari ordularla gelir, onlari muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çikaririz! 

38. (Sonra Süleyman müsavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtini bana getirebilir? 

39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamindan kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu ise gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. 

40. Kitaptan (Allah tarafindan verilmis) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açip kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtini) yanibasina yerlesmis olarak görünce: Bu, dedi, sükür mü edecegim, yoksa nankörlük mü edecegim diye beni sinamak üzere Rabbimin (gösterdigi) lütfundandir. Sükreden ancak kendisi için sükretmis olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir seye ihtiyaci yoktur, çok kerem sahibidir. 

41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtini bilemeyecegi bir hale getirin; bakalim taniyacak mi, yoksa taniyamayanlar arasinda mi olacak. 

42. Melike gelince: Senin tahtin da böyle mi? dendi. O söyle cevap verdi: Tipki o! (Süleyman söyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmis ve biz müslüman olmustuk. 

43. Onu, Allah'tan baska taptigi seyler (o zamana kadar tevhid dinine girmekten) alikoymustu. Çünkü kendisi inkârci bir kavimdendi. 

44. Ona: Köske gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandi ve etegini yukari çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapilmis, seffaf bir zemindir, dedi. Melike de di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazik etmisim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum. 

45. Andolsun ki, "Allah'a kulluk edin!" (demesi için) Semûd kavmine kardesleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbiriyle çekisen iki zümre oluverdiler. 

46. Sâlih dedi ki: Ey kavmim! Iyilik dururken niçin kötülüge kosuyorsunuz? Allah'tan magfiret dileseniz olmaz mi? Belki size merhamet edilir. 

47. Söyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden ugursuzluga ugradik. Sâlih: Size çöken ugursuzluk (sebebi), Allah katinda (yazili) dir. Hayir, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi. 

48. O sehirde dokuz kisi (elebasi) vardi ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapiyorlar, iyilik tarafina hiç yanasmiyorlardi. 

49. Allah'a and içerek birbirlerine söyle dediler: Gece ona ve ailesine baskin yapalim (hepsini öldürelim); sonra da velisine: "Biz (Sâlih) ailesinin yok edilisi sirasinda orada degildik, inanin ki dogru söylüyoruz" diyelim. 

50. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkinda olmadan, onlarin planlarini altüst ettik. 

51. Bak iste, tuzaklarinin âkibeti nice oldu: Onlari da; (kendilerine uyan) kavimlerini de (nasil) toptan helâk ettik! 

52. Iste haksizliklari yüzünden çökmüs evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardir. 

53. Iman edip Allah'a karsi gelmekten sakinanlari ise kurtardik. 

54. Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine söyle demisti: Göz göre göre hâla o hayâsizligi yapacak misiniz? 

55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadinlari birakip sehvetle erkeklere yaklasacak misiniz? Dogrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz! 

56. Kavminin cevabi sadece: "Lût ailesini memleketinizden çikarin; çünkü onlar (bizim yaptiklarimizdan) uzak kalmak isteyen insanlarmis!" demelerinden ibaret oldu. 

57. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardik. Yalniz karisi müstesna; onun geride (azaba ugrayanlarin içinde) kalmasini takdir ettik. 

58. Onlarin üzerlerine müthis bir yagmur indirdik. Bu sebeple, uyarilan (fakat aldirmayan) larin yagmuru ne kötü olmustur! 

59. (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kildigi kullarina. Allah mi daha hayirli, yoksa O'na kostuklari ortaklar mi? 

60. (Onlar mi hayirli) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O suyla, bir agacini bile bitirmeye gücünüzün yetmedigi güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah'tan baska bir tanri mi var! Dogrusu onlar sapiklikta devam eden bir güruhtur. 

61. (Onlar mi hayirli) yoksa yeryüzünü oturmaya elverisli kilan, aralarindan (yer altindan ve üstünden) nehirler akitan, arz için sabit daglar yaratan, iki deniz arasina engel koyan mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! Dogrusu onlarin çogu (hakikatleri) bilmiyorlar. 

62. (Onlar mi hayirli) yoksa darda kalana kendine yalvardigi zaman karsilik veren ve (basindaki) sikintiyi gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kilan mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! Ne kadar da kit düsünüyorsunuz! 

63. (Onlar mi hayirli) yoksa karanin ve denizin karanliklari içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yagmurun) önünde rüzgârlari müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! Allah, onlarin kostuklari ortaklardan çok yücedir, münezzehtir. 

64. (Onlar mi hayirli) yoksa ilk bastan yaratan, sonra yaratmayi tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden riziklandiran mi? Allah'tan baska bir tanri mi var! De ki: Eger dogru söylüyorsaniz siz kesin delilinizi getirin! 

65. De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan baska kimse gaybi bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. 

66. Hayir; onlarin ahiret hakkindaki bilgileri yetersiz kalmistir. Dahasi, bu hususta süphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler. 

67. Inkârcilar dediler ki: Sahi, biz ve atalarimiz, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çikarilacak miyiz? 

68. Andolsun ki, bu tehdit bize yapildigi gibi, daha önce atalarimiza da yapilmistir. Bu, öncekilerin masallarindan baska bir sey degildir. 

69. De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârlarin âkibeti nice oldu, görün! 

70. (Resûlüm!) Onlarin yüzünden tasalanma, kurmakta olduklari tuzaklardan ötürü sikinti duyma. 

71. Onlar: Eger dogru sözlü iseniz (söyleyin bakalim) bu tehdit ne zaman gerçeklesecek? derler. 

72. De ki: Çabucak gelmesini istediginiz seyin (azabin) bir kismi herhalde yakinda basiniza gelecektir. 

73. Süphesiz Rabbin, insanlara karsi lütuf sahibidir; fakat insanlarin çogu sükretmezler. 

74. Rabbin elbette onlarin kalplerinin gizlediklerini de, açiga vurduklarini da bilir. 

75. Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir sey yoktur ki, apaçik bir kitapta (levhi mahfuzda) bulunmasin. 

76. Dogrusu bu Kur'an, Israilogullarina, hakkinda ihtilâf edegeldikleri seylerin pek çogunu anlatmaktadir. 

77. Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir. 

78. Rabbin süphesiz, onlar arasinda hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, her seyi bilendir. 

79. O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçik hakikat üzeresin. 

80. Bil ki sen ölülere isittiremezsin, arkalarini dönüp giderlerken sagirlara da dâveti duyuramazsin. 

81. Sen körleri sapikliklarindan çevirip dogru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanip da teslim olanlara duyurabilirsin. 

82. O söz baslarina geldigi (kiyamet yaklastigi) zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çikaririz da, bu onlara insanlarin âyetlerimize kesin bir iman getirmemis olduklarini söyler. 

83. O gün, her ümmet içinden âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplariz da onlar toplu olarak (hesap yerine) sevkedilirler. 

84. Nihayet, (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim âyetlerimi, ne oldugunu kavramadan yalan saydiniz öyle mi? Degilse yaptiginiz neydi? 

85. Yaptiklari haksizliktan ötürü, (azaba ugrayacaklarini bildiren) o söz gerçeklesmistir; artik onlar konusamazlar. 

86. Dinlensinler diye geceyi (karanlik) ve (çalissinlar diye) gündüzü aydinlik kildigimizi görmediler mi? Iman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardir. 

87. Sûr'a üfürüldügü gün, -Allah'in diledikleri müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehsete kapilir. Hepsi boyunlari bükük olarak O'na gelirler. 

88. Sen daglari görürsün de, onlari yerinde durur sanirsin. Oysa onlar bulutlarin yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her seyi sapasaglam yapan Allah'in sanatidir. Süphesiz ki O, yaptiklarinizdan tamamiyla haberdardir. 

89. Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin kalirlar. 

90. (Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun cehenneme atilirlar. (Onlara) "Ancak yaptiklarinizin karsiligini görmektesiniz!" (denir). 

91. (De ki:) Ben ancak, bu sehrin (Mekke'nin) Rabbine -ki O burayi dokunulmaz kilmistir- kulluk etmekle emrolundum. Her sey de zaten O'na aittir. Bana müslümanlardan olmam " emredildi. 

92. "Ve Kur'an'i okumam (emredildi). Artik kim dogru yola gelirse, yalniz kendisi için gelmis olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyaricilardanim. 

93. Ve söyle de: Hamd Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onlari görüp taniyacaksiniz (ama artik faydasi olmayacaktir). Rabbin, yaptiklarinizdan habersiz degildir. 

Kasas Suresinin Türkçe anlamı 

28-el-KASAS

Kasas Suresi Hakkında açıklama


 Bu sûre Mekke'de nâzil olmustur. 85. âyetinin hicret esnasinda Mekke ile 
Medine arasinda, 52 ilâ 55.
âyetlerinin ise Medine'de nâzil oldugu rivayet edilmistir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. Ismini 25. âyetinden almistir. Sûrenin baslica konularini, Hz. Musa'nin çocuklugundan itibaren hayati, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teskil etmektedir.


28-el-KASAS Suresinin Türkçe Anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adıyla. 

1. Tâ. Sîn. Mîm. 

2. Bunlar, apaçik Kitab'in âyetleridir. 

3. Iman eden bir kavim için (faydali olmak üzere) Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kismini sana gerçek sekliyle nakledecegiz. 

4. Firavun, (Misir) topraginda gerçekten azmis, halkini çesitli zümrelere bölmüstü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunlarin ogullarini bogazliyor, kizlarini ise sag birakiyordu. Çünkü o bozgunculardandi. 

5. Biz ise, o yerde güçsüz düsürülenlere lütufta bulunmak, onlari önderler yapmak ve onlari (mukaddes topraklara) vâris kilmak istiyorduk. 

6. Ve o yerde onlari hakim kilmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularina, onlardan (Israilogullarindan gelecek diye) korktuklari seyi göstermek (istiyorduk). 

7. Musa'nin anasina: Onu emzir, kendisine zarar geleceginden endiselendiginde onu denize (Nil nehrine) birakiver, hiç korkup kaygilanma, çünkü biz onu sana geri verecegiz ve onu peygamberlerden biri yapacagiz, diye bildirdik. 

8. Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldi. O, sonunda kendileri için bir düsman ve bir tasa olacakti. Süphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanlis yolda idiler. 

9. Firavun'un karisi (sepetin içinden erkek çocuk çikinca kocasina:) Benim ve senin için göz aydinligidir! Onu öldürmeyin, belki bize faydasi dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi. Halbuki onlar (isin sonunu) sezemiyorlardi. 

10. Musa'nin anasinin yüreginde yalnizca çocugunun tasasi kaldi. Eger biz, (vâdimize) inananlardan olmasi için onun kalbini pekistirmemis olsaydik, neredeyse isi meydana çikaracakti. 

11. Annesi Musa'nin ablasina: Onun izini takip et, dedi. O da, onlar farkina varmadan uzaktan kardesini gözetledi. 

12. Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) onun süt analarini kabulüne (emmesine) müsaade etmedik. Bunun üzerine ablasi: Size, onun bakimini naminiza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi? dedi. 

13. Böylelikle biz onu, anasina, gözü aydin olsun, gam çekmesin ve Allah'in vâdinin gerçek oldugunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de pek çogu (bunu) bilmezler. 

14. Musa yigitlik çagina erip olgunlasinca, biz ona hikmet ve ilim verdik. Iste güzel davrananlari biz böylece mükâfatlandiririz. 

15. Musa, ahalisinin habersiz oldugu bir sirada sehre girdi. Orada, biri kendi tarafindan, digeri düsman tarafindan olan iki adami birbiriyle dögüsür buldu. Kendi tarafindan olani, düsmana karsi ondan yardim diledi. Musa da ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. (Bunun üzerine:) Bu seytan isidir. O, gerçekten saptirici, apaçik bir düsman, dedi. 

16. Musa: Rabbim! Dogrusu kendime zulmettim (basima is açtim). Beni bagisla dedi, Allah da onu bagisladi. Çünkü, çok bagislayici, çok esirgeyici olan ancak O'dur. 

17. Musa: Rabbim! Bana lütfettigin nimetlere andolsun ki, artik suçlulara (ve suça itenlere) asla arka çikmayacagim, dedi. 

18. Sehirde korku içinde, (etrafi) gözetleyerek sabahladi. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardim isteyen kimse, feryat ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona (yardim isteyene) dedi ki: Dogrusu sen, besbelli bir azginsin! 

19. Musa, ikisinin de düsmani olan adami yakalamak isteyince, o adam dedi ki: Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi, bana da mi kiymak istiyorsun? Demek, düzelticilerden olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayi arzuluyorsun sen! 

20. Sehrin öbür ucundan bir adam kosarak geldi: Ey Musa! Ileri gelenler seni öldürmek için hakkinda müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çik! Inan ki ben senin iyiligini isteyenlerdenim, dedi. 

21. Musa korka korka, (etrafi) gözetleyerek oradan çikti. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi. 

22. Medyen'e dogru yöneldiginde: Umarim, Rabbim beni dogru yola iletir, dedi. 

23. Musa, Medyen suyuna varinca, orada (hayvanlarini) sulayan bir çok insan buldu. Onlarin gerisinde de, (hayvanlarini) engelleyen iki kadin gördü. Onlara: Derdiniz nedir? dedi. Söyle cevap verdiler: Çobanlar sulayip çekilmeden biz (onlarin içine sokulup hayvanlarimizi) sulamayiz; babamiz da çok yaslidir. 

24. Bunun üzerine Musa, onlarin yerine (davarlarini) sulayiverdi. Sonra gölgeye çekildi ve: Rabbim! Dogrusu bana indirecegin her hayra (lütfuna) muhtacim, dedi. 

25. Derken, o iki kadindan biri utana utana yürüyerek ona geldi: Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanlari) sulamanin karsiligini ödemek için seni çagiriyor. Musa, ona (Hz. Suayb'a) gelip basindan geçeni anlatinca o: Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi. 

26. (Suayb'in) iki kizindan biri: Babacigim! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edecegin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandir, dedi. 

27. (Suayb) dedi ki: Bana sekiz yil çalismana karsilik su iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan artik o kendinden; yoksa sana agirlik vermek istemem. Insallah beni iyi kimselerden (isverenlerden) bulacaksin. 

28. Musa söyle cevap verdi: Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim, demek ki bana karsi husumet yok. Söylediklerimize Allah vekîldir. 

29. Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çikinca, Tûr tarafindan bir ates gördü. Ailesine: Siz (burada) bekleyin; ben bir ates gördüm, belki oradan size bir haber yahut isinmaniz için bir ates parçasi getiririm, dedi. 

30. Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sag kiyisindan, (oradaki) agaç tarafindan kendisine söyle seslenildi: Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'im. 

31. Ve "Asâni at!" (denildi). Musa (attigi) asâyi yilan gibi deprenir görünce, dönüp arkasina bakmadan kaçti. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansin" (buyuruldu). 

32. "Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çikacaktir. Korkudan (açilan) kollarini kendine çek. Iste bu ikisi Firavun ve onun adamlarina karsi Rabbin tarafindan iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çikan bir kavim olmuslardir" (diye seslenildi). 

33. Musa dedi ki: Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüstüm, beni öldürmelerinden korkuyorum. 

34. Kardesim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni dogrulayan bir yardimci olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancilik ithaminda bulunmalarindan endise ediyorum. 

35. Allah buyurdu: Seni kardesinle destekleyecegiz ve size öyle bir kudret verecegiz ki, âyetlerimiz (mucize yardimlarimiz) sayesinde onlar size erisemiyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz. 

36. Musa onlara apaçik âyetlerimizi getirince: Bu, olsa olsa uydurulmus bir sihirdir. Biz önceki atalarimizdan böylesini isitmemistik, dediler. 

37. Musa söyle dedi: Rabbim, kendi katindan kimin hidayet (hakka rehberlik) getirdigini ve hayirli âkibetin kime nasip olacagini en iyi bilendir. Muhakkak ki, zalimler iflâh olmazlar. 

38. Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden baska bir ilâh tanimiyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ates yak (ve tugla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nin tanrisina çikayim; ama saniyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi. 

39. O ve askerleri, yeryüzünde haksiz yere büyüklük tasladilar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandilar. 

40. Biz de onu ve askerlerini yakalayip denize ativerdik. Bak iste, zalimlerin sonu nice oldu! 

41. Onlari, (insanlari) atese çagiran öncüler kildik. Kiyamet günü onlar yardim görmeyeceklerdir. 

42. Bu dünyada arkalarina lânet taktik. Onlar, kiyamet gününde de kötülenmisler arasindadir. 

43. Andolsun biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya, -düsünüp ögüt alsinlar diye- insanlar için apaçik deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'i (Tevrat'i) vermisizdir. 

44. (Resûlüm!) Musa'ya emrimizi vahyettigimiz sirada, sen bati yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de degildin. 

45. Bilakis biz nice nesiller var ettik de, onlarin üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen, âyetlerimizi kendilerinden okuyarak ögrenmek üzere Medyen halki arasinda oturmus da degilsin; aksine (onlari sana) gönderen biziz. 

46. (Musa'ya) seslendigimiz zaman da, sen Tûr'un yaninda degildin. Bilakis, senden önce kendilerine uyarici (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düsünüp ögüt alirlar. 

47. Bizzat kendi yaptiklarindan dolayi baslarina bir musibet geldiginde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydik! diyecek olmasalardi (seni göndermezdik). 

48. Fakat onlara tarafimizdan o hak (Peygamber) gelince: "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli degil miydi?" dediler. Peki, daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemisler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir!" demisler ve sunu söylemislerdi: Dogrusu biz hiçbirine inanmiyoruz. 

49. (Resûlüm!) De ki: Eger dogru sözlüler iseniz, Allah katindan bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha dogru bir kitap getirin de ben ona uyayim! 

50. Eger sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sirf heveslerine uymaktadirlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksizin kendi hevesine uyandan daha sapik kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi dogru yola iletmez. 

51. Andolsun ki biz, düsünüp ögüt alsinlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardinca yetistirmisizdir (araliksiz vahiylerimizi göndermisizdir). 

52. Ondan (Kur an'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler. 

53. Onlara (Kur'an) okundugu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmis hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik, derler. 

54. Iste onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatlari iki defa verilecektir. Bunlar kötülügü iyilikle savarlar, kendilerine verdigimiz riziktan da Allah rizasi için harcarlar. 

55. Onlar, bos söz isittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim islerimiz bize, sizin isleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadas edinmek) istemeyiz, derler. 

56. (Resûlüm!) Sen sevdigini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah diledigine hidayet verir ve hidayete girecek olanlari en iyi O bilir. 

57. "Biz seninle beraber dogru yola uyarsak, yurdumuzdan atiliriz" dediler. Biz onlari, kendi katimizdan bir rizik olarak her seyin ürünlerinin toplanip getirildigi, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerlestirmedik mi? Fakat onlarin çogu bilmezler. 

58. Biz, refahindan simarmis nice memleketi helâk etmisizdir. Iste yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmistir. Onlara biz vâris olmusuzdur. 

59. Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici degildir. Zaten biz ancak halki zalim olan memleketleri helâk etmisizdir. 

60. Size verilen seyler, dünya hayatinin geçim vasitasi ve süsüdür. Allah katinda olanlar ise, daha hayirli ve daha kalicidir. Hâla buna akliniz ermeyecek mi? 

61. Su halde, kendisine güzel bir vaadde bulundugumuz ve ardindan ona kavusan kimse, (sirf) dünya hayatinin geçici menfaat ve zevkini yasattigimiz, sonra kiyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasinda bulunan kimse gibi midir? 

62. O gün Allah onlari çagirarak: Benim ortaklarim olduklarini iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir. 

63. (O gün) aleyhlerine söz (hüküm) gerçeklesmis olanlar: Rabbimiz! Sunlar azdirdigimiz kimselerdir. Biz nasil azmissak onlari da öylece azdirdik (yoksa onlari zorlayan bir gücümüz yoktu. Onlarin suçlarindan) berî oldugumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslinda bize tapmiyorlardi (kendi arzularina tapiyorlardi), derler. 

64. "(Allah'a kostugunuz) ortaklarinizi çagirin!" denir, onlar da çagirirlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karsilarinda) azabi görürler. Ne olurdu (dünyada iken) dogru yola girselerdi! 

65. O gün Allah onlari çagirarak: Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyecektir. 

66. Iste o gün onlara bütün haberler körlesmistir (delilleri tükenmis, söyleyecek sözleri kalmamistir); onlar birbirlerine de soramayacaklardir. 

67. Fakat tevbe eden, iman edip iyi isler yapan kimseye gelince, onun kurtulusa erenler arasinda olmasi umulur. 

68. Rabbin, diledigini yaratir ve seçer. Onlarin seçim hakki yoktur. Allah, onlarin ortak kostuklarindan münezzehtir ve sâni yücedir. 

69. Rabbin, onlarin, sînelerinde gizlediklerini de, açiga vurduklarini da bilir. 

70. Iste O, Allah'tir. O'ndan baska tanri yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz. 

71. (Resûlüm!) De ki: Düsündünüz mü hiç, eger Allah üzerinizde geceyi ta kiyamet gününe kadar araliksiz devam ettirse, Allah'tan baska size bir isik getirecek tanri kimdir? Hâla isitmeyecek misiniz? 

72. De ki: Söyleyin bakalim, eger Allah üzerinizde gündüzü ta kiyamet gününe kadar araliksiz devam ettirse, Allah'tan baska, istirahat edeceginiz geceyi size getirecek tanri kimdir? Hâla görmeyecek misiniz? 

73. Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yaratti ki geceleyin dinlenesiniz, (gündüzün) O'nun fazlu kereminden (rizkinizi) arayasiniz ve sükredesiniz. 

74. O gün Allah onlari çagirarak: Benim ortaklarim olduklarini iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir. 

75. (O gün) her ümmetten bir sahit çikarir, (kâfirlere): Kesin delilinizi getirin! deriz. O zaman bilirler ki hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri seyler (putlar) da kendilerinden ayrilip kaybolmuslardir. 

76. Karun, Musa'nin kavminden idi de, onlara karsi azginlik etmisti. Biz ona öyle hazineler vermistik ki, anahtarlarini güçlükuvvetli bir topluluk zor tasirdi. Kavmi ona söyle demisti: Simarma! Bil ki Allah simariklari sevmez. 

77. Allah'in sana verdiginden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettigi gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculugu arzulama. Süphesiz ki Allah, bozgunculari sevmez. 

78. Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demisti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftari olan kimseleri helâk etmisti. Günahkârlardan günahlari sorulmaz (Allah onlarin hepsini bilir). 

79. Derken, Karun, ihtisami içinde kavminin karsisina çikti. Dünya hayatini arzulayanlar: Keske Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydi; dogrusu o çok sansli! dediler. 

80. Kendilerine ilim verilmis olanlar ise söyle dediler: Yaziklar olsun size! Iman edip iyi isler yapanlara göre Allah'in mükâfati daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavusabilir. 

81. Nihayet biz, onu da, sarayini da yerin dibine geçirdik. Artik Allah'a karsi kendisine yardim edecek avanesi olmadigi gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de degildi. 

82. Daha dün onun yerinde olmayi isteyenler: Demek ki, Allah rizki, kullarindan diledigine bol veriyor, diledigine de az. Sayet Allah bize lütufta bulunmus olmasaydi, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcilar iflâh olmazmis! demeye basladilar. 

83. Iste ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculugu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkibet, takvâ sahiplerinindir. 

84. Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayirli karsilik vardir. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri isleyenler, ancak yaptiklari kadar ceza görürler. 

85. (Resûlüm!) Kur'an'i (okumayi, teblig etmeyi ve ona uymayi) sana farz kilan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: Rabbim, kimin hidayeti getirdigini ve kimin apaçik bir sapiklik içinde oldugunu en iyi bilendir. 

86. Sen, bu Kitab'in sana vahyolunacagini ummuyordun. (Bu) ancak Rabbinden bir rahmet (olarak gelmis) tir. O halde sakin kâfirlere arka çikma! 

87. Allah'in âyetleri sana indirildikten sonra, artik sakin onlar seni bu âyetlerden alikoymasinlar. Rabbine davet et. Asla müsriklerden olma! 

88. Allah ile birlikte baska bir tanriya tapip yalvarma! O'ndan baska tanri yoktur. O'nun zâtindan baska her sey yok olacaktir. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz.