kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kur`an,nedir?

Kuran nedir?

kuran nedir

Kur'ân, yirmi üç yıllık peygamberlik devresinde Hz. Muhammed’e (asm)
Allah (cc) tarafından gönderilmiş vahiylerin bütünüdür. Ve "SON SEMÂVÎ KİTAP"tır. 
• Kur'ân, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitap, Nur, Zikir ve 
Ümmü’l-kitap isimleriyle de bilinen "KELAMULLAH"tır. 
• Kur'ân, dört esas üzerine indirilmiştir: Tevhit (Allah’ın (cc) varlığı ve birliği),    
Nübüvvet (peygamberlik), Haşir (yeniden diriliş) ve adalet, Ubudiyet (kulluk ve ibadet) 
• Kur'ân, Allah’ın (cc) kelâmı olup O’nu yarattıklarından ayıran kendine has varlığını, gerçekliğini, sıfatlarını, isimlerini ve işlerini açıklayan sözüdür. 
• Kur'ân, Allah'ın (cc) varlığının ve birliğinin kesin delili ve parlak tercümanı olmakla Rabb'ini kullarına tarif eden bir "HİDAYET KİTABI"dır. 
• Kur'ân, ilahî kanunlarla her türlü sosyal, ekonomik, hukukî, idarî, beşerî, medenî, ahlakî düzeni temin eden bir "ŞERİAT KİTABI"dır. 
• Kur'ân, ilim ehlinin doymadığı, aranan her ilmin içinde bulunduğu "MUCİZEVÎ BİR İLİM KİTABI"dır. 
• Kur'ân, insanı Allah’a (cc) yakınlaştıran, ruha huzur veren, insanın arzu ve isteklerine tercümanlık eden bir "DUA KİTABI"dır. 
• Kur'ân, insanı ve yaratılış gayesini, dünya ve ahireti, cennet ve cehennemi, yaratılan her bir şeyin hikmet ve hakikatini, Allah’ın (cc) kâinatta görünen sıfat ve isimlerini düşünmeye vesile olan bir "FİKİR KİTABI"dır. 
• Kur'ân, belâgati, usandırmaması, tahrif edilememesi, maddi ve manevi her ihtiyaca cevap vermesi, kolayca ezberlenmesi, tazeliğini muhafaza etmesi, her asra ve her kesime hitap etmesi, bütün ilimleri içinde bulundurması, geçmişten ve gelecekten haber vermesi, asla bir benzerinin yazılamaması gibi özellikleriyle "MUCİZELER HAZİNESİ"dir. 
• Kur'ân, Son Peygamber Muhammed’in (asm) "EN BÜYÜK MUCİZESİ"dir. 
• Kur'ân, Arapça olup 30 cüz, 114 sure ve 6666 ayettir. 
• Kur'ân ayetleri, Miladi 610 yılı Ramazan ayının 16. gecesi inmeye başlamış, 632 yılı Zi’l- hicce ayının 9. günü sona ermiştir. 23 sene zarfında bölüm bölüm indirilmiştir. 
• Kurân’da, ilk inen ayet “Alâk” süresinin ilk 5 ayeti, son inen ayet ise “Maide” suresinin 3. ayetidir. 
• Kur'ân surelerinin 86 tanesi Mekke’de 28 tanesi ise Medine’de inmiştir. 
• Kur'ân, “Fatiha Suresi" ile başlayıp, “Nas Suresi" ile sona erer. 
• Kurân’ın, en uzun suresi “Bakara Suresi” (286 ayet) en kısa ise “Kevser Suresi”dir (3 ayet). 
• Kur'ân, Hz. Ebu Bekir (ra) zamanında kitap haline getirilmiş ve Hz. Osman (ra) zamanında çoğaltılmıştır.  
Kaynak: >>>

9-et-TEVBE

9-Et-Tevbe Suresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı

günah
Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke'de, digerleri Medine'de inmistir. 104. âyet tevbe ile ilgili oldugu için sûreye bu isim verilmistir. Sûrenin bundan baska birçok ismi olup en meshuru Berâe'dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi'nin devami veya basli basina bir sûre olup olmadigi hakkinda ihtilâf oldugu için basinda Besmele yazilmamistir. Hicretin dokuzuncu yilinda Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmis ve müslümanlar hacca gönderilmisti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah'in emirlerini hacdaki insanlara teblig etmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulastiginda Hz. Ebu Bekir, "Amir olarak mi geldin, yoksa memur olarak mi?" diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke'de hacilara teblig ile me'mûr oldugunu bildirdi. Hz. Ali bayramin birinci günü Akabe Cemresi yaninda ayaga kalkarak kendisinin Peygamber tarafindan gönderilmis bir elçi oldugunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin basindan 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: "Dört seyi teblige memurum: 1. Bu yildan sonra Kâbe'ye hiçbir müsrik yaklasmayacak, 2. Hiç kimse çiplak olarak Kâbe'yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden baskasi cennete girmeyecek, 4. Müsrik kabileler tarafindan bozulmamis antlasmalar, antlasma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak."


9-et-Tevbe Suresinin Türkçe anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla

1. Allah ve Resûlünden kendileriyle antlasma yapmis oldugunuz müsriklere bir ihtar! 

2. (Ey müsrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolasin. Iyi bilin ki siz Allah'i âciz birakacak degilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perisan) edecektir. 


3. Hacc-i ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müsriklerden uzaktir. Eger tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayirlidir. Ve eger yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'i âciz birakacak degilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabi müjdele! 


4. Ancak kendileriyle antlasma yaptiginiz müsriklerden (antlasma sartlarina uyan) hiçbir seyi size eksik birakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çikmayanlar (bu hükmün) disindadir. Onlarin antlasmalarini, süreleri bitinceye kadar tamamlayiniz. Allah (haksizliktan) sakinanlari sever. 


5. Haram aylar çikinca müsrikleri buldugunuz yerde öldürün; onlari yakalayin, onlari hapsedin ve onlari her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eger tevbe eder, namazi dosdogru kilar, zekâti da verirlerse artik yollarini serbest birakin. Allah yarligayan, esirgeyendir. 


6. Ve eger müsriklerden biri senden aman dilerse, Allah'in kelâmini isitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacagi bir yere ulastir. Iste bu (müsamaha), onlarin, bilmeyen bir kavim olmalarindan dolayidir. 


7. Mescid-i Haram'in yaninda kendileriyle antlasma yaptiklarinizin disinda müsriklerin Allah ve Resûlü yaninda nasil (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karsi dürüst davrandiklari müddetçe siz de onlara dürüst davranin. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakinanlari sever. 


8. Nasil olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkinizda ne ahit, ne de antlasma gözetirlerdi. Onlar agizlariyla sizi razi ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karsi çikiyor. Çünkü onlarin çogu yoldan çikmislardir. 


9. Allah'in âyetlerine karsilik az bir degeri (dünya malini ve nefsânî istekleri) satin aldilar da (insanlari) O'nun yolundan alikoydular. Gerçekten onlarin yapmakta olduklari seyler ne kötüdür! 


10. Bir mümin hakkinda ne ahit tanirlar ne de antlasma. Çünkü onlar saldirganlarin kendileridir. 


11. Fakat tevbe eder, namaz kilar ve zekât verirlerse, artik onlar dinde kardeslerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açikliyoruz. 


12. Eger antlasmalarindan sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldirirlarsa, küfrün önderlerine karsi savasin. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardir. (Onlara karsi savasirsaniz) umulur ki küfre son verirler. 


13. (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çikarmaya kalkisan ve ilk önce size karsi savasa baslamis olan bir kavme karsi savasmayacak misiniz; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eger (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmaniza daha lâyiktir. 


14. Onlarla savasin ki, Allah sizin ellerinizle onlari cezalandirsin; onlari rezil etsin; sizi onlara galip kilsin ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsin. 


15. Ve onlarin (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediginin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir. 


16. Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden baskasini kendilerine sirdas edinmeyenleri ortaya çikarmadan birakilacaginizi mi sandiniz? Allah yaptiklarinizdan haberdardir. 


17. Allah'a ortak kosanlar, kendilerinin kâfirligine bizzat kendileri sahitlik ederlerken, Allah'in mescitlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onlarin bütün isleri bosa gitmistir. Ve onlar ateste ebedî kalacaklardir. 


18. Allah'in mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazi dosdogru kilan, zekâti veren ve Allah'tan baskasindan korkmayan kimseler imar eder. Iste dogru yola ermislerden olmalari umulanlar bunlardir. 


19. (Ey müsrikler!) Siz hacilara su vermeyi ve Mescid-i Haram'i onarmayi, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imani ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katinda esit degillerdir. Allah zalimler toplulugunu hidayete erdirmez. 


20. Iman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallariyla, canlariyla cihad edenler, rütbe bakimindan Allah katinda daha üstündürler. Kurtulusa erenler de iste onlardir. 


21. Rableri onlara, tarafindan bir rahmet ve hosnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. 


22. Onlar orada ebedî kalacaklardir. Süphesiz ki Allah katinda büyük mükâfat vardir. 


23. Ey iman edenler! Eger küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarinizi ve kardeslerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onlari dost edinirse, iste onlar zalimlerin kendileridir. 


24. De ki: Eger babalariniz, ogullariniz, kardesleriniz, esleriniz, hisim akrabaniz kazandiginiz mallar, kesada ugramasindan korktugunuz ticaret, hoslandiginiz meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artik Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsiklar toplulugunu hidayete erdirmez. 


25. Andolsun ki Allah, birçok yerde (savas alanlarinda) ve Huneyn savasinda size yardim etmisti. Hani çoklugunuz size kendinizi begendirmis, fakat sizi hezimete ugramaktan kurtaramamisti. Yeryüzü bütün genisligine ragmen size dar gelmisti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüstünüz. 


26.Sonra Allah, Resûl'ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediginiz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere azap etti. Iste bu, o kâfirlerin cezasidir. 


27. Sonra Allah, bunun ardindan yine dilediginin tevbesini kabul eder. Zira Allah bagislayan, esirgeyendir. 


28. Ey iman edenler! Müsrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yillarindan sonra Mescid-i Haram'a yaklasmasinlar. Eger yoksulluktan korkarsaniz, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Süphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir. 


29. Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kildigini haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savasin. 


30. Yahudiler, Uzeyr Allah'in ogludur, dediler. Hiristiyanlar da, Mesîh (Isa) Allah'in ogludur dediler. Bu onlarin agizlariyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmus kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onlari kahretsin! Nasil da (haktan bâtila) döndürülüyorlar! 


31. (Yahudiler) Allah'i birakip bilginlerini (hahamlarini); (hiristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oglu Mesîh'i (Isa'yi) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan baska tanri yoktur. O, bunlarin ortak kostuklari seylerden uzaktir. 


32. Allah'in nûrunu agizlariyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoslanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. 


33. O (Allah), müsrikler hoslanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kilmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir. 


34. Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve râhiplerden birçogu insanlarin mallarini haksiz yollardan yerler ve (insanlari) Allah yolundan engellerler. Altin ve gümüsü yigip da onlari Allah yolunda harcamayanlar yok mu, iste onlara elem verici bir azabi müjdele! 


35. (Bu paralar) cehennem atesinde kizdirilip bunlarla onlarin alinlari, yanlari ve sirtlari daglanacagi gün (onlara denilir ki): "Iste bu kendiniz için biriktirdiginiz servettir. Artik yigmakta oldugunuz seylerin (azabini) tadin!" 


36. Gökleri ve yeri yarattigi günde Allah'in yazisina göre Allah katinda aylarin sayisi on iki olup, bunlardan dördü haram aylaridir. Iste bu dogru hesaptir. O aylar içinde (Allah'in koydugu yasagi çigneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müsrikler nasil sizinle topyekün savasiyorlarsa siz de onlara karsi topyekün savasin ve bilin ki Allah (kötülükten) sakinanlarla beraberdir. 


37. (Haram aylari) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptirilir. Allah'in haram kildiginin sayisini bozmak ve O'nun haram kildigini helâl kilmak için (haram ayini) bir yil helâl sayarlar, biryil da haram sayarlar. (Böylece) onlarin kötü isleri kendilerine güzel gösterilmistir. Allah kâfirler toplulugunu hidayete erdirmez. 


38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savasa çikin!" denildigi zaman yere çakilip kaliyorsunuz? Dünya hayatini ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatinin faydasi ahiretin yaninda pek azdir. 


39. Eger (gerektiginde savasa) çikmazsaniz, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandirir ve yerinize sizden baska bir kavim getirir; siz (savasa çikmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her seye kadirdir. 


40. Eger siz ona (Resûlullah'a) yardim etmezseniz (bu önemli degil); ona Allah yardim etmistir: Hani, kâfirler onu, iki kisiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çikarmislardi; hani onlar magaradaydi; o, arkadasina. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet saglayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediginiz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanlarin sözünü alçaltti. Allah'in sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir. 


41. (Ey müminler!) Gerek hafif, gerek agir olarak savasa çikin, mallarinizla ve canlarinizla Allah yolunda cihad edin. Eger bilirseniz, bu sizin için daha hayirlidir. 


42. Eger yakin bir dünya mali ve kolay bir yolculuk olsaydi (o münafiklar) mutlaka sana uyup pesinden gelirlerdi. Fakat mesakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çikardik" diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin edecekler. Halbuki Allah onlarin mutlaka yalanci olduklarini biliyor. 


43. Allah seni affetti. Fakat dogru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancilari bilinceye kadar onlara niçin izin verdin? 


44. Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallariyla canlariyla savasmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini pek iyi bilir. 


45. Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri süpheye düsüp, kuskulari içinde bocalayanlar senden izin isterler. 


46. Eger onlar (savasa) çikmak isteselerdi elbette bunun için bir hazirlik yaparlardi. Fakat Allah onlarin davranislarini çirkin gördü ve onlari geri koydu; onlara "Oturanlarla (kadin ve çocuklarla) beraber oturun!" denildi. 


47. Eger içinizde (onlar da savasa) çiksalardi, size bozgunculuktan baska bir katkilari olmazdi ve mutlaka fitne çikarmak isteyerek aranizda kosarlardi. Içinizde, onlara iyice kulak verecekler de vardir. Allah zalimleri gayet iyi bilir. 


48. Andolsun onlar önceden de fitne çikarmak istemisler ve sana nice isler çevirmislerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde Allah'in emri yerini buldu. 


49. Onlardan öylesi de var ki: "Bana izin ver, beni fitneye düsürme" der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düsmüslerdir. Cehennem, kâfirleri mutlaka kusatacaktir. 


50. Eger sana bir iyilik erisirse, bu onlari üzer. Ve eger basina bir musibet gelirse, "Iyi ki biz daha önce tedbirimizi almisiz" derler ve böbürlenerek dönüp giderler. 


51. De ki: Allah'in bizim için yazdigindan baskasi bize asla erismez. O bizim mevlâmizdir. Onun için müminler yalniz Allah'a dayanip güvensinler. 


52. De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah'in, ya kendi katindan veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; süphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz. 


53. De ki: Ister gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla kabul olunmayacaktir. Çünkü siz yoldan çikan bir topluluk oldunuz. 


54. Onlarin harcamalarinin kabul edilmesini engelleyen, onlarin Allah ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üsenerek gelmeleri ve istemeyerek harcamalarindan baska bir sey degildir. 


55. (Ey Muhammed!) Onlarin mallari ve çocuklari seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatinda onlarin azaplarini çogaltmayi ve onlarin kâfir olarak canlarinin çikmasini istiyor. 


56. (0 münafiklar) mutlaka sizden olduklarina dair Allah'a yemin ederler. Halbuki onlar sizden degillerdir, fakat onlar (kiliçlarinizdan) korkan bir toplumdur. 


57. Eger siginacak bir yer yahut (barinabilecek) magaralar veya (sokulabilecek) bir delik bulsalardi, kosarak o tarafa yönelip giderlerdi. 


58. Onlardan sadakalarin (taksimi) hususunda seni ayiplayanlar da vardir. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razi olurlar, sayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kizarlar. 


59. Eger onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdigine razi olup, "Allah bize yeter, yakinda bize Allah da lütfundan verecek, Resûlü de. Biz yalniz Allah'a ragbet edenleriz" deselerdi (daha iyi olurdu). 


60. Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düskünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (Islâm'a) isindirilacak olanlara, (hürriyetlerini satin almaya çalisan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalisip cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir. 


61. (Yine o münafiklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktir, diyerek peygamberi incitenler de vardir. De ki: O, sizin için bir hayir kulagidir. Çünkü o Allah'a inanir, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'in Resûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardir. 


62. Rizanizi almak için size (gelip) Allah'a and içerler. Eger mümin iseler Allah ve Resûlünü razi etmeleri daha dogrudur. 


63. (Hâla) bilmediler mi ki, kim Allah ve Resûlüne karsi koyarsa elbette onun için, içinde ebedî kalacagi cehennem atesi vardir. Iste bu büyük rüsvayliktir. 


64. Münafiklar, kalplerinde olani kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiginiz seyi ortaya çikaracaktir. 


65. Eger onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmis sakalasiyorduk, derler. De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? 


66. (Bosuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir gurubu bagislasak bile, bir guruba da suçlu olduklarindan dolayi azap edecegiz. 


67. Münafik erkekler ve münafik kadinlar (sizden degil), birbirlerindendir. Onlar kötülügü emreder, iyilikten alikor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'i unuttular. Allah da onlari unuttu! Çünkü münafiklar fâsiklarin kendileridir. 


68. Allah erkek münafiklara da kadin münafiklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacaklari cehennem atesini vâdetti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmistir! Onlar için devamli bir azap vardir. 


69. (Ey münafiklar! Siz de) sizden öncekiler gibi (yaptiniz). Onlar sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlâtça daha çok idiler. Onlar (dünya malindan) paylarina düsenden faydalandilar. Iste sizden öncekiler nasil paylarina düsenden faydalandiysalar, siz de payiniza düsenden faydalandiniz ve (bâtila) dalanlar gibi siz de daldiniz. Iste onlarin amelleri dünyada da ahirette de bosa gitmistir. Ve onlar ziyana ugrayanlarin kendileridir. 


70. Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, Ibrahim kavminin, Medyen halkinin ve altüst olan sehirlerin haberi ulasmadi mi? Peygamberi onlara apaçik mucizeler getirmisti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek degildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler. 


71. Mümin erkeklerle mümin kadinlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiligi emreder, kötülükten alikorlar, namazi dosdogru kilarlar, zekâti verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. Iste onlara Allah rahmet edecektir. Süphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir. 


72. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadinlara, içinde ebedî kalmak üzere altindan irmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah'in rizasi ise hepsinden büyüktür. Iste büyük kurtulus da budur. 


73. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafiklara karsi cihad et, onlara karsi sert davran. Onlarin varacaklari yer cehennemdir. O ne kötü bir varis yeridir! 


74. (Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Basaramadiklari bir seye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sirf Allah ve Resûlü kendi lütuflarindan onlari zenginlestirdigi için öç almaya kalkistilar. Eger tevbe ederlerse onlar için daha hayirli olur. Yüz çevirirlerse Allah onlari dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptiracaktir. Yeryüzünde onlarin ne dostu ne de yardimcisi vardir. 


75. Onlardan kimi de, Eger Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka verecegiz ve elbette biz sâlihlerden olacagiz! diye Allah'a and içti. 


76. Fakat Allah lütfundan onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah'in emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler. 


77. Nihayet, Allah'a verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayi Allah, kendisiyle karsilasacaklari güne kadar onlarin kalbine nifak (iki yüzlülük) soktu. 


78. (Münafiklar), Allah'in, onlarin sirrini da fisiltilarini da bildigini ve gayblari (gizli seyleri) çok iyi bilen oldugunu hâla anlamadilar mi? 


79. Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiginden baskasini bulamayanlari çekistirip onlarla alay edenler var ya, Allah iste onlari maskaraya çevirmistir. Ve onlar için elem verici azap vardir. 


80. (Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmis kez af dilesen de Allah onlari asla affetmeyecek. Bu, onlarin Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah fâsiklar toplulugunu hidayete erdirmez. 


81. Allah'in Resûlüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çikmayip) oturmalari ile sevindiler; mallariyla, canlariyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; "bu sicakta sefere çikmayin" dediler. De ki: "Cehennem atesi daha sicaktir!" Keske anlasalardi! 


82. Artik kazanmakta olduklarinin cezasi olarak az gülsünler, çok aglasinlar! 


83. Eger Allah seni onlardan bir gurubun yanina döndürür de (Tebük seferinden Medine'ye döner de baska bir savasa seninle beraber) çikmak için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çikmayacaksiniz ve düsmana karsi benimle beraber asla savasmayacaksiniz! Çünkü siz birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razi oldunuz. Simdi de geri kalanlarla (kadin ve çocuklarla) beraber oturun! 


84. Onlardan ölmüs olan hiçbirine asla namaz kilma; onun kabri basinda da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resûlünü inkâr ettiler ve fâsik olarak öldüler. 


85. Onlarin mallari ve çocuklari seni imrendirmesin. Çünkü Allah, bunlarla ancak dünyada onlarin azaplarini çogaltmayi ve onlarin kâfir olarak canlarinin güçlükle çikmasini istiyor. 


86. "Allah'a inanin, Resûlü ile beraber cihad edin" diye bir sûre indirildigi zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve: Bizi birak (evlerinde) oturanlarla beraber olalim, dediler. 


87. Geride kalan kadinlarla beraber olmaya razi oldular, onlarin kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar. 


88. Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallariyla, canlariyla cihad ettiler. Iste bütün hayirlar onlarindir ve onlar kurtulusa erenlerin kendileridir. 


89. Allah, onlara içinde ebedî kalacaklari ve zemininden irmaklar akan cennetler hazirlamistir. Iste büyük kazanç budur. 


90. Bedevîlerden, (mazeretleri oldugunu) iddia edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah ve Resûlüne yalan söyleyenler de oturup kaldilar. Onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap erisecektir. 


91. Allah ve Resûlü için (insanlara) ögüt verdikleri takdirde, zayiflara, hastalara ve (savasta) harcayacak bir sey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bagislayan ve çok esirgeyendir. 


92. Kendilerine binek saglaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamiyorum, deyince, harcayacak bir sey bulamadiklarindan dolayi üzüntüden gözleri yas dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur). 


93. Sorumluluk ancak, zengin olduklari halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadinlarla beraber olmaya râzi oldular. Allah da onlarin kalplerini mühürledi, artik onlar (neyin dogru oldugunu) bilmezler. 


94. (Seferden) onlara döndügünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Bosuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayiz; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmistir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resûlü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarinizi size haber verecektir. 


95. Onlarin yanina döndügünüz zaman size, kendilerinden (onlari cezalandirmaktan) vazgeçmeniz için Allah adina and içecekler. Artik onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardir. Kazanmakta olduklarina (kötü islerine) karsilik ceza olarak varacaklari yer cehennemdir. 


96. Onlardan razi olasiniz diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razi olsaniz bile Allah fâsiklar toplulugundan asla razi olmaz. 


97. Bedevîler, kâfirlik ve münafiklik bakimindan hem daha beter, hem de Allah'in Resûlüne indirdigi kanunlari tanimamaya daha yatkindir. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. 


98. Bedevîlerden öylesi vardir ki (Allah yolunda) harcayacagini angarya sayar ve sizin basiniza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikleri) o kötü belâ kendi baslarina gelmistir. Allah pek iyi isiten, çok iyi bilendir. 


99. Bedevîlerden öylesi de vardir ki, Allah'a ve ahiret gününe inanir, (hayir için) harcayacagini Allah katinda yakinliga ve Peygamber'in dualarini almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o (harcadiklari mal, Allah katinda) onlar için bir yakinliktir. Allah onlari rahmetine (cennetine) koyacaktir. Süphesiz Allah bagislayan, esirgeyendir. 


100. (Islâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, iste Allah onlardan razi olmustur, onlar da Allah'tan razi olmuslardir. Allah onlara, içinde ebedî kalacaklari, zemininden irmaklar akan cennetler hazirlamistir. Iste bu büyük kurtulustur. 


101. Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkindan birtakim münafiklar vardir ki, münafiklikta maharet kazanmislardir. Sen onlari bilmezsin, biz biliriz onlari. Onlara iki kez azap edecegiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir. 


102. Digerleri ise günahlarini itiraf ettiler, iyi bir ameli diger kötü bir amelle karistirdilar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onlarin tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bagislayan, pek esirgeyendir. 


103. Onlarin mallarindan sadaka al; bununla onlari (günahlardan) temizlersin, onlari aritip yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onlari yatistirir). Allah isitendir, bilendir. 


104. Allah'in, kullarinin tevbesini kabul edecegini, sadakalari geri çevirmeyecegini ve Allah'in tevbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen oldugunu hâla bilmezler mi? 


105. De ki: (Yapacaginizi) yapin! Amelinizi Allah da Resûlü de müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarinizi haber verecektir. 


106. (Sefere katilmayanlardan) diger bir gurup da Allah'in emrine birakilmislardir. O, bunlara ya azap eder veya tevbelerini kabul eder. Allah çok bilendir, hikmet sahibidir. 


107. (Münafiklar arasinda) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakki) inkâr etmek, müminlerin arasina ayrilik sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karsi savasmis olan adami beklemek için bir mescid kuranlar ve: (Bununla) iyilikten baska birsey istemedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardir. Halbuki Allah onlarin kesinlikle yalanci olduklarina sahitlik eder. 


108. Onun içinde asla namaz kilma! Ilk günden takvâ üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kilman elbette daha dogrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardir. Allah da çok temizlenenleri sever. 


109. Binasini Allah korkusu ve rizasi üzerine kuran kimse mi daha hayirlidir, yoksa yapisini yikilacak bir yarin kenarina kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem atesine giden kimse mi? Allah zalimler toplulugunu dogru yola iletmez. 


110. Yaptiklari bina, (ölüp de) kalpleri parçalanincaya kadar yüreklerine devamli olarak bir kusku (sebebi) olacaktir. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. 


111. Allah müminlerden, mallarini ve canlarini, kendilerine (verilecek) cennet karsiliginda satin almistir. Çünkü onlar Allah yolunda savasirlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, Incil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardir! O halde O'nunla yapmis oldugunuz bu alis verisinizden dolayi sevinin. Iste bu, (gerçekten) büyük kazançtir. 


112. (Bu alis verisi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiligi emredip kötülükten alikoyanlar ve Allah'in sinirlarini koruyanlardir. O müminleri müjdele! 


113. (Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli olduklari onlara açikça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak kosanlar için af dilemek ne peygambere yarasir ne de inananlara. 


114. Ibrahim'in babasi için af dilemesi, sadece ona verdigi sözden dolayi idi. Ne var ki, onun Allah'in düsmani oldugu kendisine belli olunca, ondan uzaklasti. Süphesiz ki Ibrahim çok yumusak huylu ve pek sabirli idi. 


115. Allah bir toplulugu dogru yola ilettikten sonra, sakinacaklari seyleri kendilerine açiklayincaya kadar onlari saptiracak degildir. Allah her seyi çok iyi bilendir. 


116. Göklerin ve yerin mülkü yalniz Allah'indir. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan baska ne bir dost ne de bir yardimci vardir. 


117. Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri egrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamaninda ona uyan muhacirlerle ensari affetti. Sonra da onlarin tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karsi çok sefkatli, pek merhametlidir. 


118. Ve (seferden) geri birakilan üç kisinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genisligine ragmen onlara dar gelmis, vicdanlari kendilerini siktikça sikmisti. Nihayet Allah'tan (O'nun azabindan) yine Allah'a siginmaktan baska çare olmadigini anlamislardi. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onlarin tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir. 


119. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dogrularla beraber olun. 


120. Medine halkina ve onlarin çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah'in Resûlünden geri kalmalari ve onun canindan önce kendi canlarini düsünmeleri yakismaz. Iste onlarin Allah yolunda bir susuzluga, bir yorgunluga ve bir açliga dûçar olmalari, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmalari ve düsmana karsi bir basari kazanmalari, ancak bunlarin karsiliginda kendilerine salih bir amel yazilmasi içindir. Çünkü Allah iyilik yapanlarin mükâfatini zayi etmez. 


121. Allah onlari, yapmakta olduklarinin en güzeli ile mükâfatlandirmak için küçük büyük yaptiklari her masraf, geçtikleri her vâdi mutlaka onlarin lehine yazilir. 


122. Müminlerin hepsinin toptan sefere çikmalari dogru degildir. Onlarin her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) genis bilgi elde etmek ve kavimleri (savastan) döndüklerinde onlari ikaz etmek için geride kalmalidir. Umulur ki sakinirlar. 


123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakininizda olanlara karsi savasin ve onlar (savas aninda) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakinanlarla beraberdir. 


124. Herhangi bir sûre indirildigi zaman onlardan bir kismi der ki: "Bu sizin hanginizin imanini artirdi?" Iman edenlere gelince (bu sûre) onlarin imanlarini artirir ve onlar sevinirler. 


125. Kalplerinde hastalik (kâfirlik ve münafiklik) olanlara gelince, onlarin da inkârlarini büsbütün artirir ve onlar artik kâfir olarak ölürler. 


126. Onlar, her yil bir veya iki kez (çesitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mi? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret aliyorlar. 


127. Bir sûre indirildigi zaman, (göz kirpip alay ederek) birbirlerine bakar (ve): (Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye sorarlar, sonra da (sivisip) giderler. Anlamayan bir kavim olduklari için Allah onlarin kalplerini (imandan) çevirmistir. 


128. Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmistir ki, sizin sikintiya ugramaniz ona çok agir gelir. O, size çok düskün, müminlere karsi çok sefkatlidir, merhametlidir. 


128. Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmistir ki, sizin sikintiya ugramaniz ona çok agir gelir. O, size çok düskün, müminlere karsi çok sefkatlidir, merhametlidir. 


129. (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan baska ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanirim. O yüce Ars'in sahibidir.


10-Yunus, Suresinin Türkçe anlamını oku

10-YÛNUS

10-Yunus Süresi Hakkında Açıklama ve Türkçe anlamı.

balık

Yunus

 Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, digerleri Mekke'de inmistir. 98. âyette Hz. Yunus'un kavminden bahsedildigi için sûreye bu ad verilmistir. Mekke halki, kendi içlerinden bir adamin peygamber olabilecegine inanamiyorlar ve: "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den baska bir peygamber bulamadi mi?" diyorlardi. Hiç olmazsa hatiri sayilir, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasini daha uygun görüyorlardi. Iste bunun üzerine bu sûre inmistir.

10-Yunus Süresinin Türkçe anlamı.


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla.

1. Elif. Lâm. Râ. Iste bunlar hikmet dolu Kitâb'in âyetleridir. 


2. Içlerinden bir adama: Insanlari uyar ve iman edenlere, Rableri katinda onlar için yüksek bir dogruluk makami oldugunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için sasilacak bir sey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçik bir sihirbazdir, dediler? 


3. Süphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri alti günde yaratan, sonra da isleri yerli yerince idare ederek arsa istiva eden Allah'dir. Onun izni olmadan hiç kimse sefaatçi olamaz. Iste O Rabbiniz Allah'tir. O halde O'na kulluk edin. Hâla düsünmüyor musunuz! 


4. Allah'in gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüsü ancak O'nadir. Çünkü O, mahlûkati önce (yoktan) yaratir, sonra da iman edip iyi isler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onlari huzuruna) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte olduklari seylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardir. 


5. Günesi isikli, ayi da parlak kilan, yillarin sayisini ve hesabi bilmeniz için ona (aya) birtakim menziller takdir eden O'dur. Allah bunlari, ancak bir gerçege (ve hikmete) binaen yaratmistir. O, bilen bir kavme âyetlerini açiklamaktadir. 


6. Gece ve gündüzün degismesinde (uzayip kisalmasinda) Allah'in göklerde ve yerde yarattigi seylerde, (Onu inkâr etmekten) sakinan bir kavim için elbette nice deliller vardir! 


7. Huzurumuza çikacaklarini beklemeyenler, dünya hayatina razi olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar da vardir muhakkak. 


8. Iste onlarin, kazanmakta olduklari (günahlar) yüzünden varacaklari yer, atestir! 


9. Iman edip güzel isler yapanlara gelince, imanlari sebebiyle Rableri onlari nimet dolu cennetlerde, alt tarafindan irmaklar akan (saraylara) erdirir. 


10. Onlarin oradaki duasi: "Allah'im! Seni noksan sifatlardan tenzih ederiz!" (sözleridir). Orada birbirleriyle karsilastikça söyledikleri ise "selâm" dir. Onlarin dualarinin sonu da sudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. 


11. Eger Allah insanlara, hayri çarçabuk istedikleri gibi serri de acele verseydi, elbette onlarin ecelleri bitirilmis olurdu. Fakat bize kavusmayi beklemeyenleri biz, azginliklari içinde bocalar bir halde (kendi baslarina) birakiriz. 


12. Insana bir zarar geldigi zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararin giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sikintisini kaldirinca, sanki kendisine dokunan bir sikintidan ötürü bize dua etmemis gibi geçip gider. Iste böylece haddi asanlara yapmakta olduklari seyler güzel gösterildi. 


l3. Andolsun ki sizden önce, peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdigi halde (yalanlayip) zulmettiklerinden dolayi nice milletleri helâk ettik; zaten onlar iman edecek degillerdi. Iste biz suçlu kavimleri böyle cezalandiririz. 


14. Sonra da, nasil davranacaginizi görmemiz için onlarin ardindan sizi yeryüzünde halifeler kildik (Onlarin yerine sizi getirdik). 


15. Onlara âyetlerimiz açik açik okundugu zaman (öldükten sonra) bize kavusmayi beklemeyenler: Ya bundan baska bir Kur'an getir veya bunu degistir! dediler. De ki: Onu kendiligimden degistirmem benim için olacak sey degildir. Ben, bana vahyolunandan baskasina uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabindan korkarim. 


16. De ki: Eger Allah dileseydi onu size okumazdim, Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmustum. Hâla akil erdiremiyor musunuz? 


17. Öyleyse kim Allah'a karsi yalan uydurandan veya onun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir! Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar! 


18. Onlar Allah'i birakip kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek seylere tapiyorlar ve: Bunlar, Allah katinda bizim sefaatçilarimizdir, diyorlar. De ki: "Siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyecegi bir seyi mi haber veriyorsunuz? Hâsâ! O, onlarin ortak kostuklarindan uzak ve yücedir." 


19. Insanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayriliga düstüler. Eger (azabin ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemis olsaydi, ayriliga düstükleri konuda hemen aralarinda hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve isleri bitirilirdi). 


20. Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah'indir. Bekleyin (bakalim) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. 


21. Kendilerine dokunan (kitlik ve hastalik gibi) bir sikintidan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattirdigimiz zaman, bir de bakarsin ki âyetlerimiz hakkinda onlarin bir tuzagi vardir. De ki: Allah'in tuzagi daha süratlidir. Süphesiz elçilerimiz kurdugunuz tuzaklari yaziyorlar. 


22. Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulundugunuz, o gemiler de içindekileri tatli bir rüzgârla alip götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neselendikleri zaman, o gemiye siddetli bir firtina gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kusatildiklarini anlarlar da dini yalniz Allah'a halis kilarak: "Andolsun eger bizi bundan kurtarirsan mutlaka sükredenlerden olacagiz" diye Allah'a yalvarirlar. 


23. Fakat Allah onlari kurtarinca bir de bakarsin ki onlar, yine haksiz yere taskinlik ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taskinliginiz ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatinin menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüsünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarinizi size haber verecegiz. 


24. Dünya hayatinin durumu, gökten indirdigimiz bir su gibidir ki, insanlarin ve hayvanlarin yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürlesip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takinip, (rengârenk) süslendigi ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarini sandiklari bir sirada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmus gibi kökünden koparilarak biçilmis bir hale getiririz. Iste iyi düsünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açikliyoruz. 


25. Allah kullarini esenlik yurduna çagiriyor ve O, diledigini dogru yola iletir. 


26. Güzel davrananlara daha güzel karsilik, bir de fazlasi vardir. Onlarin yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulasir ne de bir horluk (gelir). Iste onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardir. 


27. Kötülük yapanlara gelince, kötülügün cezasi misli iledir. Onlari zillet kaplayacaktir. Onlari Allah'a karsi koruyacak hiç kimse yoktur. Onlarin yüzleri sanki karanlik geceden bir parçaya bürünmüstür. Iste onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardir. 


28. Onlarin hepsini biraraya toplayacagimiz, sonra da Allah'a ortak kosanlara: "Siz ve kostugunuz ortaklar yerinizde bekleyin" diyecegimiz gün artik onlarin (putlariyla) aralarini tamamen ayirmisizdir. Ve onlarin ortaklari, (putlari) derler ki: "Siz, bize ibadet etmiyordunuz. 


29. Bu yüzden bizimle sizin aranizda sahit olarak Allah yeter. Süphesiz ki biz sizin (bize) tapmanizdan tamamen habersizdik." 


30. Orada herkes geçmiste yaptiklarini karsisinda bulur. Artik onlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülmüslerdir. Uydurmakta olduklari seyler (bâtil tanrilari) da onlari terkedip kaybolmustur. 


31. (Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rizik veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çikariyor, diriden ölüyü kim çikariyor? (Her türlü) isi kim idare ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakinmiyor musunuz? 


32. Iste O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tir. Artik haktan (ayrildiktan) sonra sapikliktan baska ne kalir? O halde nasil (sapikliga) döndürülüyorsunuz? 


33. Iste böylece Rabbinin yoldan çikanlar hakkindaki "Onlar inanmazlar" sözü gerçeklesmis oldu. 


34. (Resûlüm!) De ki: (Allah'a) ortak kostuklariniz arasinda, (birini yokken) ilk defa yaratacak, arkasindan onu (ölümünden sonra hayata) yeniden döndürecek biri var mi? De ki: Allah ilk defa yaratip (ölümden sonra) onu yeniden (hayata) döndürür. O halde nasil saptirilirsiniz! 


35. De ki: Ortak kostuklarinizdan hakka iletecek olan var mi? De ki: "Hakka Allah iletir." Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyiktir; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine dogru yolu bulamayan mi? Size ne oluyor? Nasil (böyle yanlis) hükmediyorsunuz? 


36. Onlarin çogu zandan baska bir seye uymaz. Süphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir seyin yerini tutmaz. Allah onlarin yapmakta olduklarini pek iyi bilendir. 


37. Bu Kur'an Allah'tan baskasi tarafindan uydurulmus bir sey degildir. Ancak kendinden öncekini dogrulayan ve o Kitab'i açiklayandir. Onda süphe yoktur, o âlemlerin Rabbindendir. 


38. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eger sizler dogru iseniz Allah'tan baska, gücünüzün yettiklerini çagirin da (hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin. 


39. Bilakis, onlar ilmini kavrayamadiklari ve yorumu kendilerine asla gelmemis olan (Kur'an'i) yalanladilar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamislardi. Simdi bak, zalimlerin sonu nasil oldu! 


40. Içlerinden öylesi var ki ona (Kur'an'a) inanir, yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozgunculari en iyi bilendir. 


41. (Resûlüm! ) onlar seni yalanlarlarsa de ki: Benim isim bana, sizin isiniz de size aittir. Siz benim yaptigimdan uzaksiniz, ben de sizin yaptiginizdan uzagim. 


42. Onlardan seni dinleyenler vardir. Fakat sagirlara -üstelik akillari da ermiyorsa- sen mi duyuracaksin? 


43. Onlardan sana bakan da vardir. Fakat -hele (gerçegi) göremiyorlarsa- körleri sen mi dogru yola ileteceksin? 


44. Süphesiz ki Allah insanlara hiçbir sekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler. 


45. Allah'in onlari, sanki günün ancak bir saati kadar kaldiklarini zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacagi gün aralarinda birbirleriyle tanisirlar. Allah'in huzuruna varmayi yalanlayanlar elbette zarara ugramislardir. Zira onlar dogru yola gitmemislerdi. 


46. Eger onlari tehdit ettigimiz (azabin) bir kismini sana (dünyada iken) gösterirsek (ne âlâ); yok eger (göstermeden) seni vefat ettirirsek nihayet onlarin dönüsü de bizedir. (O zaman onlara ne olacagini göreceksin). Sonra, Allah onlarin yapmakta olduklarina da sahittir. 


47. Her ümmetin bir peygamberi vardir. Peygamberleri geldigi zaman, aralarinda adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez. 


48. Dogru iseniz bu vaad (azap) ne zamandir? diyorlar. 


49. De ki: "Ben kendime bile Allah'in dilediginden baska ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir eceli vardir. Ecelleri geldigi zaman artik ne bir saat geri kalirlar ne de ileri giderler. 


50. De ki: (Ey müsrikler!) Ne dersiniz? Allah'in azabi size geceleyin veya gündüzün gelirse (ne yaparsiniz?). Suçlular ondan hangisini istemekte acele ediyorlar! 


51. Basiniza belâ geldikten sonra mi O'na iman edeceksiniz, simdi mi? (Çok geç). Halbuki onu (azabin gelmesini) istemekte acele ediyordunuz? 


52. Sonra o (kendilerine) zulmedenlere, "Ebedî azabi tadin!" denilecek. Kazanmakta oldugunuzdan baskasinin karsiligini mi bulacaksiniz? 


53. "O (azap) bir gerçek midir?" diye senden haber istiyorlar. De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o süphesiz gerçektir ve siz âciz birakacak degilsiniz. 


54. (O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabi gördükleri zaman için için yanarlar. Aralarinda adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez. 


55. Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her sey Allah'indir. Yine bilesiniz ki, Allah'in vâdi haktir, fakat onlarin çogu bilmez. 


56. O hem diriltir hem de öldürür ve yalniz O'na döndürüleceksiniz. 


57. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir ögüt, gönüllerdekine bir sifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmistir. 


58. De ki: Ancak Allah'in lütfu ve rahmetiyle, iste bunlarla sevinsinler. Bu, onlarin (dünya mali olarak) topladiklarindan daha hayirlidir. 


59. De ki: Allah'in size indirdigi riziktan bir kismini helâl, bir kismini da haram bulmaniza ne dersiniz? De ki: Allah mi size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mi ediyorsunuz? 


60. Allah'a karsi yalan uyduranlarin kiyamet günü (âkibetleri) hakkindaki kanaatleri nedir? Süphesiz Allah insanlara karsi lütuf sahibidir. Fakat onlarin çogu sükretmezler. 


61. Ne zaman sen bir iste bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir sey okusan ve siz ne zaman bir is yaparsaniz, o ise daldiginiz zaman biz mutlaka üstünüzde sahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre agirliginca bir sey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçügü ve daha büyügü yoktur ki apaçik kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasin. 


62. Bilesiniz ki, Allah'in dostlarina korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. 


63. Onlar, iman edip de takvâya ermis olanlardir. 


64. Dünya hayatinda da ahirette de onlara müjde vardir. Allah'in sözlerinde asla degisme yoktur. Iste bu, büyük kurtulusun kendisidir. 


65. (Resûlüm) Onlarin (inkârcilarin) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah'indir. O, isitendir, bilendir. 


66. Iyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalniz Allah'indir. (O halde) Allah'tan baska ortaklara tapanlar neyin ardina düsüyorlar! Dogrusu onlar, zandan baska bir seyin ardina düsmüyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar. 


67. O (Allah), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan, (çalisip kazanmaniz için de) gündüzü aydinlik kilandir. Süphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibretler vardir. 


68. (Müsrikler:) "Allah çocuk edindi" dediler. Hâsâ! O bundan münezzehtir. O'nun (çocuga) ihtiyaci yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Bu hususta yaninizda herhangi bir delil yoktur. Allah hakkinda bilmediginiz bir seyi mi söylüyorsunuz? 


69. De ki: Allah hakkinda yalan uyduranlar asla kurtulusa eremezler. 


70. Dünyada bir miktar geçim (saglarlar), sonra dönüsleri bizedir; sonra da inkâr etmekte olduklari seylerden ötürü onlara siddetli azabi tattiririz. 


71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demisti ki: "Ey kavmim! Eger benim (aranizda) durmam ve Allah'in âyetlerini hatirlatmam size agir geldi ise, ben yalniz Allah'a dayanip güvenirim. Siz de ortaklarinizla beraber toplanip yapacaginizi kararlastirin. Sonra isiniz basiniza dert olmasin. Bundan sonra (vereceginiz) hükmü, bana uygulayin ve bana mühlet de vermeyin." 


72. "Eger yüz çeviriyorsaniz, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan baskasina ait degildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu." 


73. Yine de onu yalanladilar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanlari kurtardik ve onlari (yeryüzünde) halifeler kildik; âyetlerimizi yalanlayanlari da (denizde) bogduk. Bak ki uyarilanlarin (fakat inanmayanlarin) sonu nasil oldu! 


74. Sonra onun arkasindan birçok peygamberi kendi toplumlarina gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladiklari seye inanacak degillerdi. Iste haddi asanlarin kalplerini biz böyle mühürleriz. 


75. Sonra onlarin ardindan da Firavun ve toplumuna Musa ile Harun'u mucizelerimizle gönderdik, fakat onlar kibirlendiler ve günahkâr bir toplum oldular. 


76. Katimizdan onlara hak (mucize) gelince: "Bu elbette apaçik bir sihirdir" dediler. 


77. Musa: "Size hak geldiginde onun için (hep böyle) mi dersiniz? Bu bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar iflâh olmazlar" dedi. 


78. Onlar dediler ki: Babalarimizi üzerinde buldugumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? Halbuki biz size inanacak degiliz. 


79. Firavun dedi ki: Bilgili bütün sihirbazlari bana getirin! 


80. Sihirbazlar gelince Musa onlara: Atacaginizi atin, dedi. 


81. Onlar (iplerini) atinca, Musa dedi ki: "Sizin getirdiginiz sihirdir. Allah onu bosa çikaracaktir. Çünkü Allah bozguncularin isini düzeltmez." 


82. "Suçlularin hosuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçegi açiga çikaracaktir." 


83. Firavun ve kavminin kendilerine iskence etmesinden korkuya düstükleri için kavminden bir gurup gençten baska kimse Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi asanlardan idi. 


84. Musa dedi ki: Ey kavmim! Eger Allah'a inandiysaniz ve O'na teslim olduysaniz sadece O'na güvenip dayanin. 


85. Onlar da dediler ki: "Allah'a dayandik. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler toplulugu için deneme konusu kilma! 


86. Ve bizi rahmetinle o kâfirler toplulugundan kurtar!" 


87. Biz de Musa ve kardesine: Kavminiz için Misir'da evler hazirlayin ve evlerinizi namaz kilinacak yerler yapin, namazlarinizi da dosdogru kilin. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik. 


88. Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatinda zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri), insanlari senin yolundan saptirsinlar ve elem verici cezayi görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onlarin mallarini yok et, kalplerine sikinti ver (ki iman etsinler). 


89. (Allah): Ikinizin de duasi kabul olunmustur. O halde siz dogruluga devam edin ve sakin o bilmezlerin yoluna gitmeyin! dedi. 


90. Biz, Israilogullarini denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldirmak üzere onlari takip etti. Nihayet (denizde) bogulma haline gelince, (Firavun:) "Gerçekten, Israilogullarinin inandigi Tanri'dan baska tanri olmadigina ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanim!" dedi. 


91. Simdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmis ve bozgunculardan olmustun. 


92. (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olmasi için, bugün senin bedenini (cansiz olarak) kurtaracagiz. Iste insanlardan bir çogu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler. 


93. Andolsun biz Israilogullarini güzel bir yurda yerlestirdik ve onlara temiz nimetlerden rizik verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayriliga düsmediler. Süphesiz ki Rabbin, kiyamet günü onlarin, aralarinda ihtilaf etmekte olduklari seyler hakkinda hükmedecektir. 


94. (Resülüm!) Eger sana indirdigimizden (bu anlattigimiz olaylardan) kuskuda isen, senden önce Kitab'i (Tevrat'i) okuyanlara sor. Andolsun ki, Rabbinden sana hak gelmistir. Sakin süphecilerden olma! 


95. Allah'in âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana ugrayanlardan olursun. 


96. Gerçekten haklarinda Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar,inanmazlar. 


97.Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmis olsa bile, elem verici azabi görünceye kadar inanmayacaklardir. 


98. Yunus'un kavmi müstesna, (halkini yok ettigimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halki, keske (kendilerine azap gelmeden) iman etse de bu imanlari kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatindaki rüsvaylik azabini kaldirdik ve onlari bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandirdik. 


99. (Resûlüm!) Eger Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmalari için insanlari zorlayacak misin? 


100. Allah'in izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akillarini kullanmayanlari murdar (inkârci) kilar. 


101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakin (da ibret alin!)" Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarilar fayda saglamaz. 


102. Onlar, kendilerinden önce gelip geçmis toplumlarin (acikli) günlerinin benzerlerinden baskasini mi bekliyorlar? De ki: Haydi bekleyin! Süphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. 


103. Biz, sonra peygamberlerimizi ve ayni sekilde iman edenleri kurtaririz. Inananlari üzerimize bir borç olarak kurtaracagiz. 


104. De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden süphede iseniz, (bilin ki) ben Allah'i birakip da sizin taptiklariniza tapmam, fakat ancak sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emrolundu." 


1O5. "Ve (bana) hanîf (Allah'in birligini taniyici) olarak yüzünü dine çevir; sakin müsriklerden olma, diye (emredildi)." 


106. Allah'i birakip da sana fayda veya zarar vermeyecek seylere tapma. Eger bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun. 


107. Eger Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan baska giderecek yoktur. Eger sana bir hayir dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrini kullarindan diledigine eristirir. Ve O bagislayandir, esirgeyendir. 


108. De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmistir. Artik kim dogru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktir. Ben sizin üzerinize vekil degilim. (Sadece teblig etmekle memurum). 


109. (Resûlüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve Allah hükmedinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayirlisidir.


11-HUD Suresinin Türkçe anlamını oku.

11-HÛD

11-HUD Suresi Hakkında açıklama ve Türkçe anlamı

Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine'de, digerleri Mekke'de inmistir.
50 - 60. âyetlerde Arabistan halkina gönderilmis peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)'in hayatindan bahsedildigi için sûreye bu isim verilmistir. Yunus sûresinden sonra inmis olup onun devami niteligindedir. Itikada ait esaslari, Kur'an'in mucize olusunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayi ve Hz. Hûd'dan baska Nuh, Salih, Ibrahim, Lût, Suayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kissalarini ihtiva etmektedir.

11- Hud suresinin Türkçe anlamı


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla. 

1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her seyden haberdar olan (Allah) tarafindan âyetleri saglamlastirilmis, sonra da açiklanmis bir kitaptir. 


2. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan baskasina ibadet etmemeniz için (indirildi). Süphesiz ki ben, onun tarafindan size (gönderilmis) bir uyarici ve müjdeleyiciyim. 


3. Ve Rabbinizden magfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. Eger bu emrolunanlari yaparsaniz), Allah sizi, tayin edilmis bir süreye kadar güzel bir sekilde yasatir, fazlasini yapan herkese de iyiliginin karsiligini verir. Eger yüz çevirirseniz, ben sizin basiniza gelecek büyük bir günün azabindan korkarim." 


4. Dönüsünüz yalniz Allah'adir. O, her seye kadirdir. 


5. Bilesiniz ki, onlar Peygamber'den, (düsmanliklarini) gizlemeleri için gögüslerini çevirirler (gönüllerinden geçeni gizlerler). Iyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi, Allah onlarin gizlediklerini de, açiga çikardiklarini da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir. 


6. Yeryüzünde yürüyen her canlinin rizki, yalnizca Allah'in üzerinedir. Allah o canlinin durdugu yeri ve sonunda birakilacagi mekani bilir. (Bunlarin) hepsi açik bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dir. 


7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacagi hususunda sizi imtihan etmek için, Ars'i su üzerinde iken, gökleri ve yeri alti günde yaratandir. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açik bir büyüden baska bir sey degildir" derler. 


8. Andolsun, eger biz onlardan azabi sayili bir süreye kadar ertelesek, mutlaka "Onun gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldigi gün, bir daha onlardan uzaklastirilacak degildir. Ve alay etmekte olduklari sey, onlari çepeçevre kusatacaktir. 


9. Eger insana tarafimizdan bir rahmet (nimet) tattirir da sonra bunu ondan çekip alirsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur. 


10. Eger kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattirirsak, elbette "Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o (bunu derken) simariktir, kibirlidir. 


11. Ancak (musibetlere) sabredip güzel is yapanlar böyle degildir. Iste onlar için bir bagis ve bir büyük mükâfat vardir. 


12. Belki de sen (müsriklerin:) "Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kismini (duyurmayi) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktir. (Iyi bil ki) sen ancak bir uyaricisin. Allah ise her seye vekîldir. 


l3. Yoksa, "Onu (Kur'an'i) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eger dogru iseniz Allah'tan baska çagirabildiklerinizi (yardima) çagirin da siz de onun gibi uydurulmus on sûre getirin. 


14. Eger (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'in ilmiyle indirilmistir ve O'ndan baska tanri yoktur. Artik siz müslüman oluyor musunuz? 


15. Kim, (yalniz) dünya hayatini ve zinetini istemekte ise, islerinin karsiligini orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara ugratilmazlar. 


l6. Iste onlar, ahirette kendileri için atesten baska hiçbir seyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptiklari da bosa gitmistir; yapmakta olduklari seyler (zaten) bâtildir. 


l7. Rabbin tarafindan (gelmis) açik bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir sahidin izledigi, ayrica kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nin Kitab'i (elinde) bulunan kimse (inkârcilar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanirlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse iste cehennem atesi onun varacagi yerdir, bundan süphen olmasin; zira bu, senin Rabbin tarafindan bildirilmis gerçektir; fakat insanlarin çogu inanmazlar. 


18. Kim Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kiyamet gününde) Rablerine arz edilecekler, sahitler de: Iste bunlar Rablerine karsi yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah'in lâneti zalimlerin üzerinedir! 


19. Onlar, (insanlari) Allah'in yolundan alikoyan ve onu egri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardir. 


20. Onlar yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacak degillerdir; onlarin Allah'tan baska (yardim isteyecekleri) dostlari da yoktur. Onlarin azabi kat kat olacaktir. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardi. 


21. Iste onlar kendilerini ziyana ugrattilar. Uydurmakta olduklari seyler de kendilerinden kaybolup gitti. 


22. Süphesiz onlar, ahirette en çok ziyana ugrayanlardir. 


23. Inanip da güzel isler yapan ve Rablerine gönülden boyun egenlere gelince, iste onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalirlar. 


24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sagir ile gören ve isiten kimseler gibidir. Bunlarin hali hiç esit olur mu? Hâla ibret almiyor musunuz? 


25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçik bir uyariciyim. 


26. Allah'tan baskasina tapmayin! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabindan korkuyorum." 


27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüsle hareket eden alt tabakamizdan baskasinin sana uydugunu görmüyoruz. Ve sizin bize karsi bir üstünlügünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancilar oldugunuzu düsünüyoruz." 


28. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eger ben Rabbim tarafindan (bildirilen) açik bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katindan bir rahmet vermis de bu size gizli tutulmussa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediginiz halde biz sizi ona zorlayacak miyiz? 


29. Ey kavmim! Allah'in emirlerini bildirmeye karsilik sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatim ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak degilim; çünkü onlar Rablerine kavusacaklardir. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum. 


30. Ey kavmim! Ben onlari kovarsam, beni Allah'tan (onun azabindan) kim korur? Düsünmüyor musunuz? 


31. Ben size: "Allah'in hazineleri benim yanimdadir" demiyorum, gaybi da bilmem. "Ben bir melegim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördügü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayir vermeyecektir" diyemem. Onlarin kalplerinde olani, Allah daha iyi bilir. Onlari kovdugum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum." 


32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karsi mücadelede çok ileri gittin. Eger dogrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettigini (azabi) bize getir! 


33. (Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz (Allah'i) âciz birakacak degilsiniz. 


34. Eger Allah sizi azdirmak istiyorsa, ben size ögüt vermek istesem de, ögüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'na döndürüleceksiniz." 


35. (Resûlüm!) Yoksa, "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eger onu uydurduysam günahim bana aittir. Fakat ben sizin islediginiz günahtan uzagim." 


36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmis olanlardan baskasi artik (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onlarin islemekte olduklarindan (günahlardan) dolayi üzülme. 


37. Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarinca gemiyi yap ve zulmedenler hakkinda bana (bir sey) söyleme! Onlar mutlaka bogulacaklardir! 


38. Nuh gemiyi yapiyor, kavminden ileri gelenler ise, yanina her ugradikça onunla alay ediyorlardi. Dedi ki: "Eger bizimle alay ediyorsaniz, iyi bilin ki siz nasil alay ediyorsaniz biz de sizinle alay edecegiz! 


39. Kendisini rezil edecek azabin kime gelecegini ve sürekli bir azabin kimin basina inecegini yakinda bileceksiniz." 


40. Nihayet emrimiz gelip de sular cosup yükselmeye baslayinca Nuh'a dedik ki: "(Canli çesitlerinin) her birinden iki es ile -(bogulacagina dair) aleyhinde söz geçmis olanlar disinda- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azi iman etmisti. 


41. (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durmasi da Allah'in adiyladir. Süphesiz ki Rabbim çok bagislayan, pek esirgeyendir." 


42. Gemi, daglar gibi dalgalar arasinda onlari götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan ogluna: Yavrucugum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi. 


43. Oglu: Beni sudan koruyacak bir daga siginacagim, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'in emrinden (azabindan), merhamet sahibi Allah'tan baska koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarina dalga girdi, böylece o da bogulanlardan oldu. 


44. (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; is bitirildi; (gemi de) Cûdî (daginin) üzerine yerlesti. Ve: "O zalimler toplulugunun cani cehenneme!" denildi. 


45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Süphesiz oglum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktir. Sen hakimler hakimisin." 


46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden degildir. Çünkü onun yaptigi kötü bir istir. O halde hakkinda bilgin olmayan bir seyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamani tavsiye ederim. 


47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkinda bilgim olmayan seyi istemekten sana siginirim. Eger beni bagislamaz ve esirgemezsen, ben ziyana ugrayanlardan olurum! 


48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandiracagimiz, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabin dokunacagi ümmetler de olacaktir. 


49. (Resûlüm!) Iste bunlar sana vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onlari ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakinanlarindir. 


50. Âd kavmine de kardesleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. Siz yalan uyduranlardan baskasi degilsiniz. 


51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberlige) karsilik sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan baskasina ait degildir. Hâla aklinizi kullanmiyor musunuz? 


52. Ey kavmim! Rabbinizden bagis dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize gögü (yagmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsin. Günah isleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin. 


53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açik bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrilarimizi birakacak degiliz ve biz sana iman edecek de degiliz. 


54. Biz "Tanrilarimizdan biri seni fena çarpmis!" demekten baska bir söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'i sahit tutuyorum; siz de sahit olun ki ben sizin ortak kostuklarinizdan uzagim." 


55. "O'ndan baska (taptiklarinizin hepsinden uzagim). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!" 


56. "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandim. Çünkü yürüyen hiçbir varlik yoktur ki, O, onun perçeminden tutmus olmasin. Süphesiz Rabbim dosdogru yoldadir." 


57. "Eger yüz çevirirseniz süphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden baska bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her seyi gözetendir." 


58. Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafimizdan bir rahmetle kurtardik, onlari agir bir azaptan kurtulusa erdirdik. 


59. Iste Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçi her zorbanin emrine uydular. 


60. Onlar hem bu dünyada hem de kiyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Sunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'in rahmetinden uzak kilindi. 


61. Semûd kavmine de kardesleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. O sizi yerden (topraktan) yaratti. Ve sizi orada yasatti. O halde O'ndan magfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarina) çok yakindir, (dualarini) kabul edendir. 


62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Simdi) babalarimizin taptiklarina tapmaktan bizi engelliyor musun? Dogrusu biz, bizi kendisine (kulluga) çagirdigin seyden ciddi bir süphe içindeyiz. 


63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eger ben Rabbimden (verilen) apaçik bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermisse, buna ne dersiniz? Bu durum karsisinda O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabindan) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir sey yapamazsiniz. 


64. Ey kavmim! Iste size mucize olarak Allah'in devesi. Onu birakin, Allah'in arzinda yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayin; sonra sizi yakin bir azap yakalar. 


65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarini keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yasayin (sonra helâk olacaksiniz)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi. 


66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardik. Süphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her seye) galip gelendir. 


67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladi ve yurtlarinda diz üstü çökekaldilar. 


68. Sanki orada hiç oturmamislardi. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'in rahmetinden) uzak kilindi. 


69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) Ibrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kizartilmis bir buzagi getirdi. 


70. Ellerini yemege uzatmadiklarini görünce, onlari yadirgadi ve onlardan dolayi içine bir korku düstü. Dediler ki: Korkma! (biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik. 


71. O esnada hanimi ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da Ishak'i, Ishak'in ardindan da Ya'kub'u müjdeledik. 


72. (Ibrahim'in karisi:) Olacak sey degil! Ben bir kocakari, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doguracagim? Bu gerçekten sasilacak bir sey! dedi. 


73. (Melekler) dediler ki: Allah'in emrine sasiyor musun? Ey ev halki! Allah'in rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Süphesiz ki O, övülmeye lâyiktir, iyiligi boldur. 


74. Ibrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkinda (adeta) bizimle mücadeleye basladi. 


75. Ibrahim cidden yumusak huylu, bagri yanik, kendisini Allah'a vermis biri idi. 


76. (Melekler dediler ki): Ey Ibrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmistir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir! 


77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onlarin yüzünden üzüldü ve onlardan dolayi içi daraldi da "Bu, çetin bir gündür" dedi. 


78. Lût'un kavmi, kosarak onun yanina geldiler. Daha önce de o kötü isleri yapmaktaydilar. (Lût): "Ey kavmim! Iste sunlar kizlarimdir (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! Içinizde akli basinda bir adam yok mu!" dedi. 


79. Dediler ki: Senin kizlarinda bizim bir hakkimiz olmadigini biliyorsun. Ve sen bizim ne istedigimizi elbette bilirsin. 


80. (Lût:) Keske benim size karsi (koyacak) bir gücüm olsaydi veya güçlü bir kaleye siginabilseydim! dedi. 


81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kisminda ailenle (yola çikip) yürü. Karindan baska sizden hiçbiri geride kalmasin. Çünkü onlara gelecek olan (azap) süphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamani, sabah vaktidir. Sabah yakin degil mi? 


82. Emrimiz gelince, oranin altini üstüne getirdik ve üzerlerine (balçiktan) pisirilip istif edilmis taslar yagdirdik. 


83. (O taslar:) Rabbin katinda isaretlenerek (yagdirilmistir). Onlar zalimlerden uzak degildir. 


84. Medyen'e de kardesleri Suayb'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan baska tanri yoktur. Ölçüyü ve tartiyi eksik yapmayin. Zira ben sizi hayir (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kusatici bir günün azabindan korkuyorum. 


85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartiyi adaletle yapin; insanlara esyalarini eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolasmayin. 


86. Eger mümin iseniz Allah'in (helâlinden) biraktigi (kâr) sizin için daha hayirlidir. Ben üzerinize bir bekçi degilim. 


87. Dediler ki: Ey Suayb! Babalarimizin taptiklarini (putlari), yahut mallarimiz hususunda diledigimizi yapmayi terketmemizi sana namazin mi emrediyor? Oysa sen yumusak huylu ve çok akillisin! 


88. Dedi ki: Ey kavmim! Eger benim, Rabbim tarafindan (verilmis) apaçik bir delilim varsa ve O bana tarafindan güzel bir rizik vermisse buna ne dersiniz? Size yasak ettigim seylerin aksini yaparak size aykiri davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettigi kadar islah etmek istiyorum. Fakat basarmam ancak Allah'in yardimi iledir. Yalniz O'na dayandim ve yalniz O'na dönecegim. 


89. Ey kavmim! Sakin bana karsi düsmanliginiz, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin baslarina gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak degildir. 


90. Rabbinizden bagislanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. 


91. Dediler ki: Ey Suayb! Söylediklerinin çogunu anlamiyoruz ve içimizde seni cidden zayif (âciz) görüyoruz! Eger kabilen olmasa, seni mutlaka taslayarak öldürürüz. Sen bizden üstün degilsin. 


92. (Suayb:) "Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah'tan daha mi güçlü ve degerli ki, onu (Allah'in emirlerini) arkaniza atip unuttunuz. Süphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarinizi çepeçevre kusaticidir. 


93. Ey kavmim! Elinizden geleni yapin! Ben de yapacagim! Kendisini rezil edecek azabin gelecegi sahsin ve yalancinin kim oldugunu yakinda ögreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim." 


94. Emrimiz gelince, Suayb'i ve onunla beraber iman edenleri tarafimizdan bir rahmetle kurtardik; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladi da yurtlarinda diz üstü çökekaldilar. 


95. Sanki orada hiç barinmamislardi. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'in rahmetinden) uzak oldugu gibi Medyen kavmi de uzak oldu. 


96. Andolsun ki Musa'yi da mucizelerimizle ve apaçik bir delille gönderdik. 


97. Firavun'a ve onun ileri gelenlerine Fakat onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri dogru degildi. 


98. Firavun, kiyamet gününde kavminin önüne düsecek ve onlari (çekip) atese götürecektir. Varacaklari yer ne kötü yerdir! 


99. Onlar burada da, kiyamet gününde de lânete ugratildilar. (Onlara) verilen bu armagan ne kötü armagandir! 


100. (Ey Muhammed!) Iste bu, (halki helâk olmus) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatiyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardir, biçilmis ekin (gibi yok olan) da vardir. 


101. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiginde, Allah'i birakip da taptiklari tanrilari, onlara hiçbir sey saglamadi, ziyanlarini artirmaktan baska bir seye yaramadi. 


102. Rabbin, haksizlik eden memleketleri (onlarin halkini) yakaladiginda, onun yakalayisi iste böyle (siddetlidir). Süphesiz onun yakalamasi pek elem vericidir, pek çetindir! 


103. Iste bunda, ahiret azabindan korkanlar için elbette bir ibret vardir. O gün bütün insanlarin bir araya toplandigi bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatin) hazir bulundugu bir gündür. 


104. Biz onu (kiyamet gününü) sadece sayili bir müddete kadar bekletiriz. 


105. O geldigi gün Allah'in izni olmadan hiç kimse konusamaz. Onlardan kimi bedbahttir, kimi mutlu. 


106. Bedbaht olanlar atestedirler, orada onlarin (öyle feci) nefes alip vermeleri vardir ki. 


l07. Rabbinin diledigi hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateste ebedî kalacaklardir. Çünkü Rabbin, istedigini hakkiyla yapandir. 


108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin diledigi hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardir. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur. 


109. O halde onlarin tapmakta olduklari seylerden (bu seylerin onlari azaba götürdügünden) süphen olmasin. Çünkü onlar ancak daha önce babalarinin taptigi gibi tapiyorlar. Biz onlarin (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak verecegiz. 


110. Andolsun biz Musa'ya Kitab'i verdik; fakat onda ihtilaf edildi. Eger Rabbinden bir söz geçmemis olsaydi, elbette onlarin arasinda hüküm verilmisti (ve isleri de bitirilmisti). Süphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur'an hakkinda derin bir süphe içindedirler. 


111. Süphesiz Rabbin, onlarin her birinin amellerinin karsiligini onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onlarin yapmakta olduklarindan haberdardir. 


112. O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolundugun gibi dosdogru ol! Asiri da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptiklarinizi çok iyi görendir. 


113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ates dokunur (cehennemde yanarsiniz). Sizin Allah'tan baska dostlariniz yoktur. Sonra (O'ndan da) yardim göremezsiniz! 


114. Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kil. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahlari) giderir. Bu, ögüt almak isteyenlere bir hatirlatmadir. 


115. (Ey Muhammed!) Sabirli ol, çünkü Allah güzel is yapanlarin mükâfatini zayi etmez. 


116. Sizden önceki asirlarda yeryüzünde (insanlari) bozgunculuktan alikoyacak faziletli kimseler bulunsaydi ya! Fakat onlardan, kurtulusa erdirdigimiz az bir kismi müstesnadir (bunlar görevlerini yaptilar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahin pesine düstüler. Zaten günahkâr idiler. 


117. Halki iyi oldugu halde Rabbin, haksizlikla memleketleri helâk etmez. 


118. Rabbin dileseydi bütün insanlari bir tek millet yapardi. (Fakat) onlar ihtilafa düsmeye devam edecekler. 


119. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadir. Zaten Rabbin onlari bunun için yaratti. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracagim" sözü yerini buldu. 


120. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edecegimiz her haberi sana anlatiyoruz. Bunda sana gerçegin bilgisi, müminlere de bir ögüt ve bir uyari gelmistir. 


121. Iman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapin! Biz de (gerekeni) yapmaktayiz! 


122. Bekleyin! Süphesiz biz de beklemekteyiz! 


123. Göklerin ve yerin gaybi (sirri) yalniz Allah'a aittir. Her is O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptiklarinizdan gafil degildir. 


Yusuf Suresinin türkçe anlamını oku